|
Geçmişin gerçekleri tam olarak klasik eğitimde bize öğretilen resmi tarihin içinde değildir. Resmi tarihin dışında tutulan ayrıntılarda gizlidir esas gerçekler. Tarihi tarih yapan etkenler de işte ayrıntılardaki o gizli gerçeklerdir. Araştırılıp ortaya çıkarıldıkça o gerçekler, tarih daha bir anlam kazanmaktadır.
Kıbrıs'ın yakın tarihinin resmiyetiyle yetinmeyen yoğun bir devinim var bizim toplumumuzda da. İşte bu devinim sayesindedir ki, ayrıntılarda gizli kalan birçok gerçekler su yüzüne çıktıkça, Kıbrıs'ta yıllar boyu yaşanan müthiş olayların mahiyeti de daha iyi anlaşılabilmektedir... Olayların ve yaşanmışlıkların üzerindeki örtüler kalktıkça, tarihle ilgili aydınlanmamız da yeni boyutlar kazanmaktadır...
Örneğin 1963'te başlayıp 64'ün ortasında tam bir faciaya dönüşen Erenköy direnişi, gizli ayrıntılarından ayıklanarak bir "hamaset destanı" olarak sunulmuştu resmi tarihimiz tarafından... Evet; gerçekten bir destan... Ama ayrıntılarında yıllarca tabu olarak korunan nice acı gerçekleri de barındıran bir destan!.. Ayrıntılardaki o acı gerçekler, Erenköy direnişinde bulunmuş olanların konuşmaya ve yazmaya başlamalarından sonra kamuoyumuzun bilgisine gelmeye başladı...
Bana, büyükçe bir zarfın içinde, Erenköy cehenneminde bulunmuş bir dostum tarafından verilen mektupları ve belgeleri incelerken, yakın tarihimizin gizli kalmış ayrıntılarındaki acı gerçeklerle bir kez daha yüzleştim...
Kıbrıs Türk halkına mutlaka duyurulması gerektiğine inanılan bu bilgiler, belgeler ve mektuplar, söz konusu arkadaşıma Ankara'da yaşayan Eninanç Ailesi tarafından ulaştırıldı...
* * *
"Eninanç" adının Erenköy olaylarında ne anlam ifade ettiğini, Erenköy olaylarını bilen ya da öğrenmeye çalışan kaç kişi açıklayabilir?..
Sadi Eninanç, Erenköy direnişini örgütlemek üzere, gizlediği yarbay rütbesiyle o bölgeye çıkan ilk Türk subayıdır... Kıbrıs kökenliydi... "İngiliz bayrağı altında yaşayamam" diyerek 14 yaşında Türkiye'ye göç eden bir Kıbrıs Türk milliyetçisi... O nedenle bu gönüllü misyon, hem kendisinin ve hem de Kıbrıs'taki TMT direnişini örgütleyen Özel Harp Dairesi'nin tercihi idi... Erenköy cephesine "Ahmet Rıza" kod adıyla gönderilmişti... Mücahitler ondan "Aka" ve "Dayı" olarak da söz ederler...
Yarbay Eninanç, kendisinden sonra Erenköy'e çıkan üniversiteli gençlerin bir bölümüyle uyum sağlayamaz... "Sancaktar" konumundaki Eninaç, silahlı başkaldırı hareketiyle karşı karşıya kalır. Tecrit edilir... Sonra da köylülerin kullandığı bir deniz motoruna bindirilerek Türkiye'ye gönderilir... Yanında yardımcısı olarak bulunan Edip Binbaşı da aynı motorla adadan ayrılınca, TMT direnişinin efsane adı Ali Rıza Vuruşkan gelip komutayı alıncaya dek, oradaki yaşamsal operasyon başsız kalır...
Vuruşkan, o karmaşanın içine Rumların General Grivas komutasındaki büyük saldırısının hemen öncesinde, Ağustos 1964'de çıkmıştır... Direnişi ve savunmayı çok zor koşullarda örgütlemeye çalışır...
Son zamanlarda Erenköy direnişinin bu olayları anlatılıp yazılırken, bazı ifadelerde Yarbay Sadi Eninaç'ı küçük düşüren kimi söylemlerde bulunulmuştur. İşte bana ulaştırılan bilgilerde, belgelerde ve mektuplarda bu söylemlerin Eninanç Ailesi'ni ne denli derinden yaraladığını ve suçlamaları aklamaya adanmış kanıtları buldum.
Sadi Eninaç'ın Türkiye'ye döndükten sonra albaylığa terfi ettiğini, Türk-Yunan gerginliğinin arttığı dönemde Trakya sınırında Jandarma Alay Komutanı olarak görev yaptığını, maiyetindekilerden aldığı şükran mektuplarını ve generalliğe hazırlanırken 18 Nisan 1969'da zamansız vefat ettiğini vurgulayan belgeler bunlar... Ailenin duyduğu üzüntü, infial boyutunda...
Yakın tarihin bilinmeyen ayrıntıları irdelenirken, işte böylesine yaralayıcı etkiler de olabiliyor...
* * *
Anlatılanlardan ve yazılanlardan Erenköy günlerinin, çeşitli sıkıntılardan, uyumsuzluklardan ve baskılardan dolayı psikolojik bir faciaya dönüştüğünü de biliyoruz artık... "Hamaset destanı"nın arka yüzü oldukça trajik...
Sadi Eninanç'tan sonra efsane komutan Albay Ali Rıza Vuruşkan'a karşı da, silaha bile el atılan çok ciddi bir başkaldırı hareketinin olduğu ise artık bir sır değil... O günlerin şartlarında yaşanan ve o günlerin koşulları içinde değerlendirilmesi gereken bu olaydan burada söz edersem Eninanç ailesinin infiale varan üzüntüsünü biraz olsun azaltabilir miyim, bilmem...
Hatta kendi ifadelerimle değil, olayları bizzat yaşamış olanların ifadesiyle nakledeyim o yaşananları... Erenköy mücahidi Tolgay Kaan'ın anılarında Rıza Vuruşkan'a karşı düşmanca tavırların oluştuğundan söz edilerek şunlar anlatılır:
"...Benim gibi Rıza Vuruşkan'ın yanında ve yakınında olanlar, onun üzüntüsünü görenler bu duruma gerçekten üzülüyordu. İsyan hareketi o noktaya geldi ki, askeri her türlü ahlak ve disiplinden uzaklaşıp komutana bile selam vermemeye başladılar..."
Bir başka Erenköy mücahidi İrsen Küçük, bunalım geçiren bir arkadaşlarının nöbet tuttuğu tepede otomatik silahla gelişigüzel ateş etmeye başladığını anlatır anılarında... Bu olayla ilgili değerlendirmesini şöyle yapar Küçük:
"... Erenköy'de uzun süre aynı alanda kapalı kalmamız ve bazı sözlerin yerine getirilmemesi, örneğin destek birliklerin gelmemesi, psikolojimizi olumsuz yönde etkileyen olaylardı. Zaman zaman geceleri nöbete çıktığımızda veya devriye gezdiğimizde mevzilerde ağlayan arkadaşlara rastlıyorduk. Gerek ailesini, gerekse sevgilisini hatırlayan, onun ismini tekrarlayarak ağlayan arkadaşlar da görüyorduk. Tabii bu durum hepimizi etkiliyordu..."
Bugün burada, beni sarsan duygular içinde yazmak durumunda kaldıklarım, Kıbrıs'taki kimi söylemlerden dolayı rencide olan Eninanç Ailesi'ni biraz olsun teselli edebilirse, amaçladığım görevi yerine getirebilmiş sayacağım kendimi...
Kıbrıs Türk halkı bugünlere gelinceye değin son derece çetin ve özverili bir mücadele vermiştir. Bu acılı ama onurlu mücadelenin kilometre taşlarına imzasını şerefle atmış olan herkes, saygı ve minnetle anılacaktır... Ki, Erenköy direnişini "Ahmet Rıza" kod adıyla başlatan, mücahitlerin "Aka" ve "Dayı" olarak anımsadıkları Kıbrıs kökenli merhum Albay Sadi Eninanç da o özverili kahramanlardan biridir... Merhum Eninanç komutana Tanrı'dan rahmet diler, Eninanç Ailesi'ne Kıbrıs'tan sevgilerimi iletirim...
* * *
ÇEVRE SKANDALI: Bugün Lefkoşa parklarının elektriksizliğe ve susuzluğa mahkum edilişinin 114'ncü günü... Başkent parkları bir daha yeşillenmemecesine çölleşiyor... Çölleşen bu çevre çocuklarımızın emanetidir... Emanete hıyanet edenleri ve buna kayıtsız duran herkesi buradan protesto ederim... (A. TOLGAY)
|