|
Dikkat ederseniz, önce Türkiye'deki medyayı 'alabanda'ya aldılar. Bazı televizyonların frekanslarına müdahale ettiler. Parazit koydular.
Amaç neydi acaba?..
Kıbrıs'ta ve Türkiye'deki gelişmeleri kamuoyunun gözünden kaçırmak mı?.. Özellikle de Kıbrıs'taki!..
Türkiye'de bir yandan AKP soruşturması, diğer yandan da 'Ergenekon' soruşturması ile Türkiye ve oradaki kamuoyu, kendi iç bünyesindeki gelişmelere yönlendirildi.
Tam bu süreçte de fırsat bu fırsat, Kıbrıs konusunda pişirilenler, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın önüne sürüldü. Yer misin, yemez misin?..
Geçen akşam BRT'de Başbakan Ferdi Sabit Soyer'le katıldığımız programda da söyledim. Rum Yönetimi Sözcüsü Stafanos Stefanu'nun açıklamaları, hiç de yabana atılır, hafife alınır cinsten değildir.
Tek egemenlik konusunun bugüne kadar hiçbir Kıbrıslı Türk lider tarafından kabul edilmediğine dikkat çeken Stefanu, Hristofyas'ın, bunu Talat'a kabul ettirmenin büyük bir başarı olduğunu söyledi. Hatta bunun ortak açıklamaya konulmasının da başarıyı süslediğini kaydetti.
Stefanu, bunu ister kendi halkını tatmin etmek için söylesin, isterse tribünlere oynasın, sonuçta ortada bir gerçek vardır.
Tek egemenlik kabul edildi mi, edilmedi mi?..
Nitekim dün Ankara'da parti grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Kıbrıs'ta çok endişe ve kaygı verici gelişmeler yaşandığına dikkat çekerek, adada iki liderin tek egemenlik ve tek vatandaşlık konularında mutabakata varmaları ve birleşik bir Kıbrıs'ı öngörmelerinin, KKTC'nin ortadan kaldırılması anlamına geldiğini belirtti.
Baykal, bunun sonucunun, KKTC'nin Rum yönetimine eklenmesi ve Kıbrıs Türk halkının da azınlık olarak şimdiki 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ne yamalanması anlamına geldiğini kaydetti.
"Tek egemenlik denince KKTC ne olacak, vatandaşlık ne olacak" diye soran Baykal, tek egemenliğin aynı zamanda Türk askerinin adadan çıkarılması ve Garanti Anlaşması'nın geçersiz kılınması demek olduğunu izah etti. Ana muhalefet lideri, bu durumda Türkiye'nin ve Kıbrıs Türk halkının bu güne kadarki kazanımlarının bir kalemde elden gideceği ve Türkiye'nin aynı zamanda Güneyinin tehlikeye sokulacağının açık belirtileri olduğunu kaydetti.
Olaylara TC Dışişlerinin seyirci kalması ve ses çıkarmamasının da ilginç olduğuna işaret eden Baykal, Türkiye'de yaşanan gerilim ve siyasi tartışmaların, Kıbrıs'ta oldu bittilere zemin hazırlamaya yönelik bir ortam hazırladığını da vurguladı, bu nedenle başta dışişleri olmak üzere; hükümeti ve kamuoyunu daha duyarlı olmaya davet etti.
Bu görüşler sadece Baykal tarafından değil, iktidara ve muhalefete yakınlığı ile bilinen çevreler, medyanın bir kısmı ve de akademisyenler, emekli diplomatlar tarafından da dile getiriliyor. Senaryo, Türkiye uyutularak, Kıbrıs'ın elden gitmesini öngörmektedir. Gelişmeleri yakınen izleyenler, bunu rahatlıkla görebilirler. Zaten Türkiye'de bir kısım medya çoktan satın alınmıştır. Onlar açısından Kıbrıs varmış, ya da yokmuş, fark etmez!..
Onlar borsadaki kârlarına bakarlar. Bugün ne kadar kazandıklarının hesabını yaparlar. Etraflarında yardakçıları fırıldak gibi döner. Elleri sıcak sudan soğuk suya girmez. Kıbrıs elden gitmiş, ya da gitmemiş, zerre kadar umurlarında değildir. Kısa günün kârı tek düşünceleridir.
Kıbrıs Türk halkı, bu güne kadar hiç bu kadar endişeli günler yaşamamıştır. Hatta 21 Aralık 1963'ten 20 Temmuz 1974'e kadar olan dönemde dahi!..
Tüm bunları dikkate alarak KKTC'de bir an önce adı ne olursa olsun, bir Ulusal Konsey oluşturulması kaçınılmazdır. Bunu Cumhurbaşkanı mı yapar, Başbakan mı yapar, bilemeyiz. İzlenmesi gereken strateji ortak belirlenmeli, bu güne kadarki dağınıklığa artık son verilmelidir.
Birlik ve beraberlik ruhu içerisinde tam bir bütünlük sağlayarak, geleceğimizi tehdit eden gelişmelere karşı direnebilmek tek çıkar yoldur. Bunca yıldır direnen, kendi geleceğini tayin etme hakkını kazanan bu halkın, geleceğini ne Hristofyas belirleyebilir, ne de bir başkası!..
Yarın geç olmadan gereğini yerine getirmek herkese düşen yaşamsal bir görev ve sorumluluktur!..
|