|
Aynı başlıklı bir önceki yazımla ilgili beni arayan bazı arkadaşlar, ikincisini de yazmam konusunda teşvik ettiler. Ettiler de, bu konudaki sorularıma kimseden kesin bir yanıt alamıyorum! Her konuda olduğu gibi bu konuda da çeşitli görüşler var.
Örneğin, görevden alınıp "müşavir" atanan birisine niye "kızağa çekildi" deniyor? Trodosların zirvesi hariç, Kıbrıs'ta kar yoktur ve kış sporları pek gelişmemiştir!.. Aslında, çoğumuz, bırakın kızak kaymayı, gerçek bir kızak dahi görmemiştir hayatında! O zaman akla başka bir soru geliyor: "Kızağa çekilmekten" kasıt acaba insanın "ayağının kaydırılması" veya "meslek hayatının kayması" mı? Çünkü, istisnalar hariç, kimse kendi arzusuyla "Üst Kademe Yöneticiliği"ni bırakmaz; bıraktırılır!
Bilgisine başvurduğum bazı arkadaşlar, kızakların sadece spor veya zevk için kullanılan araçlar değil, yaşlı veya arızalı gemilerin yenilendiği veya tamire alındığı tesisler, tersaneler olduğunu hatırlatıp benzetmenin kaynağının bu olduğunu söylediler. Doğru olsa bile, böyle bir tanımlamayı kabul edemeyiz! Teşbihte hata olmaz derler! Halbuki bu teşbih baştan sona hatalı!.. KKTC'de kar olmadığı gibi tersane de yoktur! Ayrıca müşavirlerimizin hepsi mesleklerinin zirvesinde, dinamik insanlar olmaları yanında, bazıları yaşça da oldukça gençtir. Diğer yandan, bürokratik hayatta kızağa alınmanın hiç de "tamire" veya "yenilemeye" yönelik olmadığı gün gibi ortada!.. Aksine, çürümeye terk edilmeye yönelik! Bereket biz kendimizi çürümeye terk etmiyoruz, etmeyeceğiz! Sağolsun yetkililerimiz de bu işe el attılar ve kızağın, pardon, tünelin ucunda ışık göründü!.. Ama dikkat edin; bu ışık tünelde üstünüze doğru gelen bir trenin farları da olabilir!
Her konuya "perspektif içinde" bakmayı ve sorunların kökenine inmeyi kendine ilke edinmiş bu sütun, bu kronikleşmiş sorunun da "dibine darı ekmeye" karar verdi... Yaptığımız araştırmadan, "kızağa alınma" ibaresinin "üçlü kararname" müessesesiyle aynı dönemde ortaya çıktığı anlaşılıyor. Yani 1970'li yılların sonlarında. Anavatan Türkiye'ye kadar uzanan araştırmamızda ise "kızağa alınmanın" bir dönemde yaygın bir şekilde uygulandığı belirtiliyor!.. Acaba bu deyim de bir "ithal malı" mı? Yoksa kaynak yine halkımızın ince espri anlayışı ve yaratıcılığı mı? Bunu uygulamada görüp ne anlama geldiğini anlamak için kısa bir yolculuğa çıkıyoruz.
Yolculuğun hedefi Maliye Bakanlığı binalarından biri! Eğer benim gibi Lefkoşa sosyal hayatının merkezlerinden Dere Boyu'na yakın bir yerde oturuyorsanız, oraya Kumsal Parkı'ndan yürüyerek de gidebilirsiniz. O Kumsal Parkı ki, dostum Ahmet Tolgay'ın sütununda yorulmadan her gün yazdığı gibi, diğer Lefkoşa parklarıyla birlikte elektriksizliğin, ışıksızlığın ve susuzluğun 114'üncü gününü yaşıyor (Sayın Belediye Başkanımızın kulakları çınlasın) ve gecenin örtüsünde kim bilir kaç yasa dışı olaya sahne oluyor!
Yolda moralinizi yüksek tutmak için bir şarkı mırıldanıyorsunuz... Bu, hepimizin yakından tanıdığı ve saygı duyduğu bir marştan esinlenme de olabilir:
Bir kıvılcım parlıyor,
Müşavirin içinde.
Görev ateşidir bu,
Yoktur dünya yüzünde!
Siyasiler uslanmaz,
Müşavirler duramaz.
Ya kızaklar var olur,
Ya müşavir yaşamaz!
(Dizeleri arzu ettiğiniz şekilde düzenleyebilir, değiştirebilir, geriye kalanı kendiniz yazabilirsiniz!)
Parkın sonunda, altyapı çalışmaları bir türlü bitmeyen Lefkoşa sokaklarını aşıp, yoğun Lefkoşa trafiğinde çiğnenmeden karşıya geçebilirseniz, önünüzde o görkemli binayı göreceksiniz. Ancak, maalesef sinyalizasyon zayıf; yolu gösteren bir kızak resmi bile konmamış! Yine de şairin dediği gibi "Her yer karanlık, pür nur o mevki"!
Evet, müşavirlere bir yer veya "mevki" bulundu. Şimdi sıra görevlendirmede!
|