|
Ağaç, dahası orman katliamlarının ve yeşili acımasızca yok etmenin gemi azıya aldığı ve de çevre edebiyatı söz konusu olduğunda mangalda kül bırakmadıkları halde çevre kıyımlarında nemelazımcılık sergileyen yetkililerin eleştirilere hedef olduğu bugünlerde, sohbetlerine doyum olmayan sevgili dost Erdal Andız başından geçen bir olayı anlattı bana...
Andız, merhum Sabri Tahir'e ait Lefkoşa'daki Orient Otel'in zemin katındaki yuvarlak restoranı çalıştırmaktadır 80'li yıllarda... O günlerde "Andız'ın Yeri" olarak ünlenen ve biz gazeteciler dahil ülkenin tüm popüler isimlerinin devam ettiği bu restoranı Sabri Tahir geri almak ister... Ekmek teknesini terk etmek o kadar kolay mı?... Andız, Sabri Tahir'in bu isteğine direnir...
Ondan sonra başına gelenleri bakın nasıl anlatıyor bizimki:
"Boşaltmıyorsun ha Sabri Tahir'in binasını!.. Bak başına neler gelir senin!.. Bir sabah polisler iş yerimi basar... 'Ne oluyoruz?' demeye kalmadan, bahçedeki ağaçlardan birini sökmekle suçlanırım... Bakıyorum, gerçekten bahçedeki ağaçlardan biri boylu boyunca yerde yatmakta. Polis bana dava okur... İki adamım, 'ağacı söken kişiler' oldukları iddiasıyla tutuklanır. Sökülen ağaç da 'emare' diye alınıp götürülür. Ağır para ve hapislik cezası söz konusudur. Ağaca kıymaya asla hoşgörü göstermeyen yasalar var. Hukukçular bana bunu açıklar. Sabri Tahir olayı şantaj vesilesi yapar. Eğer binasını boşaltmazsam davasını ileri götürecek ve bizi süründürecek. Benim o restorana kilidi vurmak zorunda bırakılmamın öyküsü işte başıma yıkılan ağaç kıyımıdır..."
* * *
Ağaçlara kıymanın aslında ağır bir suç olduğu, Sabri Tahir'li anekdottan çıkarılması gereken derstir...
Ülkemizde ağaç kıyımının ağır cezayı gerektirdiği son günlerde bir kez daha Orman Mühendisleri Odası, Biyologlar Derneği ve Erozyonla Mücadele Vakfı gibi çevreci örgütlerimiz tarafından kamuoyumuz önünde vurgulandı.
Ama sorarım buradan: Bugüne dek ülkenin ağaçlarına acımasızca kıyanlardan kaç kişi yargı önüne çıkartılarak hak ettikleri cezaya çarptırıldı?...
Ağaç kıyıcılarına karşı bu vurdumduymazlık ve hoşgörü sürdürüldükçe de, ülkemizin ağaçlarına, ormanlarına ve yeşiline karşı yürütülen kıyım da, tam bir pervasızlığa dönüşmektedir... Çevreye ve doğal zenginliklerimize dileyen herkes dilediğini yapmakta ve yaptığı da yanına kar kalmaktadır...
Dağlardaki, kırsallardaki ve sokaklardaki ağaçların yok edilmesi yetmedi... En sonunda bu acımasız kıyım; halkın, çocuklarımızın ve geleceğin parklarına kadar girdi.
Halkımızı hop oturtup hop kaldırtan Kumsal Parkı'ndaki o ağaç kıyımının sorumluları için yasal işlem başlatılacağı, hem Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Cemal Bulutoğluları ve hem de Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Mustafa Gökmen tarafından açıklandı.
Tepkileri yatıştırmak için miydi bu açıklamalar?
Yasal işlemlere konu olanlar kimlerdir ve bunlar hakkında dava açıldı mı?
Bulutoğluları ile Gökmen neden halka bu konuda bilgi vermiyorlar?..
Parkta kıyım yapanlar, o ağaçların altında sevişen gençler mi, yoksa oynayan çocuklar mı?... Yoksa "ceremesini öder ve ağaçları da keserim" diyen bir para babası mı?..
"Ceremesini öderim" diyene ödetilsin öyleyse bu cereme... Her kim olursa olsun..
Gerçekten hukuk devletiysek eğer, beklenen budur...
* * *
O gün Sabri Tahir'e dair anekdotunu anlattıktan sonra bir şey daha söyledi bana sevgili Erdal Andız... "Bu adaya 'Yeşilada' diyenler renk körüdür..."
Gerçekten de öyle... Eski tarihlerde baştan başa ormanlar ve yeşilliklerle kaplı olduğu bilinen bu adanın artık yeşilliği mi bırakıldı?... Ülkemiz yeşil yoksulu bir beleye dönüştürüldü.
Yeşili azaltmak ve yok etmek için yıllardır elden gelen her şey yapılıyor.
Orman Mühendisleri Odası, bıçağın kemiğe dayandığı bu aşamada yayımladığı son bildirisinde, bugünün hükümetine de ağır suçlamalar yöneltti...
Oda Başkanı İlkay İlseven, ülkede binlerce dönüm hali ve hazine arazisi olduğunu, bu arazilerin ağaçlandırılması halinde ülkenin orman alanının yüzde 30'lara çıkacağını belirtti, ancak ülkede bunu gerçekleştirecek iradenin olmadığını söyledi... İlseven, hükümetin bu iradeyi göstermek yerine, ormanlık ve makilik alanların elden çıkarılmasını sağlayan kararlar ürettiğinin altını çizdi...
Geçen hafta sonunda Girne'den Lefkoşa'ya dönerken dağ yolunu yeğledim. Değirmenlik köyüne yaklaştığımda taş ocaklarının dağları ne hale getirdiğini dehşetle gördüm. Bu ocaklar dağlarımızı öğütüp yok etmekle kalmıyor ama... Binlerce dönümlük arazideki tarımı ve ağaçları da toz bulutları altında yok ediyor. Yoğun toz bulutları, direnmeye çalışan tek tük cılız ağacın rengini de değiştirdi. Toprak rengindeki süklüm-püklüm çamcıklar ve zeytin ağaççıkları, insanın yüreğini burkuyor...
Gelecek nesiller bizi hiç, ama hiç iyi anmayacaklar!...
|