Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
İşte kızların hali
Tanınma istemek intihar olur
Zeyna yakaladı, 2 ay hapse çarptırıldı
37 ev soyuldu, bir kişi tutuklandı
Azılı dolandırıcı hapsi boyladı
İşlediği suçlar ortaya çıkıyor
Mecliste Kıbrıs mesaisi
Dereboyu'nda eğlence yola taştı
Köpek balıkları için kendini astı
Bağcıl'ın Bulgarları birbirine girdi
Akdeniz'in en güzeli: Bellucci
Bandabulya'yı "keşvet, yaşa, hisset"
"Dirhemini yiyen köpek, kudurur"
Futbol'da naklen yayın için ihaleye çıkılıyor
37 Suriyeli mülteciye 5'er gün hapislik
Hathaway Venedik'te

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

Kıbrıs Türklerinde Folklor: Batıl inancın alacakaranlığı

Bener HAKERİ

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   8 Eylül 2007, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

İbrahim BEYAZOĞLU

İlk çağlardan bugüne, insanlar kaostan rahatsızlık duymuşlardır. Romalı tarihçi Tacitus yaklaşık bin sene önce "bilinmeyen her şey insana hakikatte olduğundan çok daha korkunç gözükür" demişti. Mircea Eliade'nin, dinsel bağlamdaki çözümlemeler yaptığı, Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi: Taş Devrinden Eleussis Mysteria'larına metninin önsözünde kabul ettiği şekliyle de "İnsan zihninin, dünyada indirgenemez gerçek bir şeyin bulunduğu kanısı olmadan nasıl işleyebileceğini hayal etmek güçtür; insanın deneyimlerine ve dürtülerine anlam yüklemeksizin bilincin nasıl ortaya çıkabileceğini düşünmek olanaksızdır... İnsan zihni gerçek, zengin ve anlamlı olarak ortaya çıkanla bu niteliklerden yoksun olan, - yani şeylerin kaotik ve rastlantısal ve anlamsız beliriş ve yok oluşları -" evreni, ilişkileri, anlam ve değerleri, doğal olarak konumlarını ancak böyle kategorileştirerek, tanıdık şeylere indirgeyip sistematik bağlamlar kurgulayarak, simgesel kodlarla benzetme kurarak veya ayrıştırarak, bir şekilde tarif ederek yaşamayı, bilincine varmayı sürdürürler. Mitoloji, yapısalcılık, antropoloji, bilinç altı ve dil gibi disiplinleri harmanlayıp şekillendirerek paradigmatik bir sıçrayış yapan bir diğer önemli düşünürü Claude Lévi-Strauss, "Bilimin yalnızca iki işlem yolu vardır; ya indirgemecidir ya da yapısalcı. Bir düzeydeki çok karmaşık görüngülerin öteki düzeydeki karmaşık görüngülere indirgenmesi mümkün olduğunda indirgemecidir" dediği Mit ve Anlam'da akıldışı denilen olguyu ele alırken "bize düzensizlik olarak verilenin ardındaki düzeni bulmaya çalışmışımdır. Böyle belirgin bir düzensizliğin ardında bir düzen aramaya çalışmak benim ilk yönelimimdi" demişti. Günümüzde, Umberto Eco'nun Zamanların Sonu'nda bir araya getirilen söyleşide dikkat çektiği gibi, insanlar olayların rastlantıyla gerçekleştiğini kavrayamadıkları ve rastlantıdan inanılmaz derecede ürktüklerinden daima, olup bitenleri açıklayacak öyküler uydururlar. Batıl itikat, geçen bin yıl rağmen, belirsizlikleri noktalayıp, anlamlandırma ihtiyacını tatmin etmeyi sürdürüyor. Kıbrıs'ta umursamayanlar olsa da, onları yaşatanların sayısı hiç de azımsanamaz.

Aydınlanma'dan Modernizm'e ...

18. yüzyıl'da Batı'daki egemen entelektüel ve kültürel söylem bireyi doğanın efendisi konumuna taşıyan Rönesans'ın uzantısı Aydınlanma'ydı. Günümüzdeyse, Modernizm, Aydınlanma'nın mirasını hissettirmektedir.

Aydınlanma zayıflayan dini ve monarşik otoriteye bir tepkiydi. Bu fikre göre evren makine gibi işleyen bir sistemdi ve anlaşılabilirdi. 1789 Fransız Devrimi ardından akıl Tanrı yerine geçer. Bilim ve sağduyuya güvenilen böylesi kültürel ortamda folklor ve mitos hurafe, usdışı, boyuna tekrarlayan obsesif bir tecrübe (aslında Freud'un Totem Ve Tabu'daki anlamıyla dersek pek abartı olmaz) ve ilkellik diye tanımlanmış, sözüm ona "Ortaçağ" yaftası yemiş, yerlerini pozitivizm, materyalizm ve mekanik bir determinizm almıştı. Çünkü yaşadığımız dünyanın biricik gerçeğiydi. İronik bir şekilde efsanelere yan bakılırken, yeni bir mitos doğar: Akıl.

Kıbrıs Folkloru ve batıl inanç

Bugün Kıbrıs koşullarında da çok şey değişmedi. Aydınlanma hâlâ dayanak noktası. Kolektif tarihsel bellek, bilime ve zamana karşı direnip tarihin varoluş sayfasındaki umutsuz savaşını zayıflayarak sürdürüyor. Şimdi, Kıbrıs'ta bilinen olgulara ait ilginç ya da aşikâr bazı folklor figürlerine işaret etmek istiyorum.

Bazı kuşlar iyiye delâlet ederken, korkulanlar da var. Mesela Ebabil ve kırlangıca kutsal anlamlar atfedilirken, baykuştan korkulur. Özellikle sessizce bir yerde durup kaldığında oraya kötü haber getirir. Oysa, öttüğünde müjde getirir. İki karganın yan yana gelmesi hayıra âlâmet değildir. Karganın birisine dönüp ötmesi o kişinin öleceğine işarettir. Güvercin ve kumru uğurludur. Evdeki güvercini öldürmek ölüm getirir. Vakitsiz öten horoza iyi gözle bakılmaz. Sahibinin ölümüne yol açmasın ya da siyasi iktidar değişmesin diye başı baltayla kesilirmiş. Karatavuk musibettir ve telef edilmelidir. At, köpek, kaplumbağa ve kara yılan sevilir. Tavşan, kara kedi ve tilkiye rastlayan işlerin yolunda gitmeyeceği için hayıflanır. Başını havaya dikip uluyan köpeğin tabiat yıkımına sebep olacağından köpek susturulmalıdır (Küçük çocuk kafasını havaya dikip ağlarsa evden birisi ölür ve susturulması gerekir). Uğurböceği kısmet getirir.

Geceye dair benzer inanışlar mevcuttur. Gece yüksek sesle gülmek, bela vermek ve ıslık çalmak şeytanları getirir. Gece sakız çiğnemek sakızı ölü dişine dönüştürür. Dolap açanın mezarı açılır veya açılan dolabın içerisine şeytanların doluştuğu söylenir. Gece kediyle beraber yatılmaz. Uykuda ruh başka alemlere göç eder ve geri döndüğünde kedi ruhu yakalayıp uyuyanı öldürür. Birisi gece 3 defadan az çağrılırsa dışarıya çıkmamalıdır. Çünkü çağıran şeytandır. Gece tırnak kesilmez, temizlik yapılmaz. Bu kötücül çağrışımlara rağmen, ayın doğuşunu gören para bulurmuş.

İnanmak ya da inanmamak

Yukarıdaki inançlar saçma gözükebilir. Kültürde verilen mücadeleye rağmen birçok insanın kayıtsız kaldığı bu olup bitenlere herkesin inanması haliyle beklenemez. Sadece ilginç farklılıkların da olabileceğine gönderme yapmak istedim. Belki de, ne dediğimize bağlı olacak şekilde, Kral ve Hortlak'ta folklorun doğasını yorumlarken, "Canlı oldukları, kendilerini yeniden yaratabildikleri ve insan yazgısının sınırları içinde önceden kestirilemeyen, ama yine de kendi içinde tutarlı bir etkinlikle her zaman yenilenebildikleri için, folklor ve mitin imgeleri bizim bütün sistematikleştirme girişimimizi boşa çıkarırlar" diyen Heinrich Zimmer'e dönüp bir kez daha bakabiliriz. Kimbilir, Eco'nun, Gülün Adı romanında üzerine parmak bastığı "gerçek hiçbir yerde değildir bazen" sırf lâfta kalmaz. İnanıp inanmamak size kalmış...

Yapımında hiç metal kullanılmayan Uluburun II adlı gemi Girne'den de geçti

Uluburun II, alışılmadık biçimde dört köşe yelkenli; Kaş-Uluburun arasında 3306 yıl önce batan dünyanın en eski batığı olan antik ahşap bir tekneyi örnek alınarak yapılan bir gemidir.

1982'de bir sünger dalgıcı sonradan Uluburun I diye adlandırılan geminin ilk kalıntılarını buldu. Anadolu kıyılarında antik kazılar yapan George Bass'la ekibi Tunç çağının üzerindeki gizi açığa çıkarmak için 20 yıl süreyle araştırma yaptılar. İ. Ö. 1300'de bilinmeyen bir nedenle, Kaş-Uluburun yöresinde batan bu geminin yükü Kıraliçe Nefertiti'nin kıraliyet mühüründen dev anforalara, mücevherlerden dev savaş aletlerine dek 20 bin (yirmi bin) parça taşımaktaydı. Tunç çağındaki gemilerin Akdeniz'de dairesel bir rota çizdikleri, bu rotada Kıbrıs'ın de bulunduğu bilinmektedir.

Batık gemi bulunduktan sonra 360 Derece Araştırma Grubu adlı topluluğun lideri Osman Erkurt'tur. Bulunan gemi parçalarından "hiç çivi bulunmadığından, teknenin gövdesi metal kullanılmadan zıvana yöntemiyle birbirine geçirilen ağaçlarla inşa edildi"ği anlaşıldı. Ekip de aynı biçimde yapılan gemiye Uluburun II adını vererek 8 ay süren bir çalışmanın sonunda gemi Urla Tersanesi'nde denize indirildi.

Bu bilgilerle dahası Başkent Üniversitesi 'nin kültür yayını olan Bütün Dünya dergisinin Ekim 2005 sayısında Yaşamdan Yansımalar'ında Nuray Barttoschek vermektedir. Yazıda 4 de fotoğraf bulunmaktadır: Biri denizde Uluburun II'yi, diğeri Arkeolog Osman Erkurt'la eşi Teknik ressam Mualla Erkurt'u, üçüncüsü Uluburun II personelini uğradıkları Girne Limanı'nda, sonuncusu da geminin taştan olan çapasını göstermektedir.

İlginç olayla içerisinde (her ne kadar kıyılarımıza uğradığı tarihi veremiyorsam da) Uluburun II adlı geminin Girne Limanı'nda arz-ı endam ettiğini Nuray Bartoschek'in yazısından yararlanarak vermeği uygun buldum.

 

   1301 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
23 Ağustos 2008, Cumartesi   Sere serpe
17 Ağustos 2008, Pazar   Yozlaşmağa karşı manifesto (bildiri)
10 Ağustos 2008, Pazar   Sadrazam Mehmet Emin Paşa’nın teftişi
08 Ağustos 2008, Cuma   Telefon nerede?
19 Temmuz 2008, Cumartesi   NOTLAR Unutulanlar mı, bilinmeyenler mi?
05 Temmuz 2008, Cumartesi   Şairler, ah bu şairler!
05 Haziran 2008, Perşembe   Bir hikâye-i göçmen
27 Mayıs 2008, Salı   Tahmini namümkün şey
21 Mayıs 2008, Çarşamba   Kara çelenk
12 Mayıs 2008, Pazartesi   Sanatta devamlılık yok



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.2122 1.2207
1 STERLİN 2.1588 2.1749
1 EURO 1.7582 1.7706



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

OKUYUCU GÖRÜŞLERİ

Ali Baturay

HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYU...

Hasan Hastürer

Unutulduk!!!

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(39)...

Akay Cemal

Paylaşıma var mısın, yok musun?..

Ahmet Tolgay

Trodos: Dünü ve bugünü...

Bilbay Eminoğlu

Bakalım buna ne diyecekler?

Hüseyin EKMEKÇİ

Sonay Adem ne demek istedi?

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Aysu Basri

İRADE ve ÖDEV

Dr. Umut Altunç

Ateşli Çocuğa Nasıl Yaklaşmalı?

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Türem Delikurt

Tüp Bebek Yöntemi: 30 yıllık bir geçmiş ve...

Dr. İsmail KEMAL

Müzakereler başlarken

Emin AKKOR

Zayıf halka bulunup, çekiliyor

Oğuz Metiner

Ramazan'a girerken

Psikolog Ayla Kahraman

OKUL

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Aflatoksinden korkmalı mıyız?

Mehmet RATİP

Nagasaki'den Kıbrıs'a, Weller'...

Dr. Orhan Aydeniz

Dünya Barış Günü

Harid Fedai

(Geçen haftanın devamı)





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital