Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
2'si ağır, 3'ü çocuk 7 yaralı
Hem aldatıldılar, hem hapse gittiler
Doğal pınarı kendi malı gibi kullanıyor
Başkanlık konusunda uzlaşamadılar
Evraklarını yeğenine verdi polise "kaybettim" dedi
Tatbikatlar iptal
Ertuğruloğlu: Herkes mesajı aldı,UBP tek başına iktidara yürüyor
Esnaf tükenme noktasında, acil önlem şart
Öztürk: Ülkede toplanan sütün yüzde 20'sinin fiyatı borsada belirleniyor
Kıbrıs sorununun çözümü, AB'ye katılıma da yardımcı olacaktır

YORUMLANANLAR
Doğal pınarı kendi malı gibi kullanıyor [1]
2'si ağır, 3'ü çocuk 7 yaralı [6]
Tatbikatlar iptal [2]
KTÖS: Bakanlıkla konuyu netleştirene dek yıllık planlar yapılmayacak [2]
"Fanatizm-Ya bizdensin ya öteki" [1]
Avcı: Su sorunu, Anavatan Türkiye'nin desteğiyle çözümlenecek [4]
Bu sezon Kıbrıs TV fırtınası esecek [2]
Güzelyurt kökenli Rumlar, sözde "işgale" karşı yürüyüş düzenledi [5]
Cumhuriyet Meclisi'nin izleyici konumuna sokulması kabul edilemez [1]
Konfederasyon ve iki ayrı bağımsız devlet istemiyoruz [5]



Züğürt insan adaleti ve "İletişmeyin ulan!" illeti

Mehmet RATİP

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   26 Ocak 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

'Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde "insani" kayıplar, yani ölümler için astronomik "maddi" tazminat talep eden her Kıbrıslı, Rum ya da Türk, ölümden rant sağlamayı kendine yedirebiliyor demektir.'

Varnavas ve diğerlerinin Türkiye devletine açtıkları davanın sonucuna binaen yaptığım yorum buydu. Bu yorum hakkında, bir dostum aracılığıyla bana ulaşan çok önemli bir eleştiri var. "Hukuk hiçbir zaman boşuna değildir," diyor bu eleştiri.

Doğru, fakat şöyle: Hukuk, hukukun içinin nasıl boşaltıldığını ve neyle doldurulduğunu bize ders verircesine anlatabildiği ölçüde, yani kendi yetersizliğine tanıklık edebildiği ve politik eleştiriyi kucaklayabildiği takdirde boşuna değildir.

İnsan hakları hukuku, kapitalizmin en sapkın halinin -en büyük acının bile para cinsinden bir karşılığı olabileceği bir sistemin- parçası olmayı insanlarımıza en doğal hakları gibi sunabilmektedir.

Hak ve adalet, soyut kavramlardır, parayla veya herhangi bir "nicelik"le ölçülemezler. Hele serbest piyasa "bodyguard"ı Avrupa Birliği'nin mahkemelerinde ancak "züğürt tesellisi" olarak zuhur edebilirler. Manevi ıstıraptan maddi gelir elde etme züğürtlüğünün tecellisi...

İnsan hakları bu yüzden, insanı insan yapan manevi boyutu yeterince değerlendiremediğinden, niteliksizdir. Hak sahibi olma, adalete kavuşma gibi kaygıların tatmin edici bir yanıt bulması ve aşılması ancak politikayla, en azından politikaya bulaşmayı göze almış bir hukuk anlayışıyla mümkün olabilir.

İnsanlık dışı hareket edip, temel hakları çiğneyen zorbaları maddi tazminatın caydırmayacağını, utandırmayacağını düşünüyorum. Günümüz insan hakları anlayışı formaliteden sıyrılıp, zorbanın ruhuna işleyecek bir aşağılamaya başvursa, protesto çekse ve belki de medya üzerinden manevi cezalandırma teknikleri kullansa nasıl olur?

Örneğin zorbaya karşı en sağlam eleştirileri getirebilecek muhalif kalemleri zorbaya zorla okutsa; en çok okunan gazetede, en çok izlenen kanalda yayınlatsa; bir karşıt kamuoyu yaratsa, böylece zorbayı kendi insanının gözünde küçük düşürse; bu daha dürüst ve daha etkili bir insan hakları savunusu olmaz mı?

Veya topyekun bir ülkeyi yargılamak yerine, hukuk suçla mücadele ettiğinin bilinciyle biraz kişiselleşse; milli kimliği, dinsel öğretiyi suiistimal edenleri bir bir belirlese, ve milliyetin, dinin kimi nasıl yoldan çıkarabileceğini güzelce ve somut olarak örneklese, bu daha iyi, daha özgürlükçü bir hukuk olmaz mı?

Hukukun müdahale etmeye çalıştığı o karmaşık alanda, yani politikada adalet yoktur, dostluk ve düşmanlık vardır. Suçlu ve suçsuzun hiyerarşik konumlarda anlam bulmaları hukukun, suçları "bağışlama ve söz verme" yetenekleriyle aşmaya niyetli insanların dost olmaları veya olamamaları ise politikanın alanını belirler. Çok insancıldır politika. "Söz veriyorum, bir daha yapmayacağım" diyeni bağışlamayı da, sözünü tutmayıp hergelelik edeni hasım bilmeyi de içerir.

İnsan hakları hukukunun politikaya etki edebilmede yetersiz kaldığını farketmeli ve herhangi bir suçu maddi tazminatla bağdaştırmayıp, ilkeli bir derinlikle bağışlamalı ya da lanetlemeliyiz.

Biliyor musunuz, aslında yazının başında belirttiğim "ölümden rant sağlandığı" yönündeki iddiam biraz da polemiğe girme niyetimden kaynaklanıyor. Sanırım, mantıklı bir insan hakları savunusunu duymaya ve bunu tartışarak içselleştirmeye ihtiyacım var.

* * *

Bu arada, başka bir "insan hakları" meselesine değinelim ve soralım: İki üç kendini bilmez Atatürk'e sövüyor diye, bir Internet sitesine, bir nesil için en popüler gazete veya TV kanalı kadar önemli ve anlamlı olan Youtube'a, erişimi (birkaç günlüğüne olsa bile) Türkiye çapında yasaklamak nasıl bir düşünce kabızlığının ürünüdür?

İki üç pire için bütün bir ülke içerisinde iletişenlerin yorganını "İletişmeyin ulan!" dercesine yakmak neyin nesidir? Hemen söyleyelim; pireye deve statüsü kazandırmanın daniskasıdır.

Sansür kararını veren Sulh Ceza Mahkemesi, sulh ve ceza arasındaki çizgiyi yok etmemeli. Bir iletişim aracının kullanılış şekline tepki verirken, evet haysiyetsizi cezalandırmalı, hakkıdır; hayır, benim sulhuma dokunmamalı, hiçbir hakkı yoktur. "Yurtta sulh, cihanda sulh" diyen büyük devlet adamına, "Peki yurtta sulh nasıl olacak, ekselans?" diye sorsalardı, eminim "Yurdun sulhu, yurttaşın sulhudur efendi!" derdi.

Peki bunu hangi yasakçı zihniyet anlar? Küfürden korkan, kalemi kılıç gibi kullanmaktan aciz, polemik fakiri, iletişim-yasakçı zihniyet mi? Yoksa hukuku geriye işletip, gündelik resimlerde hayat bulan Atatürk'ün elindeki sigarayı silmeye dahi yeltenen, tarih-kırımcı, ahlak zabıtası, sigara-yasakçı zihniyet mi? Soruyorum, fakat bir yanıt beklediğim falan yok. Gerçekten anlamıyorum. Yabancı kalıyorum böylesine saçma, gereksiz ve mantıksız insanlara iyi ki yabancı kalıyorum...

   1209 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
11 Ekim 2008, Cumartesi   Biyo-politika, sosyo-biyoloji: Bizi maymun eden öğretiler...
04 Ekim 2008, Cumartesi   Orwell’den savaş dersleri: 2 + 2 = 5
27 Eylül 2008, Cumartesi   “İyi Alman” var mı? Af mümkün mü?
20 Eylül 2008, Cumartesi   Başbakan'a tenis tadında din dersi
13 Eylül 2008, Cumartesi   Araba süren koyunlar
06 Eylül 2008, Cumartesi   Robert Walser'i okumamanın ızdırabı
30 Ağustos 2008, Cumartesi   Nagasaki'den Kıbrıs'a, Weller'den Mamas'a
23 Ağustos 2008, Cumartesi   Bir cinayetin yıldönümü
16 Ağustos 2008, Cumartesi   Sol'un "hasımsızlığı"
09 Ağustos 2008, Cumartesi   Ölüm, sorumluluk, sır



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.3916 1.4014
1 STERLİN 2.3972 2.4150
1 EURO 1.8957 1.9090



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

İSTESEK DE İSTEMESEK DE (*)

Ali Baturay

"BİZE BİR ŞEY OLMAZ ZATEN!"

Hasan Hastürer

Az bilgi çok laf...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(43)

Akay Cemal

Aman şeytan karışmasın!..

Ahmet Tolgay

KADINSIZ SİYASET... (2)

Bilbay Eminoğlu

74'ten bir anı ve düşündürdükleri

Omaç BAŞAT

Önce evimizin içini temizleyelim

Hüseyin EKMEKÇİ

Görevi bırakmaya hazırlanan İnce'nin ö...

Dilek ÇETEREİSİ

Sigaralar bu kez bahçede yandı

Aysu Basri

SAVAŞ SUÇLARI ve ARKASINDAKİ ACILAR

Emin AKKOR

Gerçek kabullenmeden çözüm üretilemez

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

Dünyayı sarsan yedi gün

Oğuz Metiner

Ramazan Bayramınız mübarek olsun sevgili o...

Harid Fedai

Kâvânin (Yasama) Meclisi





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital