Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
İşte kızların hali
Tanınma istemek intihar olur
Zeyna yakaladı, 2 ay hapse çarptırıldı
37 ev soyuldu, bir kişi tutuklandı
Azılı dolandırıcı hapsi boyladı
İşlediği suçlar ortaya çıkıyor
Mecliste Kıbrıs mesaisi
Dereboyu'nda eğlence yola taştı
Köpek balıkları için kendini astı
Bağcıl'ın Bulgarları birbirine girdi
Akdeniz'in en güzeli: Bellucci
Bandabulya'yı "keşvet, yaşa, hisset"
"Dirhemini yiyen köpek, kudurur"
Futbol'da naklen yayın için ihaleye çıkılıyor
37 Suriyeli mülteciye 5'er gün hapislik
Hathaway Venedik'te

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

Şairler, ah bu şairler!

Bener HAKERİ

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   5 Temmuz 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Şairlerin çoğu neden birbirini çekemiyor? Bu soruya siz okurların yanı sıra şiir yazanlarla şiir karalayanların içerisinde yanıt verenler neler neler demişler, neler neler düşünmüşlerdir, bilemem. Nedir size başımdan geçen birkaç olayı öyküleştireyim de soruya yanıt vermeyenleriniz, veremeyenleriniz, vermek istemeyenleriniz varsa bu konuda bir şeyler diyebilirler ya da düşünebilirler belki.

Hikmet Afif Mapolar'ın Çardak'ı yayımladığı yıllarda dergide Mustafa İzzet Adiloğlu'yla yapılan röportajda, ona Kıbrıs'ta en beğendiği şairler sorulduğunda Adiloğlu, beğendikleri arsasında beni de yazmıştı ama o zamanlar ünlü bir şairi basımevine giderek konuşmadaki adımı çıkarmıştı.

Şimdi içinizden biri:

- "Bunu nereden biliyorsun?" diye sormuştur, eminim.

- " Nereden mi biliyorum? Bunu bana o yıllarda, dergi yayımlandıktan sonra, Adiloğlu'nun kendisi söylediydi.

Yani ben, onun yalancısıyım ama o ünlü mü ünlü şairin bunu yaptığına inanmaktayım. Neden mi? O, Çardak'ın yazı kurulunda olduğu sürece Çardak'ta hiçbir şiirim, yazım ya da resimim yayımlanmıyordu. Ne zaman dergiden ayrılıverdi, ondan sonra Çardak'ta görülmeğe başlandım.

Aynı şair, Halkın Sesi'nde yönettiği 'edebiyat sayfası'na da gönderdiğim şiirlerden hiçbirini koymuyordu nedense. Bir gün Sultan Mahmut Kütüphanesi'nin bulunduğu alanda, şimdi yerinde yeller esen Küçük Medrese avlusundaki havuzun kenarında oturuyorken arkadaşın birisine o anda uydurduğum bir şiir (!) yazdırdım. Altına da Macide Tanık adını koydurup bir de imza çaktırdım. Bunun ardından orada bulunan İzzet Rıza Yalın'a:

- "İzzet" dedim, "bir şiir de sen yazdır. Altına bir bayan adı koydur, şiiri de sayfayı yöneten 'milli şair'e ithaf ettir; gönderelim bakalım ne olacaktır?"

Bu kez, İzzet'in şiirini bir başkası kaleme alıverdi. Başlık altına da ".......'a ithaf" yazılması unutulmadı. İzzet Rıza Yalın'ın ne şiirinin adını ne de seçtiği adı anımsamıyorum şimdi.

Her iki şiiri ayrı zarflara koyup Halkın Sesi'ne, ünlü milli şairin adına, postalayıverdik.

Yani, şimdi siz, sonucu merak etmiyor musunuz? Neyse, sizleri daha fazla merakta bırakmayayım. Her iki şiir haftasına Halkın Sesi'nin ilgili sayfasının en mutena yerinde yayımlanmasın mı? Hani bayanlar, kadınlar birçok kez erkeklerle eşit sayılmadıklarından yakınıyorlar ya. Şimdi böyle düşünenlere ne demeli? Yahu o yıllarda uzun süre şiir yazan ve şiirleri birçok kez yayımlanan benim o gazetede imzamla tek bir şiirime yer vermeyen sayfa yöneticisi hiç mi hiç adı duyulmayan bir bayan adı taşıyan şiire birdenbire yer vermesine ne buyurulur? Şimdilerde bile televizyonlardaki izlencelerde hanım kızlarımız boy boy arz-ı endam etmiyorlar mı? Demek ki sanat, kültür dünyasında, yazdıklarınızın kalitesi ne olursa olsun, bayan olmak varmış.

