|
Bu sadece bir rol değişimi ya da yeni bir ayrıcalık kazanmak değildir. Ana baba oluşun hak ve görevlerini sıralayarak ve titizlikle uygulayarak içinden çıkabileceğimizi düşünmek de her zaman yeterli olmaz.
Ana babalığa geçiş; bizi "çocuk" olduğumuz geçmişle yüzleştiren bir önemli dönemeçtir. Çocukluk yaşamımızın çatışmaları ve mutsuzlukları canlanır önce. Bizi korkutan, yalnız hissettiren ve yaşamla uyumumuzu inciten geçmişteki her türlü yaşantı; yetişkin kimliğimizi etkisi altına alır yeniden. Özellikle çözülmemiş içsel çatışmalarımız; çocuğumuza yönelik davranışlarımıza şekil vermek için canlanır. Onları geçmiş korkularımızdan uzak tutmak ya da bu korkulara karşı savaşa yollamak arasında bocalayabiliriz. Özlemlerimize bizim adımıza ulaşmaları umuduyla hayali beklentilere kapılabiliriz.
İlişkiler yolunda gittiği zaman bile, geçmişin gölgeleri; ana babaların bocalamasına neden olabilir. Geçmişten gelen ne olursa olsun, çocuğun gelişi ile alışılmış dengenin sarsılacağı ya da bozulabileceği gerçeğine hazır olunmalıdır. Aile ve ilişki yapısına uygun önlemler almak gerekir. Ana babalık sürecini sağlıklı bir dengeye oturtmak için; evliliğin kuruluş dönemindeki görevleri yerine getirmek önem taşır. Çiftler; ortak yaşamlarının ortak mutluluğunu sağlayacak koşulları bulmayı ve hayatlarına adapte etmeyi başarmalıdırlar. Eşit bireyler olarak kararlar alıp, sorumluluğu birlikte taşıyabilmelidirler. Kavga, aşağılama, çocuksu davranma ya da üstünlük sağlama çabaları yerine, sorun çözme becerilerini, ortak mutluluklarını güçlendirecek biçimde ifade edebilmelidirler. Aile ya da arkadaş çevresinin her türlü müdahalesine karşı, bağımsız ve onlara ait yuvayı oluşturabilmelidirler. En önemlisi; cinsel ve duygusal doyumlarını gerçekleştirecek keşiflerini yapabilmelidirler. Evliliğin kuruluş sürecindeki bu görevler başarıldığında; çift evliliğin ikinci dönemine yani ana baba olmaya hazır hale gelir.
Gebelik ve doğumla birlikte; evliliğin ikinci dönemi başlar. Birinci dönemin görevlerini başarıyla yerine getiren çiftler için bile, bu yeni dönem sorunlarla başlayabilir. Alışılagelmiş gündelik yaşamın değişmesi çiftleri sarsabilir ve aralarındaki denge ve uyum; öfke, kızgınlık, kıskançlık gibi nahoş duygularla yer değiştirebilir. Tozpembe hayallerle bebeğin gelişini bekleyen çift; uykusuzluk, gerginlik, yorgunluk ve endişe ile bunalım yaşayabilir. Birbirlerinden uzaklaştıklarını düşünebilirler ya da ana babalık rollerinin; "eş, çift" rollerinin önüne geçtiği yanılgısına düşebilirler.
Bunun yanında ana baba olmakla; yetişkinlik süreci de tamamlanır. Yaşamın bu çok yeni döneminde; çocuğumuza yönelik yetersizlik duygularımız ve yanlış yapma korkumuz, çocuk sorumluluğunun olmadığı geçmiş döneme özlem duymakla açığa çıkabilir. Bu duygunun nedeni evlilikteki uyumsuzluk, anlaşmazlıklar ya da çocuğun istenmemesi değildir. Yetişkin bireyler olarak; annelik ya da babalık görevlerinin kaçınılmazlığının yarattığı geçici korkudur. Evliliğinin kuruluş aşamasını başarıyla gerçekleştirmiş çiftler; gerek bu korkularla gerekse geçmişten getirdikleri gölgelerle kolaylıkla baş ederek; "eş", "anne" ve "baba" olmanın zaferini kutlarlar.
|