|
Geçtiğimiz çarşamba günü gerçekleştirilen Talat - Hristofyas görüşmesi sonrasında yayınlanan ortak bildiri konusunda beni arayanlar oldu. Başlangıçta sordukları sorular "tek egemenlik ve vatandaşlığın görüşülmesinin mi yoksa prensip olarak özünün mü kabul edildiğiyle" ilgiliydi. Şimdi artık bu sorunun cevabı ortada, çünkü yayınlanan resmi metin, liderler "prensipte kabul edilen tek egemenlik ve vatandaşlık konularını görüştüler. Uygulama ile ilgili detayları tam teşekküllü görüşmelerde ele almayı kabul ettiler" diyor.
Bundan çıkan sonuç şudur: Kurulması konusunda üzerinde önceden mutabık kalınan "iki toplumlu, iki kesimli federasyonun" tek egemenliği ve tek vatandaşlığı olacağı prensip olarak kabul edilmiştir. (Tek "uluslararası kimliği" olacağı ise daha önce kabul edilmişti.) Tam teşekküllü görüşmelerde ele alınacak olan, prensibin uygulamasıyla ilgili detaylardır.
Diğer bir deyişle, konu "netleşmiş", bu konuda ısrar etmiş olan Hristofyas istediğini almıştır! Gerisi detaydır!
Almıştır da karşılığında Sayın Talat ne almıştır?
Üzülerek söylemek gerekirse pek bir şey değil! Sadece bu konunun "uygulamadaki detaylarının tam teşekküllü görüşmelerde ele alınacağı"na dair bir ibare... Onun da tarihi dahi henüz belli değil. Taktiği ayak sürümek ve zamana oynamak olduğu artık ayan beyan ortada olan Hristofyas'ın, bu yaklaşımında da başarılı olduğu görülüyor.
Yani biz özden taviz verirken, Hristofyas yöntemden dahi taviz vermemiştir! Bunu sırf "imajımız bozulmasın", "son bir esneklik gösterelim" mülahazalarıyla yaptıksa yazık ettik!
En azından egemenliğin kaynağının kim olacağı belirtilseydi, belirli bir denge kurulmuş olurdu. Örneğin, 1992 "Ghali Fikirler Dizisi"nde bu vardı. Annan Planı'ndan alınan ve son açıklamada atıfta bulunulan "Oluşturucu Devletler" ("Constituent States") ise egemenliğin kaynağı olmadıkları için "tek egemenliğe" karşı bir denge oluşturmaktan uzaktır.
Görüşme öncesi yapılan açıklamalarda, ele alınacak konulardan birisinin de Çalışma Grupları ve Teknik Komitelerde yapılan çalışmaları gözden geçirmek olacağı söyleniyordu. Ortak bildiride bunun yapıldığı belirtiliyor. Belirtiliyor da, Teknik Komitelerde üzerinde mutabık kalındığı açıklanan konular neden uygulamaya konmuyor? Teknik Komitelerin kuruluş amacı günlük konularda anlaşmaya varıp bunları uygulamaya koymak değil miydi? Yoksa "günlük" konular "aylık" veya "yıllık" mı oldu?
Ama bütün bunlar yaşamsal bir konu ve "meselenin özü" olan egemenlik konusunun yanında detay kalır!.. Aylardır hatta yıllardır bu konuda yazıp çizdiğim için burada uzun uzadıya tekrarlamak istemiyorum. Olası bir anlaşmada bizde kalacak hak ve yetkiler egemenlik zemininde olmazsa, kum üzerine yazılan satırlara benzeyeceklerdir. İlk dalganın gelişiyle de silinip gitmeye mahkumdurlar! Gelecek nesillere böylesine belirsiz bir gelecek mi bırakacağız?
Ya geçmişimiz ve bugünümüz? Eğer "iki kesimli, iki toplumlu federasyon" yolculuğuna, bugünün realitesi olan iki bağımsız ve egemen Devlet noktasından hareketle başlamazsak, bugüne kadar geçirdiğimiz yasalar, verdiğimiz belgeler ve halkımızın mutluluğu için aldığımız kararlar nasıl geçerli olacak? Tarihi dahi belirlenmemiş olan "tam teşekküllü" görüşmelerde ele alınacak "detaylar" bunlar mı? Verdiğimiz tapuların statüsü, "Kıbrıs Türk Oluşturucu Devleti"nde ikamet edecek kişilerin statüsünün ne olacağı "teknik detay" mı?
"Tek egemenlik ve tek vatandaşlık" gibi kavramlar, "tek uluslararası kimlik" kavramıyla birleşince, Kıbrıs Türk halkının içine hapsedilmek istendiği dar ve tek pencereli bir hücre haline gelir. Bir kez girdiniz mi, çıkışı yoktur!
Bir Kıbrıslı Türk ve KKTC vatandaşı olarak ben böyle bir hücrenin içine girmek istemiyorum!.. Siz ister misiniz?
|