Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
64 bin 552 alışveriş
2 bin ağaç elektrik kurbanı
HSBC kriz içinde atılım yaptı
Haftalık yıldız falınız
Bağcıl'ın 4. yabancısı Enio Da Silva
Türkiye ikinci yarıda: 2-1
Futbolda alt yapı antrenörleri belirlendi
Sabri Ugan spor yazarları ile buluştu
TRİO
Küba Büyükelçiliği konusunda Güney'deki tartışma sürüyor

YORUMLANANLAR
Avukatlara getirilen yasak hukuka aykırı [2]
Çiftçi ve hayvancıya DESTEK PAKETİ [2]
UBP anahtarı UBP'lilerde olmalı [3]
Büyük sınav [1]
Gazimağusa'da 26 köyde elektrik kesintisi yapılacak [1]
Mahkemelerden rekor cezalar [1]
Küfür etti diye öldürüyordu [1]
Bulutoğluları: Artık ipler koptu [3]
4 ay hırsızlıktan arandı adaya girerken yakalandı [1]
14 yaşındaki kızla cinsel ilişki [4]



Uzak bir dosta ağıt: Heath Ledger (1979-2008)

Mehmet RATİP

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   2 Şubat 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Bu köşede kendisini üç kez zikrettim. Son altı ay içerisinde tam üç kez. İlkinde, "Heath Ledger bu rolün üstesinden gelebilir mi, çok merak ediyorum," dedim. Merakım Temmuz 2008'de gösterime girecek "The Dark Knight" adlı filmin "The Joker" karakteri üzerinden pazarlanmaya başlanmasıyla birlikte Temmuz 2007'den itibaren alevlenmişti.

İkincisinde, yeni haberler geldikçe "Joker'in vücut bulduğu 1979 doğumlu genç isim Heath Ledger, usta Jack Nicholson'un Ledger henüz 10 yaşındayken sergilediği Joker performansını bile geride bırakabilecek bir aktör olabileceğini şimdiden hissettirdi. Bu ihtimal bile Ledger'in üzerindeki inanılmaz baskıya direnebilen büyük yeteneğine işaret ediyor aslında," demiştim.

İki hafta kadar önce gelen ani ölüm haberi ise, Ledger'in kavramaya çalıştığım yaratıcılığının "inanılmaz baskısından" daha inanılmazdı. Maalesef Heath'in baskıya "direnişinin estetiği" yokediciydi, melankolikti.

Sonuncusunda ise, "Bu yaz Ledger'in sıfır empatik, maksimum vicdansız Joker'ini izleyiniz ve bundan sonra yüzleşmek zorunda kalacağınız yeni suçlu modeline alışmaya bakınız, derim," deyip iddialı bir cümle sarf etmişim.

İyi ki de sarf etmişim. Yoksa bu yazıda sanatıyla efsaneleşemeden, ölümüyle efsaneleşmeye mahkum olmuş genç bir Hollywood aktörüne boş yere methiye düzen bir sanatçı özentisi olduğumu düşünebilirdiniz.

Ama düşünemezsiniz ki... Genç yaşta hala açıklanamayan bir sebepten (birkaç güne kadar son test sonuçları çıkar herhalde) trajik bir şekilde ölmüş olmasından ötürü değil, ölmeden önce yarattığı karakterler ve özellikle ölmeden hemen önce büründüğü şakacı katil sayesinde efsaneleşecek Heath Ledger. Zamansız ölümünden dolayı ona acımıyor, onu hayatlarımızın anlamsızlığını örtbas etmek uğruna yüceltmiyorum.

Bilakis o yaşta o denli korkunç bir psikolojiyi bedenine, yüzüne, jestlerine ve mimiklerine sığdırmaya çalışma cesaretini ve yaratma arzusu karşısındaki dinmek bilmez emeğini onurlandırmayı bekliyorum. Son bir yıldır boşuna heyecanlanmadığımı, Ledger'in son yapıtını mübalağa etmediğimi bu yaz hep birlikte acı bir ölümün gölgesi eşliğinde beyaz perdede izleyeceğiz.

Her neslin bir James Dean'e mi ihtiyacı var? Sanmıyorum... Ledger'in henüz aydınlatılmayan ölüm sebebi de "yaşamsal" bir öneme sahip olmamalı bence. Şimdiden iki zıt portre çizildi Amerikan eğlence dünyasında:

Eğlence düşkünü, uyuşturucu bağımlısı, çılgın, iradesiz Heath; ağırbaşlı, iki yaşındaki bir kız çocuğunun babası, kendisine "meydan okuyan" rolleri canlandırmayı ilke edinen, utangaç Heath'e karşı... Nişanlısından ayrılan, belki de onu aldatan Heath; nişanlısına deliler gibi aşık olan ve istemediği bir ayrılıktan dolayı dibe vuran Heath'e karşı...

Herkes kendi Heath'ini yarıştırıyor. 28 yıllık bir hayata hem eğlencenin hem depresyonun, hem babalığın hem hovardalığın, hem ürkekliğin hem atikliğin yaraşmayacağını düşünüyorlar. Hangi dünyada yaşıyorlar? Nasıl bir adam hakkında konuştuklarının farkındalar mı?

Birkaç ay önce gördüğümde ürpermeme sebep olan bir röportaj sırasında, sakin bir şekilde "Kızım olduğu için ölmekten korkmuyorum, çünkü bir anlamda onun içinde yaşıyorum. Ama bir yandan da ölümden korkuyorum çünkü onun büyümesini görmek için yaşamak istiyorum" diyebilen bir adam hakkında konuşuyorlar. Ölümden hem korkan hem korkmayan, hem kendinden emin hem sürekli tedirgin bir yaşam hakkında konuşuyorlar.

"The Joker"i çektiği, daha doğrusu "yaşadığı" sıralarda aşırı derecede yorulduğunu ve günde iki saati geçmeyen uyku vaktinin düzensizliğiyle boğuştuğunu söylemişti. "Uyku hapları da fayda etmiyor... Bedenim yoruluyor, ama zihnim durmuyor," demişti. Sinema dünyasına yaptığı bu son katkıyı iki küsur dakikalık "The Dark Knight" fragmanında izleyince niye uykusuz kaldığı belli oluyordu. Uyku kaçırmaya, izleyicisinin de yaratıcısının da kabusu olmaya odaklanmış bir canavar çıkmıştı sahneye.

Eminim ki filmin yapımcıları ve yönetmeni "Acaba bu filmi yapmasaydı, Heath hâlâ yaşar mıydı?" sorusuyla yüzleşmekteler şu anda... Gerçekten üzücü ve asap bozucu bir durum. Henüz gösterime girmemiş bu "trajik" filmi, bu son soruyu akılda tutarak izlemeye çalışmak herkesi tuhaf bir duygu karmaşasıyla baş başa bırakacak. Ölümü psikopat bir ruh haliyle vücuda getirmenin bedeli can mıdır?

Ledger'in yarattığı canavarın önemini beş hafta kadar önce "İçimizdeki şer, içimizdeki Joker" başlıklı yazımda şöyle böyle anlatmaya çalışmıştım. Tekrar bu konuya girmek istemiyorum, çünkü işin benim önemsediğim boyutunun değil, Ledger'in o filme yansıtacağı "son" hareketlerinin, "son" sözlerinin takdir kazanmasını diliyorum.

Sanatı, yaratıcılığı çok da sorgulamamak, anlamlandırmamak lazım. "Niye böyle bir şey yarattı ki? Kime ne katkısı var?" gibi sorular, sunulan performansın, yapıtın tanımlanmaz büyüsüyle susturulmalı. Bu, her sanat için, her sanatçı için böyle olmalı.

25 Temmuz 2008 Cuma gününden itibaren efsaneleşeceğini ölümünden önce her önüme gelene söyledim, şimdi daha buruk bir şekilde söylemeye devam edeceğim. Benim gibi uzak dostlarına son hediyesi olan "The Dark Knight"ın altıncı dakikasında o ölüm habercisi, makyajlı ve işkence görmüş yüzüyle bizi selamlarken şöyle diyor: "İnanıyorum ki insanı öldürmeyen her şey, insanı daha tuhaf yapar"...

Peki insanı öldüren her şey insanı ne yapar? Daha sıradan? Daha normal? Keşke Heath son filmini beyaz perdede izleyebilseydi ve gala çıkışında kırmızı halı üzerinde tüm içtenliğiyle bu soruya kendisi cevap verebilseydi... Sanırım ölen için ölümün şakacı ve tuhaf bir tarafı yok, acı bir basitliği var: Rüyasız bir uyku olması...

Yeni yeni tanımaya başladığım ve çok sevdiğim "uzak dostumu" bu yaz, bir cuma gecesi usul usul aydınlanan bir sinema salonunda alkışlayarak uğurlamak için sabırsızlanıyorum. So long, Heath.

   1190 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
11 Ekim 2008, Cumartesi   Biyo-politika, sosyo-biyoloji: Bizi maymun eden öğretiler...
04 Ekim 2008, Cumartesi   Orwell’den savaş dersleri: 2 + 2 = 5
27 Eylül 2008, Cumartesi   “İyi Alman” var mı? Af mümkün mü?
20 Eylül 2008, Cumartesi   Başbakan'a tenis tadında din dersi
13 Eylül 2008, Cumartesi   Araba süren koyunlar
06 Eylül 2008, Cumartesi   Robert Walser'i okumamanın ızdırabı
30 Ağustos 2008, Cumartesi   Nagasaki'den Kıbrıs'a, Weller'den Mamas'a
23 Ağustos 2008, Cumartesi   Bir cinayetin yıldönümü
16 Ağustos 2008, Cumartesi   Sol'un "hasımsızlığı"
09 Ağustos 2008, Cumartesi   Ölüm, sorumluluk, sır



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.4210 1.4310
1 STERLİN 2.4073 2.4252
1 EURO 1.9296 1.9432



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

HAZIRLANIYORUZ...

Ali Baturay

EROĞLU DÖNMELİ MİYDİ?

Hasan Hastürer

Unutmadan, sesimiz kısılmadan....

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(43)

Akay Cemal

Biraz da okuyucu konuşsun... Türk emlaki n...

Ahmet Tolgay

KÜRESEL KRİZ GELİP ÇATTI... ÇIKIŞ YOLLARI ...

Bilbay Eminoğlu

İnsanı ağlarken bile güldüren adam: Mağusa...

Omaç BAŞAT

Önce evimizin içini temizleyelim

Hüseyin EKMEKÇİ

Cevap hakkı...

Dilek ÇETEREİSİ

Kuliste içtiler salonda oy verdiler

Aysu Basri

8-5 İNSAN HAKKI DÜZENİ

Emin AKKOR

Gerçek kabullenmeden çözüm üretilemez

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

Dünyayı sarsan yedi gün

Oğuz Metiner

Ramazan Bayramınız mübarek olsun sevgili o...

Harid Fedai

Lârnaka Limanı





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital