|
Pornografi nedir, ne işe yarar, nasıl bir zihinsel etki yaratır, hiç düşündünüz mü? Ben, affınıza sığınarak, düşündüm. Özellikle erkekler, bir porno filmindeki iki-ya da kişisel zevke bağlı olarak belki de daha fazla-kişinin en mahrem aktivitelerini, en müstehcen sevişmelerini izlerken, her şeye ulaşabilen, her türlü gizliliği aşabilen varlıklara dönüştüklerini kolaylıkla hissedebilirler. Bir porno izleyicisi, karşısında toplumun ahlaka aykırı kabul ettiği ayıp seks hareketlerini yapan insanları kontrolündeki kuklalar gibi oynatır. Görüntüyü ileriye sarma ya da istenilen kareyi dondurma gibi hamleler, izleyiciye iplerin elinde olduğu hissini yaşatır.
Pornografiye dair bu spekülatif düşünceler, Fransız psikanalist Jacques Lacan'ın meşhur bir paradoksal cümlesine dayanıyor aslında. "Cinsel ilişki yoktur," diyor Lacan. Peki "cinsel ilişki yoktur" demek, ne demektir? Uçuk Lacan yorumcusu Slavoj Zizek'e göre bu cümle, iki kişi arasında uyumlu bir cinsel ilişkinin hiçbir evrensel garantisi olmadığı anlamına geliyor. Uyumlu ve zevkli bir cinsel ilişkinin garantisinin olmaması ise, bir cinsel ilişkinin varolabilmesi için mutlaka ve mutlaka fanteziye ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor. Fantezi, "fantezi kuran öznelere", yani bizlere ne anlatır? Bu sorunun da Zizek'in yanıtladığı birçok soru gibi sıradan bir yanıtı yok tabii. Fantezi, Zizek'in yaptığı Lacan okumasına göre, bize "ne arzuladığımızı, ne istediğimizi" anlatmaz. Fantezi bize "başkalarının bizden ne istediğini, başkalarının bizi nasıl arzulayabileceğini" anlatır.
"Freud'a dönüş" olarak nitelenen ve meşhur psikanalist Sigmund Freud'u yeniden okuyarak Freud'un bile fark etmediği temel Freud öğretisini keşfetmemiz gerektiğini vurgulayan Lacancı psikanalizin bu "cinsel ilişki yoktur" ve "fantezi bizim ne istediğimizi değil, başkalarının bizden ne istediğini anlatır" iddialarını Freud'un verdiği basit bir örnekle açıklayabiliriz: Freud, küçük kızının çilekli kek yeme fantezisi olduğunu fark ediyor. Burada küçük kızın fantezisi basit bir arzusunu hayalinde tatmin etmesinden ibaret değil (yani mesele "kızın canı kek çekti, keki yiyemedi, dolayısıyla kek yeme fantezisi kurdu" meselesi değil). Meselenin daha derin bir boyutu var. Küçük kızın, daha önce çilekli kek yediğinde, annesinin ve babasının onun çilekli kekten aldığı keyfi izlerken keyiflendiklerini fark etmesi, kızın çilekli keki arzulamasının ardında yatan temel güdüdür. Küçük kız, çilekli kekten aldığı keyfi, anne ve babasının o keyfi gözlemlerken aldıkları keyif sayesinde fantezisinin konusu yapabiliyor. Kısacası kız için önemli olan kendi arzusunu gerçekleştirmekten çok, ailesinin hoşuna giden bir durumu tekrarlayarak onların arzusunu gerçekleştirdiği hissine kavuşmak oluyor. Ailesini hoşnut kılarak kendi kimliğini oluşturuyor ve fantezisini kendini memnun etmekten çok, onları memnun etmek için kullanıyor.
Peki bu bize neyi anlatmalı? İkili ilişkilerimizde almak istediğimiz zevkler, tatmin etmek istediğimiz duygular, hiçbir zaman bireysel olarak belirlediğimiz, kişisel mutluluğumuz için seçtiğimiz zevkler ve duygular olamıyorlar. İlişkilerimizin başarılı olabilmesi için fantezi kurmaya, fantezinin başarılı olabilmesi için de başkalarının arzuları doğrultusunda zevk almaya, zevk alırken onları memnun etmeye odaklanmak zorunda kalıyoruz. Dolayısıyla (ilk örneğimize dönecek olursak) porno izleyicisi, ekranda sevişen çiftlerin arzularında, başkalarının ondan beklediğini düşündüğü arzuları görerek tatmin oluyor. Porno izlerken kurduğu fantezi, esasen porno filmindeki aktörlerden birisinin gerçekte kendisi olabileceği hayalinden kaynaklanmıyor. Porno izlerken kurduğu fantezi, kendisi için belli toplumsal kurallar doğrultusunda şekillendirilen bir çevrenin sınırlandırdığı zevkler, tatlar ve arzuların hayali oluyor.
Zevklerimiz başkalarının arzularını gerçekleştiren fanteziler sayesinde bilinçli ve anlaşılır zevkler oluyorlar. Fantezi, sembolik bir filtre gibi, içinde yaşadığımız topluma uygun arzuları bizlere empoze ederken (ki topluma "uygun" arzuların empoze edilmesi, "uygunsuz" arzuların da empoze edilmesi demektir; kurallar hem kurallara uymayı hem de kuralları çiğnemeyi düzenler; hangi kuralları nasıl çiğneyeceğimiz, hangi uygunsuz fantezilere sahip olabileceğimiz bile belirlenmiştir) bizi cinsel ilişkinin travmatik "gerçeğinden" koruyor. Burada anahtar kelime "gerçek". Lacan'ın gerçeği, engel olamadığımız, belirleyemediğimiz acı gerçektir. Cinsel ilişkiler de önceden tahmin edilemeyen olaylara gebe olduklarından, Lacan'ın psikanalizi çerçevesinde, gerçektirler, yani travmatiktirler.
Cinsellik bir başka insanı en içten, en özel biçimde tanımayı, o insana kendimizi tüm çıplaklığımız ve kırılganlığımızla sunmayı içerdiğinden, cinsel zevk Lacan'a göre gerçektir; yani nefes kesen bir keskinliğe, yoğunluğa sahiptir, travmatiktir, anlaşılamaz ve açıklanamaz bir "anı yaşama", "akıntıya kapılma", "kendini tutamayıp koyverme" halidir. Cinsellik, radikal içtenliği, derin yakınlığı, belirlenemezliği, kavranamazlığı, yakalanamazlığı, uçuculuğu yüzünden, fantezilere, yani toplumun nezdine kabul gören sembolik hayal kalıplarını sığdırılır ve cinselliğin korkunç "gerçeği" bir nebze perdelenmiş olur. Fanteziler olmadığı takdirde, bilinçaltımızdaki anlaşılmaz ama gerçek zevklerle yüzleşmek zorunda kalırız, ki bu içsel bir travmayla yüzleşmek demektir. Bu, herkesin harcı değildir.
|