Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
"Single Star" gece kulübünde patlama
Erdoğan: Bu yıl çözüm mümkün
Uyuşturucu ağzından çıktı
Erdoğan, KKTC'ye geldi
Akaryakıta "kuruş kuruş" zam

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

Büyük Öteki: Köylü ve Cindy seviştikten sonra olanlar

Mehmet RATİP

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   10 Mayıs 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Fransız psikanalist Jacques Lacan'ın sunduğu en önemli kavramlardan birisidir "büyük Öteki". En önemli Lacan yorumcularından Sloven filozof Slavoj Zizek'in tanımıyla; "büyük Öteki" içinde yaşadığımız sembolik düzeni, içinde yaşadığımız toplumun yazılı olmayan ama hepimizin benimsediği anayasasını, hatta toplum içerisinde her konuşan bireyin kabullenmek zorunda olduğu ikinci ana dili temsil ediyor.

"Büyük Öteki" hareketlerimizi yönlendirir; içinde yüzdüğümüz ama dibini hiçbir şekilde göremediğimiz deniz gibidir. Peki hiçbir zaman tam olarak kavrayamadığımız ve yüzleşemeyeceğimiz bir "büyük Öteki" ne anlama gelir? Sembolik düzenin ve kullanabileceğimiz iletişim biçimlerinin belirlenmişliğinin gölgesinde kalan bizler, konuşan-tartışan bireyler olarak birer kukla mıyız? "Büyük Öteki" hiçbir zaman göremediğimiz ama hep gözden uzak kalarak, iplerle bizleri yönlendiren bir kukla ustası mı?

"Büyük Öteki" içinde yaşadığımız sembolik düzendir, dedik. Peki bu sembolik düzen nelerden oluşuyor? Konuştuğumuz ya da dinlediğimiz anlarda, yani bir diyalog sırasında (ki bu, TV önünde de, bir insan karşısında da, hatta gazete okurken bile olabilir), yalnızca başkalarıyla iletişime geçmeyiz. Konuşma eylemi, yalnızca başka insanlarla etkileşimden ibaret değildir. Konuşma/dinleme eylemimizi her zaman çevreleyen, hatta eylemin içine sinen, bir "kurallar ve varsayımlar ağı" vardır. Öncelikle tamamen içselleştirip varlıklarını unutacak kadar kanıksadığımız dil bilgisi kuralları vardır; eğer bu kuralları (zamir, sıfat, yüklem gibi detayları) her zaman düşünerek konuşacak olsaydık, konuşmamız sürekli bölünerek imkansız bir hal alırdı. Bu yüzden dil bilgisi kurallarını varsayarız; onlar "ipleri elinde tutarak" konuşmamızı akıcı kılan kukla ustası gibidirler, "büyük Ötekinin" bir parçasıdırlar.

"Büyük Ötekinin" bir başka parçası da aynı gündelik yaşamı paylaşmamızdan kaynaklanan ortak konular ve ortak kaygıların oluşturduğu, "neyi konuşup neyi konuşamayacağımızı" belirleyen çerçevedir. Belli konuları konuşmamız bilinçaltımızda yasaklanmıştır (örneğin, güzel bir kadınla konuşan bir erkeğin kadın hakkındaki cinsel fantezilerini açıkça dile getirmemesi gibi ya da kendi ülkemizin işlediği politik suçları doğrudan söyleyemememiz gibi). Diğer taraftan, konuştuğumuz insanlarla mutlaka ortak yönlerimiz olduğunu sürekli, farkına varmadan teslim etmekteyizdir (vatanseverlik, ortak inanç, ortak beğeniler, benzer hobiler vesaire). "Büyük Öteki" denen düzen hepimizin konuşurken, sembolik düzeyde gayriihtiyari kabullendiği serbesti ve yasaklardan oluşmaktadır.

Gündelik yaşamda genellikle çok güçlü "büyük Ötekilere" ihtiyaç duyarız. Zizek'in Lacan'ın bu "büyük Öteki" kavramının gündelik yaşamdaki yansımaları için verdiği örnekler arasında "Tanrı", "Millet", "Özgürlük" gibi kavramlar var. Tanrı'ya inanan insan, belli başlı kuralları ve yasakları kanıksayarak hareket eder, bir "büyük Ötekiye" seslenir, göremediği kukla ustasının dehasına güvenir. "Millet" kelimesini sıkça kullanırken, hep bir toplulukla paylaştığımız dertler ve meselelerden dem vururuz, bir "büyük Ötekiye" sesleniriz; hiçbir zaman teker teker tanışamayacağımız çok farklı iç dünyalara sahip bireylerden oluşan homojen ve uyumlu bir birliktelik varmış gibi konuşuruz; o milli birlikteliğin, kukla ustası gibi oynattığı biz kuklaları doğru yola sevk etmesini, kullandığı iplere sımsıkı sarılıp hayat bulmayı ümit ederiz.

Kısacası hep bir "büyük Ötekiye" ihtiyaç duyarız. Bizler konuşurken, tartışırken, gündelik yaşamın safsatalarıyla boğuşurken, sadece birbirimizle etkileşime giren, sadece birbiriyle didinen "küçük ötekiler" olarak yaşamayız. Hep bir "büyük Ötekiyi" varsayarız, ona referans vererek yaşarız, onun varlığını teslim ederek kendimizi ifade edebilme rahatlığına kavuşuruz. Zizek'in "büyük Ötekinin kaçınılmazlığını" ve "büyük Ötekinin" bizi ifade rahatlığına kavuşturmasını anlatmak için verdiği matrak örnek, tuhaf fıkra çok anlamlıdır:

Bir gemi kazası sonucu gariban bir köylü ve Cindy Crawford ıssız bir adada tek başlarına kalırlar. Cindy Crawford gariban köylüyle sevişir, ve köylüye seksi nasıl bulduğunu sorar. Köylü Cindy'ye seksin harika olduğunu ama tam tatmine ulaşmak için kendisinden son bir ricada bulunacağını söyler. "Cindy, rica etsem bir pantolon giyip, suratına bir de bıyık makyajı yapıp en yakın arkadaşımı taklit eder misin lütfen?" diye sorar köylü ve Cindy'ye bu ricasında bir sapıklık aramamasını, yalnızca en yakın erkek arkadaşıyla konuşmaya ihtiyacı olduğunu söyler. Cindy köylünün ricasını kabul eder ve bir erkek kılığına girer. Köylü, erkek kılığındaki Cindy'ye yaklaşır, eliyle Cindy'yi hafifçe dürter ve aptal bir erkek gururuyla, pis pis sırıtarak şöyle der: "Yeğenim! Ne olduğuna inanmayacaksın! Az önce Cindy Crawford'la seviştim!"

Böylece gariban köylü "büyük Ötekiyi" sohbete davet etmiştir. Konuşmalarımıza, hatta sevişmelerimize, farkında olmasak da, içten içe hep bir tanık arama gayesindeyizdir. O tanık, seks gibi en özel zevklerimizi, konuşma gibi en sıradan eylemimizi tasdik etmedikçe, semboller tam olarak yerine oturmamakta, hayata atfettiğimiz anlamlar bulanık kalmaktadır. "Büyük Ötekiler" (milletler, tanrılar, kurallar, prensipler, hatta yakın dostlar; yani anlamlı bir hayatı tanıklık ederek tasdikleyenler) sayesinde sürekli gözlemlendiğimiz dürtüsünü, bir film yıldızı gibi sürekli izlendiğimiz, beğenildiğimiz hissini taşır ve bireysel varoluşumuz düzeyinde dünyayla ilişki kurabildiğimizi düşünüp rahatlarız.

   954 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
19 Temmuz 2008, Cumartesi   Olağanüstü hallerimiz
12 Temmuz 2008, Cumartesi   Kılavuzu Kissinger olanın...
05 Temmuz 2008, Cumartesi   Tahtası eksik bir ülke ve "su tahtası" eksik bir adam
28 Haziran 2008, Cumartesi   Carlin vs. Ölüm
21 Haziran 2008, Cumartesi   Auctoritas, non veritas...
14 Haziran 2008, Cumartesi   Egemenlik ve dalalet/küfür
07 Haziran 2008, Cumartesi   Demokrasinin yokluğunda "anti-parlamenter" düşünce
31 Mayıs 2008, Cumartesi   Türkiye'den gaibe mektuplar
25 Mayıs 2008, Pazar   Cinsel ilişki yoktur, fantezi vardır... Pornografi ve çilekli kek...
17 Mayıs 2008, Cumartesi   Lacan ve motosikletli kız... Entelektüel yazı ve gündelik yaşam...



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.2119 1.2203
1 STERLİN 2.4281 2.4462
1 EURO 1.9293 1.9429



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

BAŞBAKAN ERDOĞAN'IN KIBRIS'A SÖYLE...

Ali Baturay

HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYU...

Hasan Hastürer

Vatandaş olmadan Kıbrıs'ta yaşayanlar....

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar (25)

Akay Cemal

Tek'li yol ve bastır Hristofyas!..

Ahmet Tolgay

SAVAŞ ANISI: İNSANIN BİR KURŞUNLUK CANI VA...

Bilbay Eminoğlu

Ne olacak bu memleketin hali diye söylenme...

Necdet Ergün

Ekonomide "kapasiteler ve kârlar" ...

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Uzm. Mine Çağlar

Güneş ışınlarının zararlı etkilerinden kor...

Dr. Umut Altunç

Kıbrıs Güneşi, Ultraviyöle ve Bebekler

Aysu Basri

RESM-İ İŞKENCE

Sevilay SADIKOĞLU

Şiirlerle Büyüsün Çocuklar...

Mustafa BESİM

LOKMACI: KALİTELİ HİZMET VE UYGUN FİYAT

Türem Delikurt

Kordon Kanı Bankacılığı: Gerçekten biyoloj...

Dr. İsmail KEMAL

Ergenekon, ampul, El Beşir

Emin AKKOR

Ahtapotun kollarından kurtuluş yok

Oğuz Metiner

Kıyamet ne zaman ve nasıl kopacak?

Ali Özçil

Yazın sevilen meyvesi kiraz

Bedia BALSES

Döşünden Yaralı Dağlar

Beste SAKALLI

GÖZLERİNE DAĞILIRDI BENİM ANNEM

Psikolog Ayla Kahraman

Bir ilişkiyi korumak ve sürdürmek

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Çikolatalı Bitkiler

Osman Ertuğ

Ayrılma hakkı

Bener HAKERİ

NOTLAR Unutulanlar mı, bilinmeyenler mi?

Ata ATUN

KKTC TANINMAYA MI GİDİYOR

Mehmet RATİP

Olağanüstü hallerimiz

Dr. Orhan Aydeniz

Taş ocakları sorunu

Harid Fedai

Sünühât Gazetesi Yüksek Katına

Cumhur DELİCEIRMAK

BOP TARAFI





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital