|
"Uluslararası Kriz Grubu" (UKG) isimli kuruluşun 23 Haziran 2008 tarihli "Kıbrıs'ı yeniden birleştirme: Şimdiye kadarki en iyi fırsat" başlıklı raporuna bakılırsa öyle!..
Eş Başkanlığını Avrupa Komisyonu eski Dış İlişkiler Komiseri Christopher Patten ve ABD'nin Birleşmiş Milletler nezdindeki eski Daimi Temsilcisi Büyükelçi Thomas Pickering'in yaptığı, Yönetim Kurulu'nda eski devlet başkanları, başbakanlar, dışişleri bakanları, milletvekilleri, senatörler, diplomatlar ve diğer üst düzey danışmanların bulunduğu adıgeçen kuruluş, bundan bir önceki raporunu 10 Ocak 2008'de yayınlamıştı. "Kıbrıs: Taksime Giden Akışı Geri Çevirmek" başlıklı söz konusu raporun bir değerlendirmesini yaptığım17 Ocak 2008 tarihli köşe yazımda UKG'nun "hiç de hafife alınacak bir kuruluş olmadığı"nı belirtmiştim. Bu görüşümü yinelemekte yarar görüyorum.
31 Sayfalık mevcut rapor yine oldukça iddialı!.. Her iki tarafta ve uluslararası aktörler arasında yapılan mülakatlardan alıntılar yaparak, Kıbrıs sorunuyla ilgili konuları, çözüm ümitlerini, karşılaşılan zorlukları ve riskleri inceliyor. Başlığından da görüleceği üzere ağırlıklı olarak pembe bir tablo çizen rapor, verdiği detaylar açısından örgütün konuyu adeta mercek altında tuttuğunu gösteriyor. İsimleri verilmeyen bazı yetkililere atfedilen söz ve değerlendirmelerde, eğer bir yanlış anlama veya yorumlama yoksa, oldukça ilginç hatta şaşırtıcı bölümler var. Kendisini en azından konunun yakın takipçisi sayan bizler için bile birçok bilinmeyeni içeriyor. Belli ki içte kendi kamuoyumuza karşı uygulanmayan şeffaflık, bazı konularda UKG'nun araştırmacılarına karşı uygulanmış!
Bunun çarpıcı bir örneği raporda ele alınan "güvenlik ve garantiler" konusudur. Bir kere konunun "güvenlik ve askersizleştirme" başlığı altında ele alınması, raporun konuya yaklaşımını yansıtması bakımından anlamlıdır. Birleşmiş Milletler'in kullandığı resmi terminoloji olan "garanti" sözcüğünün "askersizleştirme" ile değiştirilmiş olması, bilinçli yapıldığını farz edersek, bu yaşamsal konuda hayra alamet olamaz! Bugüne kadar BM tarafından hazırlanan tüm belgelerde, askersizleştirme "garantilerin geçerli kalacağı" koşuluna tabi tutulmuş, iki tarafın talepleri bu şekilde dengelenmişti.
Raporun ilgili bölümünde, tarafların konuya yaklaşımı yine kendilerinden alınan bilgilere dayanılarak özetleniyor. Buna göre; "Yunanistan garantisini devam ettirmek istemiyor, ancak taraflar neyi kabul ederse destekleyecektir; Birleşik Krallık bir çözüme engel olmayacaktır(?)... Türkiye müdahale hakkını askeri addetmektedir ve korunmasında ısrarlıdır." Rapor, bu konuda Ankara'daki "bir Türk yetkilinin" şu sözlerini de içeriyor: "Kıbrıslı Türklerin fiziki ve anayasal hakları iç içedir. Onları sokakta bırakamayız. Eğer yeniden kendilerini sorunla karşı karşıya bulurlarsa, Türkiye hareketsiz kalamaz. Biz onları veya bizi bir kez daha sorunla karşı karşıya bırakmayacak bir (düzenleme) istiyoruz." Tabii rapor "Kıbrıslı Rumların Türkiye'nin müdahale hakkını kaybetmesini", "Kıbrıslı Türklerin ise devam etmesini" istediğini belirtmeyi de ihmal etmiyor.
Bunlar tarafların garantiler konusunda bilinen tutumları... Ama iş bununla bitmiyor!
Raporda konuya ilişkin bizim için soru işaretleri yaratacak açıklamalar var. "Kıbrıslı Türk yetkililer... antlaşmaya taraf olanların 'garantiyi yeniden müzakere edebileceklerini' söylediler" ibaresiyle "Türk yetkililer Ankara'nın Garanti Antlaşması'nda yeni durumu yansıtan 2004 uzlaşısının (Annan Planı) ana hatları doğrultusunda değişiklik kabul edebileceklerini belirtiyorlar" şeklindeki iddia bunlar arasında. Bilindiği gibi söz konusu Plan "sadece gerekli değişikliklerin yapılmasıyla" 1960 Garanti Antlaşması'nın devamını öngörüyor, ancak zaman içinde tüm askerlerin geri çekilmesine de kapıyı açıyordu.
Rapor bunlara ek olarak "Nihai tahlilde, kamuoyu önünde konu edilen kırmızı çizgilere karşın, taraflar gayrı resmi olarak (bu konudaki) pozisyonlarında bir miktar esneklikten bahsetmektedirler" iddiasında da bulunmaktadır.
"Esneklikten" neyin kastedildiğini herkes bilir. Diplomatikçe "taviz verilecektir" anlamına gelen bu sözcük "garantiyi yeniden müzakere etmek" le birleşince, "olmazsa olmazlarımız" arasında bulunan bu hassas konunun sulandırılma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu sonucu çıkmaktadır.
Özel bir kuruluş olan UKG raporunun herhangi bir resmiyet veya bağlayıcılığı yoktur. Ancak, uluslararası saygınlığı yüksek kişilerden oluşan kuruluş, bu özelliğiyle yeni ve "yaratıcı" fikirler üretme, bunun da ötesinde, uygun kanallardan bunları görüşme masasına yansıtma olanağına sahiptir. Kaldı ki rapor, güvenlik ve garantiler konusunda yazdıklarını, kendileriyle temas edilen ilgili tarafların yetkililerine atfetmektedir. Bu bakımdan yazılanların üzerinde ciddiyetle durulması gerektiği kanaatindeyim.
|