|
Hayır, eşanlamlı değiller. Kökenlerine inecek olursak, politika ve siyaset kelimeleri kamusal alandaki insan ilişkileri ağını anlamlandırmada iki farklı yaklaşım sunuyorlar.
"Siyaset", "seyis" (at bakıcısı) kelimesiyle aynı Arapça kökten geliyor. "At yetiştirmek" fiilinden türeyen bir kavram var karşımızda. Böylece "siyaset" özünde "ehlileştirmek, terbiye etmek" amacı güden bir faaliyet oluyor.
"Siyaset" kelimesinin merkezinde, insan özgürlüğünün zararsız ve uysal bir şekilde tezahür etmesini sağlayan bir baskıcı anlayış hakim. Siyasette, halk ya da birey olarak sınırları aşmamak, yem veren sahibe karşı diklenmemek, efendinin git dediği yere gitmek, dur dediği anda durmak esastır. "Siyaset" kelimesinin bugüne uzanan tarihsel gölgesi bunu gerektirmektedir.
Dahası var. Daha doğrusu, "siyaset" kavramının daha da pis bir anlamı var. Osmanlı devlet geleneğinde, doğrudan padişah tarafından verilen, padişahın iki dudağı arasında olan ölüm cezasına "siyaseten katl" deniyordu (Ahmet Mumcu'nun 'Osmanlı Devleti'nde Siyaseten Katl' diye bir kitabı var, meraklısına duyurulur).
Padişahın sözü, kanun hükmündeydi; "tiz urun kellesini!" demesi yeterliydi. Çağlar Keyder miydi, Halil İnalcık mıydı, yoksa Şerif Mardin miydi, hatırlamıyorum, "siyaset" kelimesinin bazı Anadolu köylerinde 1960'lara kadar hep bu "ölüm cezası" manasıyla bilindiğini yazmıştı.
Osmanlı yönetimi altında vergi veren halka "reaya" denmesi de açıklayıcı. 'Radikal' gazetesi yazarlarından Türker Alkan, "reaya" kelimesinin, "raiyye"den, yani "otlatılan hayvan sürüsü" anlamına gelen sözcükten türediğini hatırlatıyor. Dolayısıyla, Osmanlı'da siyaset kavramı, çoğunluğu oluşturan insanları bir koyun sürüsü gibi gütmeyi, yetiştirmeyi, ve gerektiğinde siyaseten katletmeyi, kurban etmeyi meşru kılabiliyor.
Siyaset kavramının kontrol ettiği alandaki iki temel anlam, evcilleştirmek ve kafa uçurmak, aslında aynı hedefi kovalıyorlar: Sessizleştirmek, susturmak. En saf ve en kesin ehlileştirmenin ve dizginlemenin, insanı ölümle cezalandırma olduğu gibi sapkın bir sonuca varabiliyor "siyaset". "At yetiştirme" işinden yola çıkan siyaset, insan özgürlüğüne at gözlüğü giydirebiliyor. Şiddetin hayatı esir aldığı anlarda, çoğunluk, sürüden ayrılmamak uğruna, başını öne eğiyor ve dilini yutabiliyor.
"Politika" kavramı ise neredeyse tam zıt kutba yerleşmiş durumda. Antik Yunan şehir-devleti, yani "polis", bu kelimenin kökenini oluşturuyor. Politika kavramının geçmişinde, yöneten ile yönetilenin ayırt edilmediği, kamusal meselelerin özgür bireylerin doğrudan katılımıyla tartışıldığı, farklı fikirlerin çatıştığı bir meydan var. Güzel bir şehir meydanı gibi... Politika herkesin farklı ama birlikte olabildiği bir alan öngörüyor.
Ekonomik anlamda hayatta kalma kaygısını (antik Yunan şehir-devletinde kadınlar ve köleler sayesinde, günümüzde ise ortalama yaşam standardını sürekli geliştiren kapitalizm sayesinde) geride bırakabilen özgür bireyler, beraber paylaştıkları dünyanın kalıcılığını sağlamak ve ortak değerlerini korumak adına politika yapıyorlar.
Kamusal alanda her türlü yenilikçi eylem yapabilmeleriyle, yani politikayla, çok sesli tartışmalarla özgürleşen bu bireyler, karşılıklı etkinleştirip besledikleri kamusal özgürlükleri sayesinde de eşitleniyorlar. Böylece politika, insan özgürlüğünün somut olarak icraata geçtiği alanı oluşturuyor. Süreğen ve akışkan fikir alışverişi, bireylerin ortak bir duyuyla hareket etmelerini, paylaştıkları dünyanın ortak kaygılarını benimseyip sahiplenmelerini mümkün kılıyor.
İki farklı kavram, iki farklı tavır... "Siyaset"le sürüye kapılmak ya da "politika"yla özgürlüğü yaşamak. Bu kavramların kökenlerinde sakladıkları geçmişi ciddiye alacak olursak, "siyaset" kelimesini kullananlar bir siyasi suç ve tahakküm tarihini, "politika" kelimesinde diretenler ise bireyi kişisel hayat kavgasından ortak bir dünyaya hayat verme idealine taşıyan bir özgürlük anısını mı yaşatacaklar?
"Ne alakası var? Bugün bu kelimeler eşanlamlı... Kaldı ki siyaset yerine politika kelimesini kullanmaya başlarsak, küçük cumhuriyetimizin geleceği daha mı aydınlık olacak? Ne saçma..." diyerek iki basit kelime arasında tercih yapmayı anlamsız bulanlar olabilir. Onlardan ricam, aynı tavrı "asli siyasi yaşam" olarak tanımladıkları oy verme işlemine karşı da sergilemeleri ve bazen iki basit kelime ("evet" veya "hayır"), bazen ise yan yana dizilmiş birkaç harf (kısaltılmış parti isimleri) arasında tercih yapmanın anlamsızlığını da düşünmeleridir.
Kime verirseniz verin, her oy verişinizde biraz daha ehlileştiğinizin, yönetilmeye razı olduğunuzun altını çizmiyor musunuz? Peki ne mi yapacaksınız? Kelimenin tam anlamıyla POLİTİKA. Meydanlar sizin... Yöneten-yönetilen ayrımına hapsolmadan, parti kurmadan, sandığa gitmeden, güzel bir yarımada hayaline iştirak ederek özgürlüğü meydanlara nakşedebiliyor musunuz? Büyük ihtimalle, ı-ıh. O halde, politikanın siyaseten katline hurra devam.
|