|
Türkiye'de, "üniversitelerde türban" tartışması yapılırken, Kıbrıslı Türkler buna iyimser yaklaştılar.
Herkesin kendi inanç ve düşüncelerinde özgür olduğu ve baskıya maruz kalmaması gerektiği konusunda anlayış sergileyen Kıbrıslı Türkler, anlayış gösterdiklerinin, anlayışsızlığına maruz kalma tehlikesinde...
Kıbrıslı Türkler'de dini, hayatın merkezine sokmak için planlı bir strateji olduğu ortada. Bu yönde çalışmalar yapan Evrensel Sevgi ve Kardeşlik Derneği, etkinliklerini artırdı. Hükümet ve belediyeler de "AKP'ye kötü görünmemek uğruna" verdikleri desteklerle çarkın hızlanmasına katkı sağlıyorlar.
"Cami, namaz, Kur'an" üçgenindeki etkinliklere bakmak gerek. Bu konular Kıbrıs'ta tartışılmaya başlamadan önce çark yavaş dönüyordu. Lefkoşa'nın merkezine bir 'cami projesi' ortaya çıkınca devlet birimlerinin de bu çarka dahil olduğu ortaya çıktı.
Başbakan Soyer ile Türkiye'nin Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Cemil Çiçek arasında 22 Şubat'ta imzalanan protokolde onaylanan projeler arasında en dikkat çekicisi Lefkoşa'ya çarşılı cami yapımı için 2008 yılı için 3 trilyon TL kaynak ayrılmasıydı.
Bu konun Lefkoşa Belediye Meclisi'nde de tartışıldığı ortaya çıkınca, konu Çağlayan Parkı tartışmalarıyla birlikte gündeme geldi.
Lefkoşa'da Maliye Bakanlığı yanında bulunan BELÇA'nın olduğu yer ve arka tarafındaki belediyeye ait alana cami yapılmasının planlanması, camiye karşı tepkiye yol açtı.
Bu planın amacın, Lefkoşa'ya ihtiyaç duyulan bir cami yapmak değil, başkentin merkezinde görkemli bir binanın inşa edilmesi olduğu açıkça görülüyor.
Yer iyi seçilmiş, başkente girenlerin büyük olasılıkla geçtiği merkezi bir konuma inşa edilecek camiyi herkes görebilecek. 2008 yılı için 3 trilyon TL aktarılan caminin inşa edileceği yerin çok yakınında başka bir caminin bulunması ve onun da ihtiyaca yanıt verebilecek durumda olması, bu girişimin bir ihtiyaçtan kaynaklanmadığını ortaya koyuyor.
* * * *
"ESKAD tarafından Kuzey Kıbrıs'ta düzenlenen 'Namazla Diriliş' panelinde 'Gavurlaşan' Kıbrıslı Türkleri 'Hak yoluna, İslam yoluna' çekmek için bir dizi karar üretmişler. Panele katılan Kıbrıslı Türkler de bu önerileri desteklemiş..." diye yazan Hüseyin Ekmekçi, karar olarak üretilen önerileri şöyle kaleme aldı:
* "Kıbrıs Din İşleri Başkanlığı bağımsız ve etkin bir kurum haline getirilmeli ve eli güçlendirilmelidir.
* Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri tekrar zorunlu hale getirilmeli ve etkili olması sağlanmalıdır.
* Kıbrıs'a mutlaka bir İmam-Hatip Okulu ve bir de Uluslararası İlahiyat Fakültesi açılmalıdır.
* KKTC Radyo ve Televizyonunda İslam'ı bütün yönleriyle öğretici programlar yapılmalıdır.
* Türkiye'deki sivil toplum kuruluşları dini konularda Kıbrıs'taki kurumlarla birlikte çalışmalıdır.
* Kıbrıs insanının manevi boşluğunu dolduracak çok miktarda dini yayın adaya gönderilmelidir.
* Bu tür yayınlar dahil diğer konularda Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı'na büyük iş düşmektedir.
* Eğitim Bir Sen Başkanı Sayın Ahmet Gündoğdu'nun Kıbrıs'a kitap kampanyası desteklenmelidir.
* Kıbrıs'tan Türkiye'ye getirilecek öğrencilere dini bilgilerin verildiği "dini kamplar" yapılmalıdır."
Bu yazı karşısından hiçbir tepki almayan Hüseyin Ekmekçi, "siz bizim etkinliğimizi manipüle ettiniz", "biz onu demek istemedik", "biz öyle bir amaç taşımıyoruz", "yazdığınız gibi projeler üretmedik" gibi savunma cümleleriyle karşı karşıya kalmadı.
Niye kalsın ki; öneriler artık gizli bir amaç taşımıyor, bundan rahatsız olanların duymasında da bir sakınca yok. Ne de olsa herkes kendi gündemiyle meşgul oluyor...
* * * *
Üçlünün son ayağında ise dünya Kur'an-ı Kerim okuma birincileri Kıbrıs'a getirildi. Afişlerle duyurusu yapılan bu etkinlikte, Türkiye ve İran'dan hafızlar getirtilerek Atatürk Spor Salonu'nda "Kur-an ziyafeti 2008" yapıldı.
Bu yönde bir etkinliğin yapılması doğal bir şey, bu yönde ilgileri olana Evrensel Sevgi ve Kardeşlik Derneği'nin sunduğu güzel bir hizmet. Ancak bu etkinliği, yukarda sıralanan önerilerden bağımsız düşünemeyiz.
Din odaklı etkinliklerdeki artış ve bu etkinliklerde sunulan ve katılımcıları tarafından onay gören öneriler demokratik bir toplumda asla kabul görmez. Herkes kendi inançlarını geliştirmek için her türlü etkinlik düzenleyebilir. Ancak, 'kendi anlayışlarında bireyler ve toplum yaratmayı' kimse kendine görev bilmemesi gerekir.
Çizilen hedef uğruna her şey yolunda ilerliyor, hastalık teşhis edildi, tedavi yönetimi belli, tedavi masrafları koşulsuz karşılanabilecek durumda, tedavi uygulanıyor. Ancak, hastanın haberi ve onayı olmadan...
Hatırla Sevgili müziğiyle 19 Mayıs kutlaması
19 Mayıs'ın bu yılki kutlamaları 'KTOEÖS'ün grevi' tartışmaları ışığında kutlanırken, milli değerler, diğer yıllardaki kutlamalara göre daha fazla ön plana çıkartıldı.
Tartışmalarda dikkat çekilmeyen ilginç bir unsur vardı. Tören sırasında yapılan gösterilerin başlangıç müziği... Hatırla Sevgili'nin müziği...
Türkiye'de yakın tarihin gizli tutulan ve tartışılmayan yanını, tüm açıklığıyla ekrana taşınan ATV'de cuma akşamları yayınlanan Hatırla Sevgili dizi, 1960 darbesi öncesinden başlayarak tarihi, darbe, sıkı yönetim ve devrim açısından ele alarak 1980 darbesine doğru ilerliyor.
Atatürk Stadı'nda bu yılki gösterilerde, Hatırla Sevgili'nin, baskı, tehdit ve tarihten not düşen gazete başlıklarının kullanıldığı sahnelerde çalan müziği kullanıldı.
Bu müziğin bilinçli olarak seçilip seçilmediğini bilmiyorum. Fakat, hükümet-öğretmen gerginliğinde bir mesaj verilmiş oldu.
Suç patlarken, çeşitlendi de
Ülkemizde suç oranının arttığı ve çeşitlendiğiyle ilgili saptamayı herkes yapıyordur.
'Ağır suç' oranının arttığını açkıca gözler önüne serebilmek için üç faktöre bakmak yeterli olabilir. Cezaevi, ağır ceza mahkemeleri ve gazete sayfaları...
Kapasitesinin çok üzerinde tutuklu ve yükümlüyü barındıran Merkezi Cezaevi SOS veriyor. Son yıllarda bina içinde yapılan düzenlemelerle ranza sayısı arttırılmasına rağmen mahkumlar cezaevine sığdırılamıyor.
Geçmişte gezici olarak kurulan bir ağır ceza mahkemesi heyeti, ay ay Lefkoşa, Gazimağusa ve Girne'de dava görürken, geçen yıldan beri her üç kentte de kalıcı ağır ceza mahkemeleri kuruldu ve bu heyetler her gün dava görmelerine rağmen yetiştirmekte zorlanıyorlar.
Yakın tarihe kadar olağanüstü haber olarak görülen mahkeme haberleri, bugün gazete sayfalarında geniş yer tutuyor. Bir muhabirin mahkeme haberlerini rahatlıkla takip edebileceği günler çok geride kaldı. Lefkoşa, Mağusa ve Girne mahkemelerinin her gün takip edilmesi zaruri oldu. Güzelyurt ve Lefke mahkemeleri cabası.
Rus mafyasının casinolarda yaptığı hilebazlık, küçük kız-erkek çocuklara tecavüz, babanın kızına tecavüzü, annenin kızını pazarlaması gibi suçlar haber literatürlerine girerken, cinayet, soygun, uyuşturucu gibi olaylar günlük gelişmeler arasında yer almaya başladı...
Toplumsal yaşamın yozlaştığının göstergesi olan bugünkü tabloda suçlu ilan etmek kolay. Suçlu aramadan, bu soruna çözüm bulunması hakkımı talep ediyorum. Suç patlamasına dur demesi gerekenlerden somut çaba görmemek ise çok acı...
|