|
Kadın ve erkek.
İnsan, insan olalı beri birlikte.
İnsan, insan olalı beri dünyaya şekil vermekte.
İnsan, insan olalı beri birbirini sevmekte ..
Peki, nedir bu günümüze damgasını vuran ve adına "aldatma" denen can acıtıcı incinme?
Bilim adamı artık, panik atakların oluşum nedenlerine ayırdığı zamanı, aşkın psikolojisine de ayırmaya başladı. Devletler, kanser araştırmalarına ayırdıkları bütçenin benzerini ilişkiler psikolojisine ayırmakta kararlı. Nasıl ki eski zaman yapılarını tutan bir denge taşı varsa, galiba dünya insanını tutan mihenk taşı da bu: İlişkiler. Kadın ve erkeğin birbirleriyle olan ilişkileri. Dünyamızın yerinde durmasını sağlayan denge taşı.
Canımız acıyor. Birbirimizi aldatıyoruz. Canımız acıyor. Patron, çalışanını aldatıyor,"yüce amaçlar uğruna çalış" diye. Çalışan, etkili yağ yakma yöntemleriyle patronunu aldatıyor, "kahraman" diye. Canımız acıyor. Ana, oğlunu aldatıyor, "en iyi sensin" diye. "Oğul anayı aldatıyor "en masum benim" diye. Ama en acıtanı kadın ve erkek arasında olanı. "Erkeğin elinin kiridir. Aldatır. " Peki, kiminle?" . Kadınla tabi ki. Bütün erkekler aldatır derseniz eğer; bütün kadınlar aldatıra götürebilir bu düşünce sizi.
Bilim adamları, incelikli bir soğukkanlılıkla, aldatmanın psikolojisini araştırmışlar sevgili okuyucular. Biliyor musunuz, kadın ve erkek farklı gerekçelerle birbirlerini aldatırlarmış. Duygusal yalnızlık ve ihmal, kadınların aldatma nedenlerinin başında gelirken, erkeklerin değişik heyecanlar yaşama arzuları tetikleyici bir etkenmiş. Toplumsal baskı, aldatma eyleminin kadın aleyhine sonuçlanmasını sağlarmış bütün dünyada. Kadınların aldatmasının sonucunda, çoğunlukla ilişki bitermiş yani. Erkekler için ise, durum farklı. Bir alışkanlık haline gelen "aldatmalar" olduğu gibi, "bi'seferlik" ilişkiler de olabilirmiş. Sonuç çarpıcı ama: erkek eşini sevmeye devam edermiş, kadın ise eylemi paylaştığı kişiyi severmiş çoğunlukla. Araştırmalardaki önemli bir nokta da şu: Evli erkeklerin % 25- 50 arası, kadınların ise %10 - 25 arası aldatırlarmış. Bir düğüm gibi değil mi? Aradaki matematiksel farkı karşılayan kimler acaba? Eldeki iyiye bakıyorum hemen: Bazı erkekler ve bazı kadınlar aldatmıyorlar... Denge taşını bulduk işte.
Denge taşının var oluşumuz açısından bir zorunluluk olduğunu, yok oluşumuza karşı belki de tek şansımız olduğunu konuşmaya başlarsak, sanırım tabanları yağlayarak kaçacak bazılarımız. Bunun yerine, "aldatmanın doğal nedenleri" başlıklı bir sohbet, pek çoğumuzun yüreğine -bu sıcak günde- serin sular serpecek. Çok Özür dileyerek söylüyorum ki sayın okuyucularım, maalesef bilim tarafından insanın insanı aldatmasının doğal nedenleri henüz bulunamadı. Gerçi, bazı meraklılar, primatlar ve gelişmiş hayvan organizmalarıyla olan benzerliklerimizi "aldatmanın doğası" başlığı altında sıralamayı pek sevdiler. "Güney Amerika'daki Tamarin maymunu bile eşini aldatıyormuş. Bu, doğamızda var" diyenler olsa da aldatma eyleminin sorumluları duygular, ilişkilerdeki algı farkları, karakter özellikleri ve toplumsal imkânlar gibi etkenler imiş.
Aldatmaya yönelik olarak, sonsuz miktarda insanca neden ve mazeret bulanabilir ve bulunmakta. Üretilen neden ne olursa olsun, aldatma eylemi ortaya çıktığında tarafların verdiği tepki ilişkinin geleceğinin en güçlü belirleyicisidir. Kocasının bir kadın tarafından kandırıldığına inanmayı tercih eden kadın, sizce daha sonra tekrar aldatılma riski taşımayacak mı? Peki, karısının ya da sevgilisinin aldatmayı kesinlikle hoş görmeyeceğini ve affetmeyeceğini bilen bir erkek gene de aldatır mı? Aldatılan kişi çekip gitti ve onurunu korumayı da bildi. Bu, işe yaradı mı? Daha sağlıklı ve kalıcı bir ilişki kurabildi mi? Ya da kaldı ve fedakâr aile kadını rolünü seçerek toplumdan "aferin" aldı. Bu, eşiyle sürdüreceği ilişkiye iyileştirici bir katkı sağlayacak mı?
Bu soruların doğru cevabı, sorun çözme becerimizde gizlidir. Aldatma bir sorundur; bundan dolayı, çözümü de vardır. Mesele, sorunu ele alış tarzındadır. Sorunu görmezlikten gelmek ve her şey yolundaymış gibi davranmak bir seçenektir. Bilinçli bir hafıza kaybı oyunu oynar ve gerçeklere gözünüzü kaparsınız. Hep bir tarafınız eksikmiş gibi hissettiğiniz halde, yaşama veremedikleriniz ve yaşamdan alamadıklarınızın hesabını yapmazsınız. Ta ki bir gün, içinizdeki "ben" isyan edene kadar.
"Bunu bana nasıl yapar" duygusu ile her şeyi bırakıp kaçmak da tercih edilen seçeneklerden. Ağır bir depresyon eşliğinde, eskiye göre çok eksilmiş bir öz güvenle her şeyden kaçarsınız. Uzun bir zaman, geçmişin hesabını -ama yalnız başınıza - vermeye çalışırsınız. Yapacağınız hiçbir hesap, durumu net olarak açıklayamaz. Cevap veremediğiniz sorular yüzünden, defteri kapatmak, hatta çöpe atmak da mümkün olmaz. Bu da yaşamda yeni bir sayfa açmanızı engeller.
İntikam duyguları ile donanmak ve harekete geçmek de ayrı bir seçenek. Üstelik intikam duygusu, aldatılanın ayağa kalkmasını, mümkün olan en yüksek güçle donanmasını ve eşine arzuladığı cezayı verebilmesini sağlayacak önemli bir toparlayıcı kuvvettir. Ama tehlikelidir; çünkü yıkıcı etkisinin içine intikam alan, alınan ve ilgili olan diğer kişiler -öncelikle varsa çocuklar- girer. Aile yapısında oluşacak yıkımın onarılmasının güçlüğü yanında; önemli bir sakınca da şudur: Aldatma ve sonrasında yaşananlar, çiftleri ve ortak yakınlarını farklı etkiler. İntikamın yıkıcı etkisinin, bireyler üstünde oluşan gölgesi, gelecekte sağlıklı ilişkilerin kurulmasını engeller. "Yeniden başlamak" gerçekleşmesi zor bir hayal olur.
Yaşanabilecek hayal kırıklığını, yenilmişlik ve değersizlik duygularını göze almak ve sorunla yüzleşecek cesareti göstermek ise uygulaması en zor seçenek. Zor; çünkü canınızı acıtan belki de kanatan İlişkinizi, bu duruma getiren etkenleri tarafsız bir bakış açısıyla ele almanız gerekir. Zor; çünkü bu işlemi canınızı yakan, aldatan kişi ile yapacaksınız. Bu sorgulamada üretilen nedenler, size göz kırpacak sürekli. Ama sağlıklı karar için, acı gerçeklere hazır olmalısınız. İlişkinizin bu duruma gelmesindeki gerçekçi katkılarınızla yüzleşmeden alacağınız ve uygulayacağınız her türlü karar, bozucu ya da yıkıcı sonuçlara götürebilir sizi. Gitmek ya da kalmak, ancak o zaman iyileştirici adımlar olacaktır sizin için.
Sisler bulvarında seni kaybettim
Sokak lambaları öksürüyordu
Yukarıda bulutlar yürüyordu
Terkedilmiş bir çocuk gibiydim
Dokunsanız ağlayacaktı. A. İlhan
|