Bunları bir yana bırakalım. Bu olayı neden aldığım açık seçik. Ey okur, ola ki bir gün Halkın Sesi'nde Macide Tanık imzasına rastlayıverirsiniz, boşuna kimliğini araştırmayasınız diye öykü içine bu öyküyü koyuverdim.

Şimdi de size, bu olaydan birkaç yıl sonra Türkiye'de üniversiteye adım attığımda bir başka olayı anlatayım. Felsefe Bölümü'nde olduğum halde Edebiyat Bölümü'ndekilerden de yazıp çizenleri tanımağa özen gösteriyordum. O bölümdeki kimi öğrenciler Şölen (Aynı adla bir dergi yıllar sonra Kıbrıs'ta da yayımlanacaktır.) adlı bir dergi yayımlamağa karar verinceler aralarında Oktay Tuncer'in de olduğu Şölencilere üç şiir verdim, birisinin adı 'esrik'ti, diğerlerini anımsamıyorum.

Dergi yayımlandığında hiçbir şiirime yer verilmediğini gördüm. Yayımlanmamasının nedenini sordum, beğenilmediklerini, hiçbirinin yayımlanacak düzeyde olmadığını demesinler mi?

O yıllarda da şiirin ne olduğunu, ne olmadığını bildiğimi sandığımdan Oktay Tuncer'e:

- "Öyle mi?" dedim, " Dergideki hiçbir şiir benimkilerden güçlü ya da nitelikli değildir. Verdiğim şiirlerden birisini Türkiye'nin kalburüstü edebiyat-sanat dergilerinden birisinde yayımlatayım da şiir olup olmadığını anlarsınız belki."

Yayımlatamayacağımı hem o hem de yanındakiler demesin mi? Esrikliğimde ne yapacağım pek belli olmasa da esrik adlı şiirimin Türkiye'nin Varlık, Yeditepe, Türk Dili vb. dergilerinden yayımlanacak düzeyde olduğuna inanmaktaydım ya onların bu tavırlarına aldırmadım. Benimkisi bir inançsaydı onlarınki bir tür büyüklenme ya karşısındakini küçümsemeydi.

Sözü uzatmayayım. O yıllarda İstanbul Üniversitesi'nin Felsefe Bölümü'nde kitaplık sorumlusu Salah Birsel'di; tanışmıştık. Sarada bir kütüphaneye gidip, eğer çalışmıyorsa ve kitaplıkta birileri de yoksaydı şuradan buradan; daha çok sanat, şiir üstüne konuşuyorduk. Yeni yazdıklarımı veriyor, düşüncelerini alıyordum.Bu konuşmalar kısa da sürse benim için yararlı oluyordu. Yine kitaplığa uğradım. Şölen öyküsünü anlatmadan üç şiiri verip düşündüklerini öğrenmek istediğimi, birkaç gün sonra uğrayacağımı söyleyip çıktım. Galiba hafta başıydı. Hafta ortasında uğradığımda Salah Birsel, "esrik" adlı şiirimi ayırdı:

- "Bu çok iyi." dedi, "Yayımlanabilir."

Hah! Körün istediği de iki göz değil miydi? Bu fırsatı kaçırır mıydım hiç? Dibelik şiirlerimden birisi beğenilseydi, ben de yayımlanıp yayımlanamayacağını sormayacak mıydım? Evetlendiğinde de bir dergiye verilmesini rica etmeyecek miydim?

- "Salah Bey," dedim, "rica etsem bunu bir dergide yayımlanması için verir misiniz?"

Verebileceğini; Yeditepe'ye mi, Varlık'a mı, Türk Dili'ne mi, hangisini tercih ettiğimi sordu. Yeditepe'yi söyleyiverdim ve esrik'i bırakıp teşekkür ederek çıktım.

Günler kolayına geçmedi. Yeditepe'nin çıkacak sayısı 100'üncü sayı olup özel sayıydı bu. O gün geldi. Salah Birsel'e uğradığımda dergiyi uzatıp şiirimin yayımlandığını ve "telif hakkı ücreti"ni almak üzere Yeditepe'ye uğrayıp Hüsamettin Bozok'u görmemi söyledi. Ona "telif hakkı ücreti" yerine alacağım tutar bitinceye dek derginin gönderilmesini istedim. Ayraç içerisinde söyleyeyim, dergi, bırakmış olduğum telif hakkı ücreti bittikten sonra sürekli bildirdiğim adreslere gönderiliverdi.

Yeditepe'nin 100'üncü sayısında esrik'in yayımlanmasıyla birdenbire çevremdekiler beni "şair" saymağa başlamasınlar mı? Şölencilere de dergiyi gösterdiğim halde şairliğimi onlar da onayladılar mı bilmiyorum. Çünkü Şölen'in ikinci sayısının çıkıp çıkmadığını bilmiyorum. Şölenciler şairliğimi onaylasalar da onaylamasalar da ne gam? Dediğimi yerine getirdimdi ya, bu yetmez miydi? Yıllar sonra birçok şiirim gazete, dergilerde yayımlandığı; birden çok şiir kitabı yayımladığım halde beni hâlâ "şair" saymayıp "şiir geceleri"ne çağırmayanlar var ya gülüyorum onlara. Hani ellerinde olsa ve "şairlik icazeti" ya da "diploması" vermek gibi bir yetkileri olsaydı tıpkı basında bir ömür hizmet ödülü verildiği halde kimilerince "gazeteci" hatta galiba "yazar" da sayılmayan bendenizin de hapı yuttuğunun resmiydi.

Bu şairlere ne diyeyim bilmem ki! Siz gene de bu öyküyü gülümseyerek şu sözlerle bitiriveriniz olmaz mı?

- "Şairler, ah bu şairler!".

NOTLAR

İçerisinde "e" harfi olmayan yapıt

George Perec, La Disparition adlı romanını içerisinde "e" harfi geçmeyecek biçimde yazdıydı. Yanılmıyorsam 1960'larda yazılan bu yapıt 2005'te Kayboluş adıyla Türkçe'ye çevrilerek yayımlandı. Ayrıntı Yayınları arasında çıkan kitabı Türkçe'ye çeviren Cemal Yardımcı yazarın bu yazımına uyarak, o da, Kayboluş adıyla çevirdiği yapıtta da "e" harfini kullanmadı.

La Dispiration'u "e"siz yazana da onu Türkçe'ye "e"siz çevirene de aferin doğrusu.

Osman Güvenir'in ikinci öykü kitabı

Osman Güvenir, Aralık 2005 yayımladığı İlk Ve Son Resim kitabından sonra Mayıs 2008'de Kaybolan Hayat adlı öykü kitabını yayımladı. Kitabın kapak tasarımı: Ayfer Arslan, kapak kompozisyonu: Osman Güvenir, baskı: Ajans Yay Ltd. tarafından yapıldı. Kitapta 18 öykü ve sonda ilk öykü kitabı hakkında "Basında Çıkan Yorumlar" yer almaktadır.

Kaybolan Hayat'taski Önsöz'de Güvenir " Öykü yazarlığımda hiçbir zaman kısa öykü yazmağı düşünmedim. Öykümün derin ruhunu ve insanda duygusal bir haz ve etki yaratma gücünü bu tarz içinde düşündüm ve bu anlayışla öykülerimi kaleme aldım. Tabii ki öykülerimi okuyan değerli dostlarım ve değerli okurlarımın, ne çok kısa öykünün doyumsuzluğunda, ne de çok uzun romanın yorgun akışında kaybolsun ve sıkıntısına düşsün istedim. Bu, benim kişisel görüşümdür."

Osman Güvenir'in bu ikinci öyküler yapıtını okurlara salık veriyorum.

Zihni Turkan'ın Sarayönü Meydanı üzerine kitabı

Yakın Doğu Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Ve İç Mimarlık Bölümleri'nde yrd. Doç. Olarak öğretim üyeliği yapan Zihni Turkan'ın Sarayönü Meydanı'nın oluşumuyla gelişimini anlatan yaptı hem Türkçe hem de İngilizce olarak Işık Kitabevi Yayınları arasında Nisan 2008 tarihiyle çıktı. Kitap tasarımı Dr. Zihni Turkan / çeviri: Mehmet Sinan / baskı, cilt: Mavi Basın Yayın Ltd. diye belirtilen kitap Işık Kitabevi Yayınları'nın 52. kitabıdır. Kitabın son sayfalarında ( 47- 57. ss.) dünkü ve bugünkü fotoğraflara yer verildi.

Dr. Zihni Turkan (yük. Müh. Mimar-Arch M.A)'ın Lefkoşa Tarihi Kent Dokusunda Sarayönü Meydanı Oluşumu Ve Gelişimi (The Formation and Development of Sarayonu Square within the Historical City Texture of Nicosia) adlı kitabı okurların kitaplığındaki Kıbrıs köşesini zenginleştirecek bir kaynak kitap niteliğindedir.

