|
9 Temmuz'da KIBRIS gazetesine haber oldu, ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza, Kıbrıslı Rum gazetesi Politis'in sorularını cevapladı. Kendisi, Talat ve Papadopulos'un Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili prosedürde ileriye gidebilecek güce sahip olduklarını söylemiş. Diplomatik temennidir, bir şey diyemem. Yine de "Kıbrıs sorunu nedir?" diye sorulsa, ne derdi merak ediyorum. Çözümün ne olduğunu papağanlar sürekli hatırlatıyor zaten: "İki toplumlu, iki kesimli federasyon çatısı altında birleşme" (çatı altında, tamam da, hangi pozisyonda birleşeceğiniz hayal gücünüze kalmış). Sorun ne, sorun?
Yüzeysel laf cambazlığına karnım tok olduğundan, bu gibi meselenin köküne inen sorgulamalar daha fazla ilgimi çeker. Kıbrıs sorunu nedir? Bana soracak olursanız, gönül rahatlığıyla "Kıbrıs sorunu yoktur" der, "Kuzey sorunu vardır" diye de eklerim (başka bir yazı konusu). Ama Bryza'ya sorulsa, "Hemşerim, how do you define the Cyprus problem?" diye, neleri sıralardı acaba?
Türk askerinin işgali mi? Hani şu Türkiye'yi kızıştırma yöntemi, "fanatik Türk ulusalcılarını kızdırma" düğmesi mi? Basıldığı anda, "Kıbrıs'ı aldın, şimdi ver bakalım" sözlerinin daracık beyinlerde yankılanmasına, Osmanlı'dan kalma kompleksle büyük Turan imparatorluğuna toprak kattığını sanan yarım akıllıların kızarıp bozarmasına sebep olan düğme... Bizi gerçekten kurtaranların bir kısmı kendi siyasi fantezilerini de kurtarıyordu, biliyorsunuz. Mamafih, Annan Planı'nın bizi kurtaracağını zanneden vatan evlatlarının siyasi fantezilerinde, Kıbrıs Kıbrıslılara mı veriliyordu sanki? "Kimi kimden alıyor, kimi kime veriyorsunuz kardeşim? Hele bir durun bakalım, küçülün de cebime girin... Mikroçip misali, YTL misali..." dersem, bir taşta hem anti-Amerikan hem (ana)vatan haini olur muyum?
Amerika karşıtlığını Amerikalılardan daha iyi beceren olmadığını bildiğimden, o iş benim gibi bir Hollywood tutkununu bozar. "Amerika'nın çuvaldızı kendine batırma" örnekleri için George Clooney'e Oscar'ı kazandıran "Syriana", yine Clooney'in yönetip oynadığı "Good Night, and Good Luck", ve yine Clooney'in oynadığı (henüz izleyemediğim için vicdan azabı çekiyorum) "The Good German" adlı filmleri izleyebilirsiniz. Fazla zahmet etmeden, oturma odası rahatlığında özeleştirel Amerikan kültürüne, en aklıselim Amerikan rüyasına dair bir fikir edinmek için...
Peki (ana)vatan hainliği, Türkiye karşıtlığı? Türkiye'nin Kuzey'e yaptığı maddi yardımlara ve insanımın gaddarca katledilmesine şu veya bu sebeple dur deyen orduya "kış" deme niyetinde olanı, önce ben yakasından tutup silkelerim. Tarihe sırtını döndüğü için... Fakat şükran duymak başkadır, kul köle olmak bambaşka. Sözüm, yavru vatanın ağzına biberonu dayayıp, altını değiştirmekten aciz olanlara... Tarihi dondurmaya çalışanlara...
Yoksa "Kıbrıs sorunu nedir?" sorusunu, mal, mülk, serbest ticaret sorunlarıyla mı yanıtlardı Bryza? Özel mülkiyet hakkının özgür yaşamın özünü tanımladığı kutsal ülke ABD'yi temsilen Bryza, "özel mülkiyet hakkını lağvetme" ilkesiyle yola çıkan Marxizm'in Kıbrıslı tüketicilerine (Sayın Talat da onlardan değil miydi?) sorunu küresel sermaye yönüyle anlatabilir mi? Belki de haklıdır Bryza, "ekonomik bir düzlüğe" çıkmamız, "tek yol olan ticaret"e koyulmamız gerekir. Böylece kapitalizm yeşerir, iç çelişkileri anadan üryan ortaya çıkar, ve kendiliğinden çöker. Böylece KKTC devrim beşiği olur, Akdeniz yeni bir Küba doğurur, Soğuk Savaş'ı kendi yağımızla yeniden kavururuz... Bu mu sol iktidarın planı? (Pardon, yoksa siz Lenin'in "sosyal liberal" dediklerinden misiniz? Aramıza hoşgeldiniz.)
Sahi Annan Planı neyi çözecekti yahu? Kıbrıslı Türk solu, kapitalizmin özel mülkiyetten daha fazlasıyla ayakta durduğunu, böylece özel mülkiyete önem vermenin ayıp olmadığını anlayarak mı "Yes Be Annem" dedi olası çözüme? Yeni Sol eşcinsel haklarıyla da uğraşıyor arkadaşlar, hazır mısınız Avrupa'ya açılmaya?
Belli ki vaktinde kimse evlerinden olanlara, topraklarını kaybedenlere, "bakınız, kan dökülecek, başınızdaki çatıdan, altınızdaki araziden olacaksınız, kabul mü?" diye sormamıştı. Tabii ki sormayacaklardı. Biz savaş toplumuyuz, savaş! Ne malından, hangi topraktan, hangi ticaretten bahsediyorsunuz? Uluslararası barışa ve küresel piyasaya katkı koymadan önce, kafalardaki psikozdan, ruhlardaki travmadan konuşsak daha iyi olmaz mı... Ne o, birilerine ganimet mi yetişmedi yoksa?
Şu Akdeniz'in suyundan, güneşin kızgınlığından mıdır nedir, vaktinde kimse kendi duygularını sömürebilme işgüzarlığına sahip Kıbrıslı cemaatlere silahlanmanın, savaşmanın, şantaj ve cinayetlerle kendi insanına dostunu düşmanını ezberlettirmenin bedelini anlatacak yüreğe, ağırlığa ve sorumluluğa sahip olamadı. Haşa, yüreği olan korkutuldu, ağırlığı olan kovuldu, sorumluluk alan beyaz köyün yolunu tuttu. Yıllar sonra, yüreksiz ve sorumsuz olmanın hafifliğiyle ekranlarda gözyaşı döken bir devlet başkanı da (Tasos Bey) AB'nin yolunu...
Mr. Bryza'ya ve kendisiyle yapılan röportajın en ilginç kısmına dönelim. Soru: "İki tarafın yan yana gelmeleri için baskı unsurları neler olabilir?" Cevap: "Ne dostlarımızı tehdit edebiliriz ne de kendilerini satın alacak yeterli paramız var. İnancını değiştirmen için sana ne kadar fazla ödersem fikirlerine o kadar çok inanırsın. Üzerine dayanabileceğimiz tek şey; liderlerin sorunun çözümünü taahhüt etmiş olmalarıdır."
Hey gidi hey! Ne dostlarını tehdit edebilirlermiş, ne de onları satın alabilecek yeterli paraları varmış. Herifçioğlu tarihini de biliyor, günü de kurtarıyor. Temsil ettiği küresel ABD egemenliği, yakın geçmişte eğittiği eski dostu Osama'yı ölümüne tehdit ediyor, bir zamanlar beslediği eski dostu Saddam'ı ise "insanlık uğruna" asıyor. Dün satın aldığı dostunu, bugün tehdit etmekten öte, asıp kesebiliyor. Eğitilmeden, beslenmeden, ödenmeden inancı sağlam olan kalmadı mı bu dünyada?
Hal böyleyken, hakikaten soruyorum, Kıbrıslı Türkün dostluğu kaç para? Türkiye için pahalı, BM için gönülden ne koparsa, AB için iskontolu, ABD için haybeden mi? Aman haybeden olsun. Irak'a attıkları bombalara uranyum artıkları da koydular. Düşman kesilmeyelim, dost bilelim, yoksa elektrikten korumaya çalıştığımız Karpaz eşeği radyasyondan nalları dikecek. Dikmeyip, mutasyona uğrayıp, bülbül gibi şakırdayarak toplum lideri olmaya kalkışırsa vay halimize. Yok, devlet başkanı olamaz, tanınmıyoruz ya. Yahu, hazır lafı açılmışken, tanınma kaç para hemşerim? Fani dünya, hemen bağlayıverelim şu işi... Toplum verip, devlet alalım... Çok değil, üç yıl önce, kurnaz tüccar Tasos Amca tersini yapmaktan korktuğuna göre ("devlet verip, toplum alamam" dememiş miydi?) doğru piyasaya girmişiz. Bir eşek inadı tutturursak pazarlık şansımız kuvvetli, değil mi ama?
|