|
Dünyaca ünlü Filistinli-Amerikan edebiyat kuramcısı Edward Said'in "Entelektüelin Temsilleri" (Representations of the Intellectual) adlı kitabından yola çıkarak entelektüelliği irdeleyelim... "Entelektüelin Temsilleri" kısa bir kitap ve yazarın akıcı bir üslubu var. Türkçe'ye "Entelektüel: Sürgün, Marjinal, Yabancı" olarak çevrilmiş. İyi bir tercüme mi bilemem, ama Said'in kullandığı sade dilin çevirmenin işini kolaylaştırması gerektiği kesin.
"Entelektüelin Temsilleri", aydın, entelektüel, düşünür, yazar gibi başlıklar altında toplanabilecek figürlerin toplumlarını, görüşlerini, ve kendilerini nasıl temsil etmeleri gerektiğine dair kısa denemeler içeriyor. Said'in kendisi, bir entelektüelin ne söyleyip yapacağını bilmemizi sağlayacak kuralların var olmadığını kitabının başında dile getirse de, Said için kesin olan, gerçek entelektüelin taptığı ve hiç tereddüt etmeden takip ettiği bir otoritenin olmaması gerektiğidir.
Bir kişinin entelektüel veya bir zümrenin aydınlar olarak tanımlanmasına benim gibi şüpheyle bakanları, entelektüellik diye bir meslek olduğu konusunda çok rahat ikna edebiliyor Said. Diyor ki, "her entelektüel kendisini izleyen, dinleyen, okuyan bir topluluk için bir şey temsil eder, ve bu şekilde kendisini de kendisi karşısında temsil eder. Bir akademisyen, kalender bir yazar, veya bir bakanlık danışmanı olabilirsiniz, ama her halükarda yaptığınız işi nasıl ve niye yaptığınıza dair kendiniz hakkında bir fikri temsil edersiniz".
Entelektüelliği bir "üst-meslek" olarak düşünebiliriz aslında. Gazetelere yazan, gündemi yakın çevresiyle tartışan, toplumsal bir irtibat noktasına sahip herhangi bir mesleği olan (eğitim kurumları, devlet daireleri, eğlence mekanları, medya, vesaire) veya düşünceleriyle "nevi şahsına münhasır" bir karakter temsil eden herkes entelektüel sayılabilir.
Hayata dair özel bir felsefe edinmiş hoşsohbet bir barmen veya içinde bulunduğu çürümüş yapıya rağmen yönettiği kurumu farklılaştırıp çölde vaha yaratan amir... Laçka düzene lakayt kalamayan, emeğini esirgemeyen memur veya içi geçmiş, sersem bir yeni neslin ilgisini bilimle, edebiyatla uyandırmaya çalışan eğitimci... Mesleklerimizi nasıl icra ettiğimiz, entelektüel katkımızı ve zihinsel aydınlığımızı belirliyor.
Said'in birkaç başlık altında topladığı bir entelektüel tanımı var: "Entelektüel hep sürgünde ve marjinaldir, her zaman amatördür, içinde yaşadığı toplumun kıyısında yaşar, ve güce karşı gerçeği konuşan bir lisanın yazarıdır."
Entelektüelin sürgünü ve marjinalliği, kendi rahatını düşünmesinden ve tanıdık bir ortamda kendini güvende hissetmesinden fazla, rahatlıktan rahatsız olmasından, tanıdık bir çevrede yabancı gibi durmasından, ve söyledikleriyle, yaptıklarıyla içinde yaşadığı toplumun rahatını ve çehresini bozmasından ibarettir.
Entelektüelin hayat çizgisi aykırı ve benzersizdir. Kalıplara uymayan, değişken, sürekli keşif halinde olan, doğaçlama bir tavrın yegane temsilcisidir. Kimsenin duymak istemediği konuları dile getirdiği için, kendi evinde sürgündür. "Kimler neleri niye duymak istemiyor?" sorusu evi, toplum tarafından onaylanmış yaşam tarzlarını koruyan tabuları yıkmak da görevidir. Herkesin mutabık olduğu siyasal-toplumsal oyunların kurallarını çiğnemek ise temel uğraşıdır.
Fakat entelektüel hiçbir zaman kusursuz bir şövalye veya ideal bir örnek değildir. Hataları vardır, dengesizlik timsalidir, aklı karışıktır. Toplum içinde yaşamaktan başka bir alternatifi olmadığını bilecek kadar gerçekçi, toplumunun olumsuz yönlerini yerden yere vuracak kadar da kavgacıdır. Kavgası, sorgusuz sualsiz kabul edilen gerçeklerledir. Bu yüzden merkezde değil, hep kıyıdadır. Kalabalık içinde yalnızdır. Spotlar altındaki palyaço değil, ip üstündeki canbazdır (değerli düzeltmenim "cambaz" olarak değiştirmezse şayet).
Eğer profesyonellik bir çalışma alanında uzmanlık ilan edip, o alanı farklı görüşlerden uzaklaştırmak ve kibirli bir bilgiçlikle kuşatmaksa, entelektüel sapına kadar amatördür. İlgi alanlarını durmadan, heyecanla yeniden keşfeder. Merağı bizatihi uyanıktır. En derin bilgiye sahip olduğu konuyu en geniş kitleyle paylaşmaya çalışır. Çünkü karşılaşacağı karşı görüşler ne kadar sert ve farklı olursa, entelektüelin sürdüreceği polemik de o kadar yaratıcı ve yenilikçi olmalıdır.
Entelektüelin güce karşı söylediği gerçek ise, "gerçeğin kaypak, gücün geçici olduğudur". Gerçek, uyuşuk bir çoğunluğun inanmaya muhtaç olduğu huzur dolu bir yalandır. Güçlü, durmadan "hem suçlu hem güçlü" olmak için çabalayan, akıllıca sorgulandığında ise yan basıp "yalnızca suçlu" olacağı güne yaklaşan hödüktür.
|