Kristal Atom'dur Etimiz

Orhan Kafa'nın "III. Yeninin Kara Şiirleri" diye nitelendirdiği özgün bir kitaptır bu. Cumhur Deliceırmak yazdığı Önsöz'de şöyle demektedir:

"Şiir'in ezberini bozmak.

Şairler bunun üzerinde düşünmeli midir?

Kapitalizm tüketim üzerine bina edilmiştir ve tüketilen tek gerçek insaniyetliktir.

Şiir insanın insaniyetliğinin hatırlanması için söylenmelidir yazılmalıdır ve söylenmeyini yazılmayanı söyleyip yazmaktan korkuları yazıp söylenmelidir.

Neyin muhaliflik olduğunu şiir ile işaret eder. Çünkü damardan muhaliftir Orhan Kafa Muhalefet ediyor iktidar olan tek şeye ki o aslında her şeydir.

Kapitalizm tüketiyor insanlığı Orhan şiiri niye yazıyor."

Orhan Kafa imzasını şiirsever okurlar Kıbrıs Postası ve Halkın Sesi'ndeki şiirleriyle anımsayacaklardır. Kristal Atomdur Etimiz adlı bu şiir kitabını şiiri düşünerek okumağı sevenlere salık verirken kitaptaki iki şiiri alıntılıyorum:

Ya Kuzgun Leşe Ya Devlet Başa

Çekiç

Mıh döver

Olacaksan çekiç ol

Mıh olma!

Vadeli

Sevdalarım vadeli

Aşklarım vadeli

Hayatım vadeli

Bana kredi kartınızı

Verir misiniz.

************

Düşüncelerini tam ve yerinde sözcüklerle anlatamayan kişi, yanlış tartılarla iş görmeğe çalışan satıcıya benzer.

Goethe

Akıllı insan her düşündüğünü söylemez ama söylediği her şeyi düşünür.

Aristoteles

Düşünmeden önce dilin çalışmasın.

Voltaire

Ağzımızdan çıkan her sözcüğü kişiliğimizi oluşturan tuğlalar olarak düşünmeliyiz.

Descartes

Yükselme düşme denli insanın başını döndürür.

Victor Hugo

Birçok şeyi yarım bileceğinize bir tek şeyi iyi bilin.

Nietzche

Yanıldığını kabul etmeyenler en çok yanılanlardır.

La Rochefoucould

Yokluğunu duymadığınız şeyin üzüntüsünü de duymazsınız.

Çiçero

sıra dışıyla, sıradanı unutacak denli büyülenmeyin.

Magdalen Nabb

   758 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
23 Ağustos 2008, Cumartesi   Sere serpe
17 Ağustos 2008, Pazar   Yozlaşmağa karşı manifesto (bildiri)
10 Ağustos 2008, Pazar   Sadrazam Mehmet Emin Paşa’nın teftişi
08 Ağustos 2008, Cuma   Telefon nerede?
19 Temmuz 2008, Cumartesi   NOTLAR Unutulanlar mı, bilinmeyenler mi?
05 Haziran 2008, Perşembe   Bir hikâye-i göçmen
27 Mayıs 2008, Salı   Tahmini namümkün şey
21 Mayıs 2008, Çarşamba   Kara çelenk
12 Mayıs 2008, Pazartesi   Sanatta devamlılık yok
05 Mayıs 2008, Pazartesi   Dünden bugüne Kıbrıs'ta su, çalışmalar vs.



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.2122 1.2207
1 STERLİN 2.1588 2.1749
1 EURO 1.7582 1.7706



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

OKUYUCU GÖRÜŞLERİ

Ali Baturay

HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYU...

Hasan Hastürer

Unutulduk!!!

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(39)...

Akay Cemal

Paylaşıma var mısın, yok musun?..

Ahmet Tolgay

Trodos: Dünü ve bugünü...

Bilbay Eminoğlu

Bakalım buna ne diyecekler?

Hüseyin EKMEKÇİ

Sonay Adem ne demek istedi?

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Aysu Basri

İRADE ve ÖDEV

Dr. Umut Altunç

Ateşli Çocuğa Nasıl Yaklaşmalı?

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Türem Delikurt

Tüp Bebek Yöntemi: 30 yıllık bir geçmiş ve...

Dr. İsmail KEMAL

Müzakereler başlarken

Emin AKKOR

Zayıf halka bulunup, çekiliyor

Oğuz Metiner

Ramazan'a girerken

Psikolog Ayla Kahraman

OKUL

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Aflatoksinden korkmalı mıyız?

Mehmet RATİP

Nagasaki'den Kıbrıs'a, Weller'...

Dr. Orhan Aydeniz

Dünya Barış Günü

Harid Fedai

(Geçen haftanın devamı)





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital