|
Bazı meslektaşlarımız birkaç günden beri konuyu irdelemektedirler. Biliyorsunuz; Güney Kıbrıs, Yunanistan ve Fransa'nın katıldığı 'Uluslararası Argonavtis (Argonat) Tatbikatı' yer aldı Larnaka'da. Tatbikatı 18 Avrupa ülkesinden gözlemci ve temsilciler de izledi.
Savunma Bakanı Temsilcisi Kostas Fitiris, plan çerçevesinde "Lübnan'daki düşmanca tavırların yoğunlaşmasıyla, ilgili 20 birimin pesonel ve donanımlarıyla ülkenin liman ve havalimanlarında sivilleri kurtarmasının " öngörüldüğünü söyledi.
Buna ek olarak Rum Milli Muhafız Ordusu'nun 'Dimitra 2008' tatbikatı da dün başladı. Geçen gün Atina'da Yunanistan Savunma Bakanı Evangelos Meimerakis ile görüşen Rum Savunma Bakanı Kostas Papakostas, iki ülke arasındaki savunma işbirliğinin Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) Genel Kurmaylığı ile Yunan Genel Kurmaylığı'nın işbirliğiyle çok iyi düzeye ulaştığını, ancak daha iyiyi hedeflediklerini 'imaj yaratmakla değil, sonuç almakla ilgilendiklerini' söyledi.
KKTC'de bu tatbikatlara karşı tepkiler oldu. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, güven yaratıcı önlemler peşinde koşulurken ve görüşmeler konusunda yeni bir sürece girilirken, gerginlik yaratılmasına bir anlam vermenin zor olduğunu kaydetti.
'Arama-kurtarma' diyerek ve de işin içine Fransa'yı da katarak yapılan, hatta AB üyesi bazı ülkelerin gözlemci ve temsilcilerinin de izlediği tatbikat, KKTC'ye, daha açıkçası Türkiye'ye 'gözdağı' vermek anlamına da gelmiyor mu?..
Zaten ne diyor Rum Savunma Bakanı?: "İmaj yaratmakla değil, sonuç almakla ilgileniyoruz."
Almakla ilgilendikleri sonuç nedir?.. Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı dilerse bu soruyu ilkokullarda da sorabilir. Herhalde almak istedikleri sonuç, Aykuruş'ta zerdali toplamak değildir. Ne de Çatoz'da babutsa toplamak!..
Adına, "Lübnan'da düşmanca tavırların yoğunlaşmasıyla..." diyorlar.
Anlatsınlar külahımıza. Ada'da tüm Ortadoğu'yu izleyen, icabında müdahale eden, operasyon düzenleyen İngiliz üsleri ne güne durur?.. Yoksa; İngiliz'in eli armut mu topluyor?..
Birkaç yıldan bu yana sırf Lübnan ve de bölgedeki durum gerekçe gösterilerek, Fransa'nın Güney Kıbrıs topraklarında bir takım avantajlar sağlaması, askeri işbirliği ve anlaşmalar, nihayet tatbikatlar, Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs'taki askeri varlığına yönelik olamaz mı?.. Herhalde Ankara'daki askeri makamlar da bu durumları dikkatle ve yakından izlemektedirler.
Esasında Türklerin en zayıf döneminde dahi, Fransa, Türk topraklarında tutunamamış, çekip gitmek zorunda kalmıştı. Halen televizyonlarda gösterilmekte olan 'Karayılan' dizisi, bunun belgeselidir.
Üzerinde durmak istediğimiz husus, Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulmayı amaçlayan yeni bir müzakere sürecine girilirken, bu tür tatbikatlara gerek olup olmadığıdır. Güven yaratıcı veya artırıcı önlemler, elbette askeri tatbikatlar yaparak alınamaz ve sağlanamaz!.. Aksine iki taraf arasında güveni zedeleyici önemli bir unsur teşkil eder.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın bu konularda Rum tarafını, ya da BM veya Brüksel'i uyarıp uyarmadığını bilmiyoruz. Türk Silahlı Kuvvetleri ile Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'nın ortak tatbikatında 'gart tavuk' misali ötenlerin, Rum-Yunan-Fransız ortak tatbikatı karşısında 'dut yemiş bülbüle' benzemeleri de ilginçtir. 'Birleşik Kıbrıs' diye şarkı besteleyenlerin de bu gelişmeler karşısında hiç mi söyleyebilecek sözleri yoktur?..
'Arama, kurtarma' adı altında havayı bulandırmak, ondan sonra da "Türk tarafı ve Türkiye gerginliği tırmandırıyor" gibilerinden suçlamalar sıralayarak, gündemi saptırmaya çalışmak maharet değildir. Bu gibi tavırların iyi niyet ve samimiyetle de bağdaşır bir yanı yoktur.
Rum Savunma Bakanı'nın, "imaj yaratmakla değil, sonuç almakla ilgileniyoruz" sözlerine gelince; kendileri
açısından arzulanan sonuç, hiç kuşkusuz Türklerin de siyasi eşitlik temelinde ortak olabileceği yeni bir devlet değil, fakat Türk askeri ve 'yerleşik'lerden arınmış, ada topraklarının tümü üzerinde egemenliğini kurmuş, Yunan bayrakları ile donatılmış bir ortamın yaratılmasıdır ki, arzulanan bu sonuç da ancak felaket getirebilir.
Lokmacı Kapısı'nın açılmasıyla güven açısından iki halk arasında yeni adımlar atılır ve hava daha da yumuşarken, bu yumuşak havayı sertleştirmeye yönelik hareketler elbette hoş karşılanamaz. Bu konularda dikkatli ve titiz davranmak esastır!..
|