Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Üvey baba zulmü
Cinayet zanlısı intihara teşebbüs etti
Soyer: Umutluyuz / Ertuğruloğlu: Çözüm olmaz
Gönyeli'nin feryadı
Pars ve Miroğlu anılıyor
Hande Yener plakçısı Erol Köse ile yollarını ayırdı
Rum öğretmenler genelgeden memnun
Romeo ve Anna Kiss çifteleyecek
Yanlış Maraş raporu gönderildi iddiası
Bolt şans tanımadı
"Mete Adanır Stadı, Girne takımlarını kurtaracak"
Tenis'te yarı finalistler belli oldu
" Sivas 93" sahnelendi
Yenikent basketbol ile coştu
Play-offlarda haftanın programı
Maçlar farklı geçiyor

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

Korkunun ecele faydası

Mehmet RATİP

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   8 Eylül 2007, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Ağzından tükürükler saçarak Londra Victoria otobüs terminalinin yakınındaki McDonald's şubesine giriyor. Uzun saçlı, kirli sakallı, orta yaşlı bir adam... Sırtında pardesü, ayağında bot... Ağzında hezeyan.

Boş midem için sıradan ama iş gören bir siparişte bulunmak için birkaç kişiyle birlikte sırada bekliyorum. Şaşkın ve tedirgin bakışlara karşılık baş döndüren bir "korku" timsali mahluk. Boş mideye karşılık tükürüklü panik. Hoş bir denklem değil.

"Dışarıda bir adam elinde tabancasıyla önüne geleni vuruyor! Polisi arayın! Hemen!" diyor. Müşteriler ve çalışanlar sessiz... Kimse bir şey demiyor, yapmıyor. "Polisi arayın! Bana inanmıyor musunuz yoksa?"...

Tık yok... İnanmıyoruz, izliyoruz... Tuhaf bir kurgusal karakteri izler gibi. Ama öyle. Söyledikleri de, kendisi de gerçek olamayacak kadar korku dolu, korkak. Dışarıda önüne geleni tabancasıyla vuran bir adam yok.

İddiasının arkasında birkaç dakika durabiliyor. Ne kadar deli olsa da ısrarı yetersiz, güçsüz. Tezgahın arkasına saklanmaya çalışıyor, fakat bir çalışanın kendisini kolundan tutup çekmesi üzerine biraz bağırıp çağırıyor... Ardından söve saya caddenin yolunu tutuyor.

Yemeğimi bitirip, otobüsüme doğru yürümeye başladığımda aynı istikamette yoluna devam ettiğini görüyorum. Kalabalık arasında sayıklıyor. Herkes koşuştururken, o sendeliyor. Biraz üzgün gibi. "Benim şuurum yerinde... Bana inanmıyor musunuz? Şuurum yerinde," diyor. Kaldırımlar dinliyor. Belli ki paranoyanın son durağında yaşıyor.

Şehirlerde aniden patlayan bombalar, yok yere yok olan hayatlar (baskın politik görüşün "terör" başlığı altında topladığı karmaşık hisler ve çıkarlar yumağı), bu tür gündelik sahneleri ve kayışı koparmış karakterleri bir nebze anlaşılır kılıyor aslında.

Havaalanındayken acele ediyorsanız veya telaşlıysanız, çantalarınızdan birini bir köşede unutmanız artık yasak... Bu yasağı gözeten kural ise basit bir unutkanlığın bile tahammül edilmemesi gerekliliği... "Gözetimsiz bırakılan çantalar yok edilecektir." Kuralın altmetni: "Soğukkanlılık yasak, korkmak zorundasınız." Akılcı şüpheciliğe zaman yok, teröre karşı aşırı paranoya kanun hükmünde.

Neredeyse tam altı yıl önce, 11 Eylül olaylarıyla birlikte küresel boyutta resmiyet kazanan ve nispeten sessizce süren bir savaş var. İsmi "teröre karşı savaş." Bir ruh haline, bir şuur yetmezliğine karşı savaş. Ama teröristler? Etraflarındaki dünyaları patlatan canavarlar? Onlara karşı ne pahasına olursa olsun savaşmayı mübah saymak lazım değil mi? Kesinlikle lazım. Fakat teröristin kimliğini tespit etmenin zorluğunu iyice kavramak ön şartıyla...

Unutulan bir çantanın veya kafayı yemiş bir serserinin uyandırdığı karmaşık hislerden öte, terörün ve teröristin, teröre karşı savaşan güçlü devletlerle tarihsel flörtü gözden kaçmamalı. Kim suçlu, kim masum, karar vermek artık çok zor.

Bu tuhaf savaşın ilan edilmesine vesile olan 11 Eylül olaylarını kimlerin gerçekleştirdiği hala daha bilinmiyor.Bush yönetiminin "kanıtları" da, Amerikan hükümetini suçlayan "komplo" iddiaları da henüz yetersiz. Ağzından tükürükler saçan adamın hastalığının belirtileri ve o belirtilerin bize anlattıkları da tam bu noktada önem kazanıyor bence.

Hepimiz kime inanacağımızı bilememekten ibaret bir siyasete mahkumuz artık. Uçaklar gökdelenleri delerken, bedenler işlek caddelerde infilak ederken, kimin bize niye saldırdığı sorusuna cevap, kanıtlara önem vermeyen ve ellerinin altındaki güce iman eden egemenlerin iki dudağı arasında. Onlar söylediklerine gönülden inanırken, biz sadece olup biteni izleyebiliyoruz.

Düşmanı ilan ediyorlar, hedefi gösteriyorlar, korkularımızı tanımlıyorlar. Onlar, "Bana inanmıyor musunuz? Şuurum yerinde" diye haykırırken, tükürükler saçarak şiddete sığınırken, biz büyük ihtimalle olanı biteni pek önemsemiyoruz ve başımız öne eğik, cadde kaldırımlarını aşındırıyoruz. Ta ki birileri yanıbaşımızda patlayana kadar... Korkunç olan da bu ihtimalin ta kendisi zaten. Hayatı istila eden bu siyasi delilik karşısındaki ölüm sessizliğimiz. Korkunun ecele faydası, bu sessizliğin sebeplerini kendi kendimize yüksek sesle anlatabildiğimiz zaman anlaşılır olacaktır.

   1253 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
06 Eylül 2008, Cumartesi   Robert Walser'i okumamanın ızdırabı
30 Ağustos 2008, Cumartesi   Nagasaki'den Kıbrıs'a, Weller'den Mamas'a
23 Ağustos 2008, Cumartesi   Bir cinayetin yıldönümü
16 Ağustos 2008, Cumartesi   Sol'un "hasımsızlığı"
09 Ağustos 2008, Cumartesi   Ölüm, sorumluluk, sır
02 Ağustos 2008, Cumartesi   Kara Şövalye ve siyasetin trajedisi
26 Temmuz 2008, Cumartesi   Sendikal lakayıtlık: Ya kapitalizm gidecek, ya da biz...
19 Temmuz 2008, Cumartesi   Olağanüstü hallerimiz
12 Temmuz 2008, Cumartesi   Kılavuzu Kissinger olanın...
05 Temmuz 2008, Cumartesi   Tahtası eksik bir ülke ve "su tahtası" eksik bir adam



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.2122 1.2207
1 STERLİN 2.1588 2.1749
1 EURO 1.7582 1.7706



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

KIBRIS TV VE YENİ DÖNEM

Ali Baturay

HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYU...

Hasan Hastürer

Narenciyenin kıymetini bilmedik, bilemedik...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(39)...

Akay Cemal

"Bir plastik sandalyeyi bile çok gördü...

Ahmet Tolgay

LAFORİZMALAR

Bilbay Eminoğlu

Hükümete bir anımsatma: Petrol fiyatları t...

Hüseyin EKMEKÇİ

Doktorun değeri...

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Aysu Basri

DİN DERSLERİ

Dr. Umut Altunç

Ateşli Çocuğa Nasıl Yaklaşmalı?

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Türem Delikurt

Tüp Bebek Yöntemi: 30 yıllık bir geçmiş ve...

Dr. İsmail KEMAL

Müzakereler başlarken

Emin AKKOR

Zayıf halka bulunup, çekiliyor

Oğuz Metiner

Ramazan'a girerken

Psikolog Ayla Kahraman

OKUL

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Aflatoksinden korkmalı mıyız?

Mehmet RATİP

Robert Walser'i okumamanın ızdırabı

Dr. Orhan Aydeniz

Dünya Barış Günü

Harid Fedai

(Geçen haftanın devamı)





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital