Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Son sözü yıldızlar söyler
Söyleşi Rap ve R&B'nin Kıbrıslı sesi…
Rallide son viraj
Aramızdan Biri
Haydi hayırlısı!
Doğan "arayı" açmak istiyor
Bağcıl seri yakalamak istiyor

YORUMLANANLAR
Dansçılar öğrenciydi [3]
Soyer'e rakip Yorgancıoğlu mu? [1]
Okan Ersan, Almanları büyüledi [2]
İki çocuğuyla sokağa atıldı [1]
Dünya Çocuk Hakları Günü etkinliklerle kutlandı [1]
Bizim Parti, ÖRP'ye katıldı [1]
Skandalda ikinci perde [35]
Tolga'dan bateri şov [2]
Avcılardan ağaç katliamı [8]
Tek suçlu olarak okul idarelerinin gösterilmesi doğru değil [1]
Sevgilisinin boğazını kesti, 6 yıl hapse gitti [2]
Yüz yüze çarpışıp,kaldırıma çıktılar [1]
13. maaş devam edecek, ikramiyelerden vergi yok [4]
Defalarca takla attı, sürücü hafif yaralandı [3]
AİHM'de kayıplar davası görüşüldü [1]
Gece kulübünden kadınları baba yollamış [35]
Gazimağusa'da uyuşturucu operasyonu: 6'sı öğrenci 7 tutuklu [4]
Rusya Rum'a teslim [1]
Yusuf Erol, bugün toprağa verilecek [7]
Lefkoşa'da bıçaklı kavga [1]



Auctoritas, non veritas...

Mehmet RATİP

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   21 Haziran 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Politika gerçeğe düşman mıdır? 20. yüzyılın belki de en önemli ve kesinkes en "farklı" düşünürlerinden Hannah Arendt bu soruyla yüzleşmek zorunda kalmıştı. Yahudi Soykırımı "Holocaust"un ("total yangın" demektir) mimarı olarak bilinen Nazi yarbay Adolf Eichmann 1961 yılında Kudüs'te yargılanırken Hannah Arendt bir muhabir olarak davayı izlemiş ve Eichmann'ın bir "canavar" olmadığı "gerçeğiyle" karşı karşıya kalmıştı.

Eichmann, Arendt'e göre, "kötülüğün banalliğinin" simgesiydi, çünkü Yahudilerin Nazi ölüm kamplarına yerleştirilmelerini sistematik bir şekilde gerçekleştiren bu yarbay "yalnızca yasalara uyduğunu, yasayla belirlenen görevini yerine getirdiğini" iddia ediyordu. Trajik olan ise şuydu: Eichmann "yalan" söylemiyordu. Birçoğumuzun en büyük politik erdem olarak sorgusuz sualsiz kabul ettiği şeyi yapan, yani "yasalara uyan" biriydi Eichmann. Birçoğumuz gibi sıradan bir insandı, "normal" bir vatandaştı.

Bu "soğuk" ve "rahatsız edici" gerçeği aktaran Arendt çeşitli tepkiler almıştı. Bu tepkilerden biri de (ki Arendt'e "politika gerçeğe düşman mıdır?" diye sorduran da bu tepkiydi) şuydu: Eichmann'ın normal ve sıradan bir adam olduğu "gerçek" olsa bile, "Holocaust" denen korkunç acılar ve suçlar yumağı karşısında "gerçeği" söylemenin ne anlamı vardı ki? Yoksa Arendt "dünya yok olacak olsa bile, gerçek açığa çıksın, konuşulsun" (Latincesi: fiat veritas, et pereat mundus) ilkesine körü körüne inanıyor muydu?

Bu, önemli bir sorudur ve güncel politikaya kıyısından köşesinden bulaşan herkesin kendi hesabına cevaplaması gereken bir sorudur. Politik meselelerin gerçeklerle ne alıp vereceği olabilir/olmalıdır? İçinde yaşadığımız dönem, "gerçeğin" şahsa göre değişen bir "görüşe" tekabül ettiğini, "fikir sahibi" sayısı kadar politik "gerçek" olabileceğini ima ediyor.

Gerçekten öyle mi peki? Gerçek, kaypak ve kaprisli bir mefhum mu? Arendt'e göre, hiç de öyle değil: Değiştirilemez hakikatler, doğruluklar var. "Naziler Yahudileri katletmedi" diyemezsiniz. Hoş, bunu ima eden manyaklar yok değil. Ama bu denli bariz bir gerçeğin inkâr edilmesinden çok, Arendt'in dikkat çekmek istediği şu: Politikanın (politik alanın, politik yaşamın) gerçekleri/olguları göreceleştirmeye, "tartışılabilir görüşler" düzeyine çekmeye tehlikeli bir yatkınlığı var.

Her toplum politikanın gerçeği tahrip etme yatkınlığına maruz kalır aslında. Her toplumda halkın kesin olarak "bildiği" ama dile getirmekten çekindiği "sözde sırları", "sessiz gerçekleri" vardır. İşte tam da "susturulmuş gerçekleri" olan toplumlarda "gerçek" mefhumuna pek yüz verilmez. Gerçek yoktur; tartışılabilen ve bireysel muhakeme yetimizin (dolayısıyla çıkarlarımızın ve gelip geçen heveslerimizin) insafına bırakılan görüşler vardır.

Herhangi bir görüşün gerçekliğini seçme ya da seçmeme, kabullenme ya da reddetme hakkımız saklıdır, hep vardır. Ama somut, değişmez, "olmuş bitmiş" gerçek yoktur. Varsa da, bireyseldir, yeniden gözden geçirilmeye açıktır; yani "toplumsal bir olgu" değildir. Bu fikri, yani "toplumsal olguların en kötü ihtimalle yokluğunu, en iyi ihtimalle tartışılabilirliğini" esastan kabul eden bir toplumda ise, "toplumsal yaşamdan" bahsetmek abestir; çünkü bireylerin ortak bir paydadan hareketle "birliktelik" oluşturabilmelerini sağlayan, "paylaşılan" bir gerçeklik yoktur.

Dolayısıyla Arendt'in günümüzde hâlâ geçerliliğini koruyan bir uyarısı vardır: Kesinleşmiş, kanıtlanmış, verili bilgiler ışığında herkesin üzerinde uzlaşabileceği gerçekler korunmuyorsa, bu gerçekler yadsınıyorsa, bu gerçeklerin unutulması teşvik ediliyorsa; o zaman "fikir/düşünce özgürlüğünü" savunmak büsbütün maskaralıktır. Çünkü tartışılamazlığı açık, varlığı net olan gerçeklerin yokluğunda, politika ancak yalanların ve örtbasların tartışıldığı bir alan olabilir. Teslim ettiğimiz gerçekler olmazsa, politik fikir/duruş sahibi olma hakkımız yalan olur.

Kuzey Kıbrıslılar bu meseleyi iyi düşünsünler. Nesnel ve tarihsel olarak hangi gerçeklere sahipler? Bunları açıkça söyleyebiliyorlar mı? Söyleyemiyorlarsa, buna ne engel oluyor? Geçen hafta saygıyla andığımız Thomas Hobbes'un hatırlattığı gibi politikayı politika yapan veya Nazi yarbayın bile uyduğu yasayı yasa yapan, "gerçek" değil, "otorite" midir (auctoritas, non veritas)? O halde, kimin verdiği, kimin uyguladığı otorite? En azından bu soruya "gerçek" cevaplar verebilmemiz dileğiyle...

   975 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
22 Kasım 2008, Cumartesi   Paul Virilio: Savaşın şehir plancısı ve kaza müzecisi
15 Kasım 2008, Cumartesi   Hannah Arendt’le düşünmek: Rüzgar gelecek delikleri açmak
08 Kasım 2008, Cumartesi   Jean-Luc Nancy: Savaşa ve ekotekniğe karşı ‘tekil-çoğul-olmak’
01 Kasım 2008, Cumartesi   Machiavelli’nin icadı: Kafir egemenlik
25 Ekim 2008, Cumartesi   Özür kabahatten büyük olamaz: ‘Muhtaç’ bir insanlık savunusu
18 Ekim 2008, Cumartesi   Enternasyonalizm öldü mü?
11 Ekim 2008, Cumartesi   Biyo-politika, sosyo-biyoloji: Bizi maymun eden öğretiler...
04 Ekim 2008, Cumartesi   Orwell’den savaş dersleri: 2 + 2 = 5
27 Eylül 2008, Cumartesi   “İyi Alman” var mı? Af mümkün mü?
20 Eylül 2008, Cumartesi   Başbakan'a tenis tadında din dersi



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.6699 1.6817
1 STERLİN 2.4983 2.5169
1 EURO 2.1017 2.1165



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

2 GÖRÜŞ BİR KÜFÜR

Ali Baturay

İLLA Kİ YAPANIN YANINA KALSIN

Hasan Hastürer

Gençlerin duyarlılığı...

Mustafa Doğrusöz

KIRMIZI ÇİZGİLİ YILLAR 49

Akay Cemal

İki dost, Gündüz Aktan ve Aydın Olgun'...

Ahmet Tolgay

LAFORİZMALAR

Bilbay Eminoğlu

Merkezi Cezaevi yanardağ gibi!

Omaç BAŞAT

Lige merhaba

Hüseyin EKMEKÇİ

Londra'da öğretmen...

Dilek ÇETEREİSİ

Başbakan "çak" yaptı,Ekenoğlu gürl...

Aysu Basri

SUÇLU KİM?

Emin AKKOR

Karşı duruşun sebebi, güvensizlik

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

Yine Mustafa

Oğuz Metiner

Hac mevsimi dolayısıyla

Harid Fedai

Şehir Mektubu





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital