Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
İşte kızların hali
Tanınma istemek intihar olur
Zeyna yakaladı, 2 ay hapse çarptırıldı
Azılı dolandırıcı hapsi boyladı
37 ev soyuldu, bir kişi tutuklandı
İşlediği suçlar ortaya çıkıyor
Mecliste Kıbrıs mesaisi
Dereboyu'nda eğlence yola taştı
Köpek balıkları için kendini astı
Bağcıl'ın Bulgarları birbirine girdi
Bandabulya'yı "keşvet, yaşa, hisset"
Akdeniz'in en güzeli: Bellucci
"Dirhemini yiyen köpek, kudurur"
Futbol'da naklen yayın için ihaleye çıkılıyor
37 Suriyeli mülteciye 5'er gün hapislik
Hathaway Venedik'te

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

Okuma odası

Bener HAKERİ

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   15 Eylül 2007, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

1950'li yıllar gelmeden Leymosun Türk Spor Kulübü, Köprülü Camisi'nden ya da Ayandon Mahallesi'nden gelen yolun İsmet Paşa Sokağı'na yöneldiği sol köşede yoldan biraz yüksekçe bir alana kurulu eski bir binadaydı. Yanılmıyorsam kerpiç bir binaydı bu ve karşısındaki köşebaşında geniş odalı bir de kahvehane bulunmaktaydı.

Leymosun Türk Spor Kulübü, ben doğmadan önce kurulmuş kulüplerden biriydi. Mahallemizdeydi. Bundan dolayı ortaokulda bulunduğum üç yılda sıkça gittiğim bir kulüptü. Hiçbir kahveye gitmiyor, bu kulübe gidiyordum ve ne ailem, ne büyüklerim ne de öğretmenler gitmemi engelliyorlardı. Kimsenin kulübe gidişimi engellemediği gibi kulüptekiler de bana aksi bir söz söylemiyordu.

İçinizden kimisi:

- "Futbol mu oynuyordun?" diye soracak, ardından "Herhalde bunun için engellenmiyordun." diyecektir.

Oldum olası ilkokul, ortaokul yıllarında ayaktopuna merak salmadım. Dibelik öğretmenlerimiz bizi ayaktopundan uzak tutmaktaydı. Onlara göre topun ardından koşmak, top oynamak insanı derslerden uzak tutan uğraştı. Resim yapmak, yazmak da öyleydi. Ortaokul üçte ilk şiirim İstiklâl gazetesinde yayımlanınca duyduğum heyecanı, sevinci ve bütün bir pazar gününü nasıl geçirdiğimi anlatmam olanaksız. Nedir ertesi gün sınıftayken ilk derse giren öğretmenimin birisi:

- "Ay oğlum!" dediydi, "Bu işten vazgeç! Sanatçılar aç ölür."

Adını saygımdan ötürü yazmıyorsam da dediğinin genelde gerçek olduğunu yıllar sonra anlayacaktım ama iş işten geçmiş ola. Çocukluğumdan beri çevremdekilerin dediklerinden çok kafamın inandığını yapma huyum olduğundan olacak ki o öğretmenin inadına ta 1949'dan beri yazmağa devam ettim.

Okumama LTSK'nin de yararı oldu sanıyorum. O yıllardaki kulüplerde olduğunca buranın da bir okuma odası vardı. Bu oda gazetelerin okunduğu, camlı bir dolapta kitapların bulunduğu küçük, kibrit kutusu deyimine uygun bir odaydı. Büyük bir masa ve çevresinde Kıbrıslının o yıllarda pılastik türden sandalyelerin henüz olmadığı ve yaygın olarak kullandığı hasır sandalyeler bulunmaktaydı. Kulüpte Türkiye gazetelerinden Hürriyet (sonradan bu gazeteye Demokrat Parti'nin yayın organı olan Zafer gazetesi de eklenecektir) gazetesi günü gününe, tarihine göre yan yana, postadan çıktığınca katlı durmakta ve okurlar açıp okuduğu gazeteyi yine eskisince katlayıp yerine koymakta, sonrakini almaktaydı.

Sedat Simavi, Kıbrıs sorununu Türkiye'de gazetesiyle tanıtan değerli bir gazeteci olduğu gibi yanılmıyorsam belli başlı yerleşim yerlerindeki kulüplere Hürriyet gazetesini ücretsiz göndermekte, kültürümüze yardım edenlerdendi.

O günleri yaşayanlardansanız:

- "Doğrudur." diyeceksiniz, "Hatta gazeteler vapurla geliyordu. Ayda bir gelen gazeteleri nasıl da günü gününe gelmiş gazetelermişcesine okumaktaydık."

O yıllardan sonraki yıllarda birçok gazetenin okuru oldumsa da, doğruya dosdoğru, Hürriyet gazetesinin bunlar arasında ayrı bir yeri oldu ve olmağa da devam etmektedir.

Okuma odasında gazete okuma alışkanlığını edinen öğrencilerin bundan dolayı LTSK'ye gidişleri ya girişleri yasaklamıyordu. Bu tutum LTSK; Doğan Türk Birliği'ne dönüşünce de süregidecektir. Orda da ayrı bir okuma odası olacaktı.

LTSK'nin okuma odasında sigara içilmediğini söylemeliyim. Sigara içme yasağı olmadığı halde okuma odaları kütüphane sayıldığından kimse orada sigara içmemekteydi. Hafızam beni yanıltmıyorsa bu okuma odalarında yalnız sigara değil kahve, çay vb. İçecekler de içilmiyor; basadembo vb. Eğlencelikler de yenilmiyordu.

Bu okuma odasında ve sonrakilerde de hiçbir zaman eksik olmayan bir sima vardı: Ali dayı dediğim Ali Riza Bahçecioğlu'ydu bu. Ali Riza Bahçecioğlu'nun oğlu Togay sınıf arkadaşlarımdan biriydi. Ayandon Mahallesi'nde denize sıfır bir bahçeleri vardı. Bu bahçe atadan kalmaydı. Denizin hırçın dalgaları bahçenin denize yakın bölümünden büyük bir arazi parçasını günlük deyimle yediği söylenmekte ve büyüklerimiz işaret parmaklarıyla denizin aldığı kısımı göstermekteydiler. Ali Riza Bahçecioğlu başından hiç eksik etmediği fötr şapkasıyla (Sonralarda böyle bir şapkayla tanıyacağım Hasan Nidai de fötr şapka giymekteydi.) Leymosun'un ilginç insanlarından birisiydi ve çok okuyordu. Bir zamanlar öğretmenlik de yaptığı söylenilmekteydi. Onun sonralarda şiir yazdığını da bilmenizi istiyorum. Birçok şiiri direniş yıllarımızda Leymosun'daki Sancak Radyosu'nda okundu.

Türkiye'den konuk gelen öğretmenler ya da subayların (sivil giyimliydiler) kulüp avlusunda çekecekleri fotoğrafın karesine Tankut'la (Tankut M. Tevfik) girişimizi anımsadığım gibi okullarda ulusal günlerin kutlanamadığı o günlerden bir gün Cemal Oğuz Öcal'ın bir şiirini, avluda değil kulüp binasının içerisinde okuduğumu nasıl unutabilirim. Bu topluluk önünde mikrofon karşısına ilk çıkışımdı.

- "Böyle öykü olmaz ki!" deseniz de yazmış oldum bir kere. Öykü yazmanın ya da bir metinin öykü sayılmasının kuralları kimilerince söylenilse, yazılsa bile bu kuraların tümü de çöp sepetine atılmalıdır bence. Bir kulübün geçmişinden ve aynı kulübün okuma odasından esinlenerek yazdıklarımı öykü saymayanlar varsa kalemi ellerine alıp öykü yazsınlar. Bunu siz de yapabilirsiniz. Ben de bu kez yazılanı beğeniyle okuyuveririm. Ama lütfen yazılacak öykü neşeli olsun; çünkü bugünlerde üzülmekten fazla neşelenmeğe gereksinmemiz vardır.

Baf Limanı önünde Kara Cehennem Cengi ve Murat Reis'in Rodos'taki türbesi

Denizciliğe Cezayir'de korsanlıkla başlayan, Turgut Reis'in yanında yetişen Murat Reis, Kanuni Sultan Süleyman zamanında Osmanlı donanmasına girdi. Piri Reis, Murat Ali Reis komutasında birçok savaşa katıldı. Barbaros Hayrettin Paşa'nın Haçlı Donanması Amirali Andrea Doria'yla 1538'de yaptığı Pıreveze deniz savaşına Turgut Reis kumandasında reis olarak katıldı.

Kıbrıs tarihi yazarlarınca hiç mi hiç sözü edilmeyen deniz savaşlarından Baf Limanı önünde Kara Cehennem Cengi denen bir deniz savaşı son katıldığı savaş oldu. Murat Reis bu savaşta 90 Malta kalyonuna karşı bir gün çarpıştı, yaralandı. 10 Malta gemisinden 6'sı esir alındıysa da Murat Reis şehit oldu ve Rodos adasına gömüldü.

2 Eylül 2007 yılgünkü Hürriyet gazetesinin 16'ncı sayfasında "Murat Reis kimdir?" başlığıyla bu bilgi verilirken aynı yerde "Yıllardır Reis'in türbesini bekliyorlar" diye ikinci bir yazı vardır. Bu yazıda Barbaros Hayrettin Paşa'nın amirallerinden olan Murat Reis'in Rodos adasındaki türbesini 49 yıldır Şaban ve Süheyla Karkınlıoğlu adlı bir ailenin bekçiliğini yaptıkları, çiftin bir fotoğrafıyla birlikte verilmektedir. Türbenin bekçiliğini eşi Süheyla'yle birlikte yapan 76 yaşındaki Şaban Karkınlıoğlu: "Biz elimizden geldiğince mekanların bakımını da yapıyoruz. Türbe ve camiyi ziyaret edenlerin desteğiyle yaşamımızı sürdürüyoruz." dediği haberde Türkiye'nin Rodos Başkonsolosu Ahmet Arda'nın "Murat Reis türbesi ve külliyesinde yer alan eserlerin restore edilmesi gerektiğini Yunanlı makamlara ilettiklerini ve bu eserlerin restorasyonu için 900 bin Euro ayrıldığını öğrendikleri" de yazılmaktadır.

Yılan kafasından muska

1801'de Kıbrıs'ta bulunan Dr. Hume adlı birisi Memoirs (Anılar) adlı kitabında Mağusa'da yaşayan bir papazdan söz etmektedir. Bu papaz sağıryılan (kufi)'ın zehirinin ölümcül etkilerini önlemek için sanatkar Yahudiler tarafından bu yılanın kafatasından yontarak yaptıkları muskaları inananlara vermekte, böylece onları zehirli hayvanların ısırmasından koruduğunu demektedir.

Nedir aynı gezgin, Kıbrıslı Rum orakçıların usa yakın bir başka uygulamalarından söz etmekten de geri kalmamaktadır. Bu da onların yan taraflarına iliştirdikleri çanın çıkardığı sesle sağıryılandan korunduklarıdır.

   1383 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
23 Ağustos 2008, Cumartesi   Sere serpe
17 Ağustos 2008, Pazar   Yozlaşmağa karşı manifesto (bildiri)
10 Ağustos 2008, Pazar   Sadrazam Mehmet Emin Paşa’nın teftişi
08 Ağustos 2008, Cuma   Telefon nerede?
19 Temmuz 2008, Cumartesi   NOTLAR Unutulanlar mı, bilinmeyenler mi?
05 Temmuz 2008, Cumartesi   Şairler, ah bu şairler!
05 Haziran 2008, Perşembe   Bir hikâye-i göçmen
27 Mayıs 2008, Salı   Tahmini namümkün şey
21 Mayıs 2008, Çarşamba   Kara çelenk
12 Mayıs 2008, Pazartesi   Sanatta devamlılık yok



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.2122 1.2207
1 STERLİN 2.1588 2.1749
1 EURO 1.7582 1.7706



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

OKUYUCU GÖRÜŞLERİ

Ali Baturay

HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYU...

Hasan Hastürer

Unutulduk!!!

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(39)...

Akay Cemal

Paylaşıma var mısın, yok musun?..

Ahmet Tolgay

Trodos: Dünü ve bugünü...

Bilbay Eminoğlu

Bakalım buna ne diyecekler?

Hüseyin EKMEKÇİ

Sonay Adem ne demek istedi?

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Aysu Basri

İRADE ve ÖDEV

Dr. Umut Altunç

Ateşli Çocuğa Nasıl Yaklaşmalı?

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Türem Delikurt

Tüp Bebek Yöntemi: 30 yıllık bir geçmiş ve...

Dr. İsmail KEMAL

Müzakereler başlarken

Emin AKKOR

Zayıf halka bulunup, çekiliyor

Oğuz Metiner

Ramazan'a girerken

Psikolog Ayla Kahraman

OKUL

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Aflatoksinden korkmalı mıyız?

Mehmet RATİP

Nagasaki'den Kıbrıs'a, Weller'...

Dr. Orhan Aydeniz

Dünya Barış Günü

Harid Fedai

(Geçen haftanın devamı)





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital