Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Son sözü yıldızlar söyler
Söyleşi Rap ve R&B'nin Kıbrıslı sesi…
Rallide son viraj
Aramızdan Biri
Haydi hayırlısı!
Doğan "arayı" açmak istiyor
Bağcıl seri yakalamak istiyor

YORUMLANANLAR
Dansçılar öğrenciydi [3]
Soyer'e rakip Yorgancıoğlu mu? [1]
Okan Ersan, Almanları büyüledi [2]
İki çocuğuyla sokağa atıldı [1]
Dünya Çocuk Hakları Günü etkinliklerle kutlandı [1]
Bizim Parti, ÖRP'ye katıldı [1]
Skandalda ikinci perde [35]
Tolga'dan bateri şov [2]
Avcılardan ağaç katliamı [8]
Tek suçlu olarak okul idarelerinin gösterilmesi doğru değil [1]
Sevgilisinin boğazını kesti, 6 yıl hapse gitti [2]
Yüz yüze çarpışıp,kaldırıma çıktılar [1]
13. maaş devam edecek, ikramiyelerden vergi yok [4]
Defalarca takla attı, sürücü hafif yaralandı [3]
AİHM'de kayıplar davası görüşüldü [1]
Gece kulübünden kadınları baba yollamış [35]
Gazimağusa'da uyuşturucu operasyonu: 6'sı öğrenci 7 tutuklu [4]
Rusya Rum'a teslim [1]
Yusuf Erol, bugün toprağa verilecek [7]
Lefkoşa'da bıçaklı kavga [1]



Tokmak

Mehmet RATİP

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   9 Temmuz 2007, Pazartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Geçen gün, iki arkadaşın sohbetine tanıklık ettim. Birisi berikine soruyor, “Tokmak ne alemde?” diye. Efendim, malumunuz, ve üzerinize afiyet, “tokmaklamak” eylemi, erkeğin tenasül uzvunu kullanarak kadınla eşeysel münasebette bulunmasına değinir. Vatandaşın gazetesinde, halkın gözü önünde icra edeceğim yazarlık mesleğinin henüz ilk adımında böyle musibet bir lakırdı da neyin nesi? Belki de yersiz bir giriş yaptım. Fakat... “Şeffaflık” dediğimiz, ağızdan kolay çıkan bir kelime. Kelimeden öte kısmına bu köşede mütevazı bir edepsizlikle (o da nasıl olacaksa?) somutluk kazandırmak niyetindeyim.

 

İki arkadaş birbirlerinin şahsi cinsel performanslarını sorguluyorlar. “Tokmak ne alemde?” Biri “tık yok” diyor, beriki “yazık” dercesine sırıtıyor. İkisi de şaka yapıyor tabii. Zeki oldukları şakayla ciddiyi kolayca ayırt edebilmelerinden belli. Ama beni azıcık ürperten, şakadan ciddiye yaptıkları ani geçiş oldu. “Askerlik ne zaman?” diye sordu biri, “master yapıyorum” dedi beriki. Ve son cümle: “Niye master yapıyorsun? Torpilin yoksa boşuna...”

 

Yalan mı? Hayır ve evet... Hayır, yalan değil. Çünkü, halkın bildiğini, vatandaştan saklamak bize düşmez. O iş, Hasan Hastürer’in, nokta atışı yaparcasına, toplumsal dağarcığımıza kattığı pek kıymetli bir benzetmeyle benzettiği “politikanın fahişeleri”ne düşer. Anavatan Türkiye’de “halk plaja hücum etti, vatandaş denize giremedi” cümlesinin anlamlı bir haber olabilmesi gibi, bizde de dedikoducu halkın bildiğini içten pazarlıklı vatandaştan saklayamazsın. Çünkü o dedikoducu halkı, o içten pazarlıklı vatandaştan başkası oluşturmaz. Birincisi toplam, beriki birim... Birisi çoğul, öteki tekil... Malzeme tek tip, kalite belli.

 

Türkiye’deki “halk” fakir ve vahşi Öteki Türkiye’yi temsil ederken, “vatandaş” zengin ve kibar Beyaz Türk’tür (Türk basınında Serdar Turgut’un ustalıkla tartıştığı terimler bunlar). Bizdeki halk da vatandaş da, Metin Münir’in geçenlerde farklı bir amaçla vurguladığı gibi, “Kıbrıslı Türktür, Kıbrıslı Türk kalacaktır”. Ki o Kıbrıslı Türk kerhaneyi kârhane bilmeyi, kadınını veya erkeğini aşkla tokmaklar gibi görünürken içinde barındığı toplumu tokatlamayı, plaja hücum edip ayakbastı parası verirken denizine de paşa paşa girmeyi, masteri fuzuli, askeri işgalci görmeyi, torpili kaçınılmaz, “okuma”yı anlamsız bulmayı, kendini kurtarmak için oy verirken memleket kurtardığını sanmayı, ne kalemi ne silahı, yalnızca elindeki tokmağı acımasızca sallayıp davulun başkasının boynunda olduğunu iddia etmeyi becerebilendir.

 

Yalan mı? Evet, yalanın daniskası. Çünkü, memleketimize, kültürümüze sahip çıkma nutukları atmayı çok sevdiğimiz şu günlerde, çuvaldızı kendimize batıramaz mıyız? Korumaya çalıştığımız olumlu kimlikler ve devletlerin (ister Kıbrıs Cumhuriyeti olsun, ister KKTC) bizlere sağladığı güvenceleri sorgulayıp, olumsuz yönlerimizin bizlere neyi eleştirme hakkını verdiğini düşünmeye başlayamaz mıyız? Politikanın fahişelerine bakıp bakıp, toplumsal huzur için siyasi uğraşın umutsuz vaka olduğunu geleceğimizin nihai yanıtı olarak kabul etmek yerine, politikanın aşıkları olup, hep bir soru işareti, hep bir çelişki olarak kalacağımızı fark edemez miyiz? Çetrefil hayata güvensizlikle bakmanın hayatın ta kendisi olduğunu göremez miyiz? Davulun hep başkalarının boynunda olduğundan şikayet etmekten vazgeçip, tokmağı kendimizi bilerek elimize almanın vakti gelecek mi? Ya da ezmek ve ezilmek arasındaki farkı anlayarak, elindeki tokmağı silah zanneden erkek adamların askere alınmalarının değil de, genç kızlarımız ve oğlanlarımızın kadın olmayı öğrenerek hayata atılmalarının, hayat yaratmalarının vakti... Tokmağın, tokmaklamanın en büyük siyasi sorumluluktan ibaret olduğunu öğrenmenin vakti...

 

Beyhude kendini paralıyorsun, Mehmetçik... Torpilin yoksa master boşuna... Haftaya görüşmek üzere.

 

   1702 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
22 Kasım 2008, Cumartesi   Paul Virilio: Savaşın şehir plancısı ve kaza müzecisi
15 Kasım 2008, Cumartesi   Hannah Arendt’le düşünmek: Rüzgar gelecek delikleri açmak
08 Kasım 2008, Cumartesi   Jean-Luc Nancy: Savaşa ve ekotekniğe karşı ‘tekil-çoğul-olmak’
01 Kasım 2008, Cumartesi   Machiavelli’nin icadı: Kafir egemenlik
25 Ekim 2008, Cumartesi   Özür kabahatten büyük olamaz: ‘Muhtaç’ bir insanlık savunusu
18 Ekim 2008, Cumartesi   Enternasyonalizm öldü mü?
11 Ekim 2008, Cumartesi   Biyo-politika, sosyo-biyoloji: Bizi maymun eden öğretiler...
04 Ekim 2008, Cumartesi   Orwell’den savaş dersleri: 2 + 2 = 5
27 Eylül 2008, Cumartesi   “İyi Alman” var mı? Af mümkün mü?
20 Eylül 2008, Cumartesi   Başbakan'a tenis tadında din dersi


Yorum Sayısı:   2
  osman ercal         - istanbul 14 Temmuz 2007, Cumartesi 01:31 
sevgili mehmet yazın icin seni tebrik ediyorum ve basarılar diliyorum.Olumlu ve olumsuz elestirilerimi sonraki yazılarına bırakıyorum...
  Ne fark eder         - londra 10 Temmuz 2007, Salı 00:08 
ilginc bir yazi, biraz karmasik birazda dusundurucu olmus ama guzel olmus. Her ne kadar ''halkin'' gazetasi olan Kibris gazetesi okuycularinin pek algilayacagi bir uslup kulanlmamissa da yine de ''vatandas'' icin anlasilir olmus. Mehmet bey kibris gazetesine yeni bir renk katacagniza inaniyorum.
saygilar.


DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.6699 1.6817
1 STERLİN 2.4983 2.5169
1 EURO 2.1017 2.1165



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

2 GÖRÜŞ BİR KÜFÜR

Ali Baturay

İLLA Kİ YAPANIN YANINA KALSIN

Hasan Hastürer

Gençlerin duyarlılığı...

Mustafa Doğrusöz

KIRMIZI ÇİZGİLİ YILLAR 49

Akay Cemal

İki dost, Gündüz Aktan ve Aydın Olgun'...

Ahmet Tolgay

LAFORİZMALAR

Bilbay Eminoğlu

Merkezi Cezaevi yanardağ gibi!

Omaç BAŞAT

Lige merhaba

Hüseyin EKMEKÇİ

Londra'da öğretmen...

Dilek ÇETEREİSİ

Başbakan "çak" yaptı,Ekenoğlu gürl...

Aysu Basri

SUÇLU KİM?

Emin AKKOR

Karşı duruşun sebebi, güvensizlik

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

Yine Mustafa

Oğuz Metiner

Hac mevsimi dolayısıyla

Harid Fedai

Şehir Mektubu





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital