Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
64 bin 552 alışveriş
2 bin ağaç elektrik kurbanı
HSBC kriz içinde atılım yaptı
Haftalık yıldız falınız
Bağcıl'ın 4. yabancısı Enio Da Silva
Türkiye ikinci yarıda: 2-1
Futbolda alt yapı antrenörleri belirlendi
Sabri Ugan spor yazarları ile buluştu
TRİO
Küba Büyükelçiliği konusunda Güney'deki tartışma sürüyor

YORUMLANANLAR
Avukatlara getirilen yasak hukuka aykırı [2]
Çiftçi ve hayvancıya DESTEK PAKETİ [2]
UBP anahtarı UBP'lilerde olmalı [3]
Büyük sınav [1]
Gazimağusa'da 26 köyde elektrik kesintisi yapılacak [1]
Mahkemelerden rekor cezalar [1]
Küfür etti diye öldürüyordu [1]
Bulutoğluları: Artık ipler koptu [3]
4 ay hırsızlıktan arandı adaya girerken yakalandı [1]
14 yaşındaki kızla cinsel ilişki [4]



Siyaset mi politika mı?

Mehmet RATİP

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   19 Ocak 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Hayır, eşanlamlı değiller. Kökenlerine inecek olursak, politika ve siyaset kelimeleri kamusal alandaki insan ilişkileri ağını anlamlandırmada iki farklı yaklaşım sunuyorlar.

"Siyaset", "seyis" (at bakıcısı) kelimesiyle aynı Arapça kökten geliyor. "At yetiştirmek" fiilinden türeyen bir kavram var karşımızda. Böylece "siyaset" özünde "ehlileştirmek, terbiye etmek" amacı güden bir faaliyet oluyor.

"Siyaset" kelimesinin merkezinde, insan özgürlüğünün zararsız ve uysal bir şekilde tezahür etmesini sağlayan bir baskıcı anlayış hakim. Siyasette, halk ya da birey olarak sınırları aşmamak, yem veren sahibe karşı diklenmemek, efendinin git dediği yere gitmek, dur dediği anda durmak esastır. "Siyaset" kelimesinin bugüne uzanan tarihsel gölgesi bunu gerektirmektedir.

Dahası var. Daha doğrusu, "siyaset" kavramının daha da pis bir anlamı var. Osmanlı devlet geleneğinde, doğrudan padişah tarafından verilen, padişahın iki dudağı arasında olan ölüm cezasına "siyaseten katl" deniyordu (Ahmet Mumcu'nun 'Osmanlı Devleti'nde Siyaseten Katl' diye bir kitabı var, meraklısına duyurulur).

Padişahın sözü, kanun hükmündeydi; "tiz urun kellesini!" demesi yeterliydi. Çağlar Keyder miydi, Halil İnalcık mıydı, yoksa Şerif Mardin miydi, hatırlamıyorum, "siyaset" kelimesinin bazı Anadolu köylerinde 1960'lara kadar hep bu "ölüm cezası" manasıyla bilindiğini yazmıştı.

Osmanlı yönetimi altında vergi veren halka "reaya" denmesi de açıklayıcı. 'Radikal' gazetesi yazarlarından Türker Alkan, "reaya" kelimesinin, "raiyye"den, yani "otlatılan hayvan sürüsü" anlamına gelen sözcükten türediğini hatırlatıyor. Dolayısıyla, Osmanlı'da siyaset kavramı, çoğunluğu oluşturan insanları bir koyun sürüsü gibi gütmeyi, yetiştirmeyi, ve gerektiğinde siyaseten katletmeyi, kurban etmeyi meşru kılabiliyor.

Siyaset kavramının kontrol ettiği alandaki iki temel anlam, evcilleştirmek ve kafa uçurmak, aslında aynı hedefi kovalıyorlar: Sessizleştirmek, susturmak. En saf ve en kesin ehlileştirmenin ve dizginlemenin, insanı ölümle cezalandırma olduğu gibi sapkın bir sonuca varabiliyor "siyaset". "At yetiştirme" işinden yola çıkan siyaset, insan özgürlüğüne at gözlüğü giydirebiliyor. Şiddetin hayatı esir aldığı anlarda, çoğunluk, sürüden ayrılmamak uğruna, başını öne eğiyor ve dilini yutabiliyor.

"Politika" kavramı ise neredeyse tam zıt kutba yerleşmiş durumda. Antik Yunan şehir-devleti, yani "polis", bu kelimenin kökenini oluşturuyor. Politika kavramının geçmişinde, yöneten ile yönetilenin ayırt edilmediği, kamusal meselelerin özgür bireylerin doğrudan katılımıyla tartışıldığı, farklı fikirlerin çatıştığı bir meydan var. Güzel bir şehir meydanı gibi... Politika herkesin farklı ama birlikte olabildiği bir alan öngörüyor.

Ekonomik anlamda hayatta kalma kaygısını (antik Yunan şehir-devletinde kadınlar ve köleler sayesinde, günümüzde ise ortalama yaşam standardını sürekli geliştiren kapitalizm sayesinde) geride bırakabilen özgür bireyler, beraber paylaştıkları dünyanın kalıcılığını sağlamak ve ortak değerlerini korumak adına politika yapıyorlar.

Kamusal alanda her türlü yenilikçi eylem yapabilmeleriyle, yani politikayla, çok sesli tartışmalarla özgürleşen bu bireyler, karşılıklı etkinleştirip besledikleri kamusal özgürlükleri sayesinde de eşitleniyorlar. Böylece politika, insan özgürlüğünün somut olarak icraata geçtiği alanı oluşturuyor. Süreğen ve akışkan fikir alışverişi, bireylerin ortak bir duyuyla hareket etmelerini, paylaştıkları dünyanın ortak kaygılarını benimseyip sahiplenmelerini mümkün kılıyor.

İki farklı kavram, iki farklı tavır... "Siyaset"le sürüye kapılmak ya da "politika"yla özgürlüğü yaşamak. Bu kavramların kökenlerinde sakladıkları geçmişi ciddiye alacak olursak, "siyaset" kelimesini kullananlar bir siyasi suç ve tahakküm tarihini, "politika" kelimesinde diretenler ise bireyi kişisel hayat kavgasından ortak bir dünyaya hayat verme idealine taşıyan bir özgürlük anısını mı yaşatacaklar?

"Ne alakası var? Bugün bu kelimeler eşanlamlı... Kaldı ki siyaset yerine politika kelimesini kullanmaya başlarsak, küçük cumhuriyetimizin geleceği daha mı aydınlık olacak? Ne saçma..." diyerek iki basit kelime arasında tercih yapmayı anlamsız bulanlar olabilir. Onlardan ricam, aynı tavrı "asli siyasi yaşam" olarak tanımladıkları oy verme işlemine karşı da sergilemeleri ve bazen iki basit kelime ("evet" veya "hayır"), bazen ise yan yana dizilmiş birkaç harf (kısaltılmış parti isimleri) arasında tercih yapmanın anlamsızlığını da düşünmeleridir.

Kime verirseniz verin, her oy verişinizde biraz daha ehlileştiğinizin, yönetilmeye razı olduğunuzun altını çizmiyor musunuz? Peki ne mi yapacaksınız? Kelimenin tam anlamıyla POLİTİKA. Meydanlar sizin... Yöneten-yönetilen ayrımına hapsolmadan, parti kurmadan, sandığa gitmeden, güzel bir yarımada hayaline iştirak ederek özgürlüğü meydanlara nakşedebiliyor musunuz? Büyük ihtimalle, ı-ıh. O halde, politikanın siyaseten katline hurra devam.

   1291 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
11 Ekim 2008, Cumartesi   Biyo-politika, sosyo-biyoloji: Bizi maymun eden öğretiler...
04 Ekim 2008, Cumartesi   Orwell’den savaş dersleri: 2 + 2 = 5
27 Eylül 2008, Cumartesi   “İyi Alman” var mı? Af mümkün mü?
20 Eylül 2008, Cumartesi   Başbakan'a tenis tadında din dersi
13 Eylül 2008, Cumartesi   Araba süren koyunlar
06 Eylül 2008, Cumartesi   Robert Walser'i okumamanın ızdırabı
30 Ağustos 2008, Cumartesi   Nagasaki'den Kıbrıs'a, Weller'den Mamas'a
23 Ağustos 2008, Cumartesi   Bir cinayetin yıldönümü
16 Ağustos 2008, Cumartesi   Sol'un "hasımsızlığı"
09 Ağustos 2008, Cumartesi   Ölüm, sorumluluk, sır



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.4210 1.4310
1 STERLİN 2.4073 2.4252
1 EURO 1.9296 1.9432



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

HAZIRLANIYORUZ...

Ali Baturay

EROĞLU DÖNMELİ MİYDİ?

Hasan Hastürer

Unutmadan, sesimiz kısılmadan....

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(43)

Akay Cemal

Biraz da okuyucu konuşsun... Türk emlaki n...

Ahmet Tolgay

KÜRESEL KRİZ GELİP ÇATTI... ÇIKIŞ YOLLARI ...

Bilbay Eminoğlu

İnsanı ağlarken bile güldüren adam: Mağusa...

Omaç BAŞAT

Önce evimizin içini temizleyelim

Hüseyin EKMEKÇİ

Cevap hakkı...

Dilek ÇETEREİSİ

Kuliste içtiler salonda oy verdiler

Aysu Basri

8-5 İNSAN HAKKI DÜZENİ

Emin AKKOR

Gerçek kabullenmeden çözüm üretilemez

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

Dünyayı sarsan yedi gün

Oğuz Metiner

Ramazan Bayramınız mübarek olsun sevgili o...

Harid Fedai

Lârnaka Limanı





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital