Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Gönyeli'nin feryadı
Pars ve Miroğlu anılıyor
Rum öğretmenler genelgeden memnun
Yanlış Maraş raporu gönderildi iddiası
Bolt şans tanımadı
Her taraf toz duman
Tenis'te yarı finalistler belli oldu
Yenikent basketbol ile coştu
Refüje çarpıp takla attı
Biyologlar Derneği: Kanlıdere kurutuluyor
Bariyerler durduramadı
Okul ve cami dışında din dersi verilmesi için çalışma yapılıyor
Yeşilırmak'ta doğa tahribatı
Tankerle su taşınmasına komşu öfkesi
Lavrov: Rusya'nın Kıbrıs sorunundaki tavrında değişiklik yok
Kötü kokular içinde, farelerle yaşamak istemiyoruz

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

Bre berber birader, gel beraber egemen olalım

Mehmet RATİP

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   13 Ekim 2007, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Sicilyalı bir berber kendi köyündeki "yalnızca kendilerini tıraş etmeyen herkesi" tıraş edermiş. 'Ne var bunda?' demeyin. Bu, "siyasi egemenlik" kavramını daha iyi anlamak için kullanılan bir paradoks, yani çetrefil durumdur. Durumun karmaşıklığını ortaya çıkaran esaslı bir soru var: Berber kendi kendini tıraş etmeli mi?

Eğer berber kendi kendini tıraş ederse, yalnızca kendilerini tıraş etmeyen herkesi tıraş etmemiş olacaktır, çünkü kendini tıraş edebilen biri olarak berber kuralı bozacak ve kendini tıraş eden biri, yani berberin kendisi de tıraş edilmiş olacaktır.

Fakat, eğer berber kendi kendini tıraş etmezse, yine yalnızca kendilerini tıraş etmeyen herkesi tıraş edemeyecektir, çünkü kendisi, kendini tıraş etmeyen biri olarak, yani berber tarafından tıraş edilmemiş biri olarak kalacaktır.

Çelişkiden kurtulmanın tek yolu berberin köyün dışında yaşamasını şart koşmaktır. Kendi köyündeki yalnızca kendilerini tıraş etmeyen herkesi tıraş edebilmesi için berberin kendi köyünden kovulması gerekmektedir. İşini yapabilmesi için iş tanımındaki belirleyici koşul olan "herkes"ten kendini soyutlaması, dışlaması, yabancılaştırması esastır.

Böylece berber her gün köyü ziyaret edip, kendilerini tıraş etmeyen herkesi tıraş edecek, aynı zamanda kendi kendini tıraş edip etmemesi meselesi berberin icraatının tanımını bir mantıksal çıkmaza sürüklemeyecektir. Köyüne ait olmayarak, köyünün üzerindeki mesleki hükmünü sürdüren berber, herkes üzerinde bir etkiye sahip bir "hiç kimse", bir hayalet zanaatkar olabilecektir bu şekilde.

Siyasetçilerin hünerini, yani egemenliğin işleyişini kavrayabilmenin yolu da işte bu "çetrefil berber" örneğinden geçiyor. Berberimiz kendi köyündeki yalnızca kendilerini tıraş etmeyen herkesi tıraş ederken, siyasetçimiz "kendi ülkesindeki yalnızca kendileri için karar vermeyen herkes için" karar veriyor. Çetrefil durum ise, "siyasetçi kendisi için kararlar vermeli mi?" sorusuyla ortaya çıkıyor.

Eğer siyasetçi kendisi için karar verirse, yalnızca kendileri için karar vermeyen herkes için karar vermemiş olacak, çünkü bizzat kendisi için karar vermiş birisi olacak. Fakat, eğer siyasetçi kendisi için karar vermezse, yine yalnızca kendileri için karar vermeyen herkes için karar veremeyecek; kendisi için karar vermemiş biri olan kendisi için karar vermeyecek ve mesleğindeki noksanlığı bizzat kendisi temsil edecek.

Bu "egemenlik çelişkisi"nden kurtulmanın yolu, çetrefil berberin köyünden dışarı tuttuğu yolla bir midir? Karar verme yetisiyle büyük bir çoğunluğun hayatına yön veren siyasetçi, kişisel ilişkilerden bağımsız, ülkesinden soyutlanmış biri mi olmalıdır? Aksi takdirde, başkaları için kararlar verirken, kendisi için verdiği kararların tuzağına düşmesi, rüşvet yemesi, gücün ihtirasına kapılması, büyük biraderlere tapması, toplumuna tepeden bakması kaçınılmaz mıdır?

İşinin ehli, yönetim erbabı bir siyasetçinin herkes adına inisiyatif sahibi olabilmesi ve meslek ahlakını sapkınlık ve kalpazanlıkla lekelememesi için, hiçleşmesi, yabancılaşması, bizlerden biri olmaması, hatta olumlu bir kişiliksizliğe bürünmesi mi gerekiyor?

"Karar vermeyenler" olarak siyasetçilerimizi, çetrefil berberlerle bir tutup, memleketten kovmamızın, sürgüne göndermemizin zamanı çoktan gelip geçmiştir belki de. O zaman, kendisi için kararlar verirken, gönüllü sürgünlerle uluslararası güçlerin kapılarını aşındıran, kendi köyünün kanunlarından kendini muaf tutan ve mesleğini biçimlendiren toplumsal olgulardan hariç olup biçimsiz bir mesaiye kalan siyasetçinin iş tanımının mantıksızlıktan ve çelişkilerden ibaret olduğunu sessizce kabullenerek zaman öldürüyoruz demektir.

Yeni anayasalar, teröre karşı mücadeleler, uluslararası alanda tanınma gayretleri; bunların hepsi siyasi baskı aracı olarak kullanılmaya mahkumdurlar. Çünkü "karar vermeyenler" usturayı kendi ellerine almadıkça, egemenler tıraşı kesmeyeceklerdir... Saç sakal gibi, at izi it izi, konuşanlar havlayanlar hep birbirine karışacaktır.

   1258 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
06 Eylül 2008, Cumartesi   Robert Walser'i okumamanın ızdırabı
30 Ağustos 2008, Cumartesi   Nagasaki'den Kıbrıs'a, Weller'den Mamas'a
23 Ağustos 2008, Cumartesi   Bir cinayetin yıldönümü
16 Ağustos 2008, Cumartesi   Sol'un "hasımsızlığı"
09 Ağustos 2008, Cumartesi   Ölüm, sorumluluk, sır
02 Ağustos 2008, Cumartesi   Kara Şövalye ve siyasetin trajedisi
26 Temmuz 2008, Cumartesi   Sendikal lakayıtlık: Ya kapitalizm gidecek, ya da biz...
19 Temmuz 2008, Cumartesi   Olağanüstü hallerimiz
12 Temmuz 2008, Cumartesi   Kılavuzu Kissinger olanın...
05 Temmuz 2008, Cumartesi   Tahtası eksik bir ülke ve "su tahtası" eksik bir adam



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.2122 1.2207
1 STERLİN 2.1588 2.1749
1 EURO 1.7582 1.7706



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

FARKLILIK YARATABİLME ADINA...

Ali Baturay

HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYU...

Hasan Hastürer

Tiyatromuza yaşam verenleri hep ayakta alk...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(39)...

Akay Cemal

Hristofyas'ın tavsiyelerine bu halkın ...

Ahmet Tolgay

Okunması gereken "Kıbrıslı" bir ki...

Bilbay Eminoğlu

Eski insanlarımız

Hüseyin EKMEKÇİ

Doktorun değeri...

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Aysu Basri

DİN DERSLERİ

Dr. Umut Altunç

Normal doğum mu? Sezeryan mı?

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Türem Delikurt

Tüp Bebek Yöntemi: 30 yıllık bir geçmiş ve...

Dr. İsmail KEMAL

Futbol diplomasisi

Emin AKKOR

Zayıf halka bulunup, çekiliyor

Oğuz Metiner

Ramazan'a girerken

Psikolog Ayla Kahraman

OKUL

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Veee Renkler...

Mehmet RATİP

Robert Walser'i okumamanın ızdırabı

Dr. Orhan Aydeniz

Dünya Barış Günü

Harid Fedai

(Geçen haftanın devamı)





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital