|
Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Jose Barroso Türkiye temaslarını tamamladı.
Barroso'nun Türkiye ziyareti 1970'li yıllardaki havanın yeniden hortlamasına neden oldu.
1970'li yıllarda Türkiye'de o kadar ağır bir milliyetçi hava oluşturulmuştu ki yurtdışından gelen her konuk Türkiye ile ilgili abartılı övgüler ortaya koymak zorundaydı:
"Türk milleti çok büyük bir millettir ve Türkiye büyük bir ülkedir" cümlelerinin dışında söz sarf edenler, kıyasıya eleştirilir, "Türkiye, demokrasiye, insan haklarına dikkat etmelidir" diyenler yerden yere vurulur, "Türkiye çağdaş ülkeler arasında yerini almak isterse kendini değiştirmelidir" diyenler de düşman ilan edilirdi.
Komisyon Başkanı Jose Barroso düşman ilan edilmedi ama yaptığı ziyaretlerden, görüşeceği mekânlara kadar eleştirildi, açıklamalarıyla bazı çevreleri öfkelendirdi ve "Avrupa Birliği kendi işine baksın" türünden bir havanın oluşmasına neden oldu.
Geçmişteki alınganlık elbette kabul edilmezdi ama anlaşılır olabilirdi.
Türk kültüründe misafire verilen olağanüstü önemin yanında misafirin de uyması gereken kurallar vardı.
Şüphesiz ki misafirler de bu kurallara göre davranmalıydı.
Ama şimdi öyle mi?
Bir kere Barroso Türkiye'de misafir değildir.
Türkiye için en az Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kadar konuşmaya yetkilidir.
Niye?
Çünkü Türkiye Avrupa Birliği ile üyelik müzakereleri sürdürmektedir ve birçok yetkisini Avrupa Birliği'ne devretmiştir. Bu yetkileri de Avrupa Birliği adına Barroso'nun başkanı olduğu komisyon kullanmaktadır.
Türkiye'deki demokrasinin sorunları, hukuk sisteminin aksaklıkları ve daha bunun gibi binlerce konu Komisyon'un görev alanına girmektedir.
Komisyonun hem denetleme hem de yaptırım gücü vardır.
"Ben Avrupa Birliği'ne üye olmak istiyorum" diyen herkes bunu başından kabul etmiş ve yasalarını da ona göre düzenlemiştir veya Türkiye gibi düzenleyecektir.
Hem birlik üyesi olmak hem de istediğin gibi davranmak mümkün değildir.
Türkiye'de Barroso'ya yönelik tepkiler açıkça gösteriyor ki Avrupa Birliği üyeliği için gerekli zihin değişimi henüz gerçekleşmemiştir.
Bu yüzden 1970'lerdeki hava yeniden hortlamış ve bu normalmiş gibi muamele görmüştür.
***
Kıbrıs adasının tümü Avrupa Birliği'ne dahildir.
Avrupa Birliği kural ve uygulamalarının yani müktesebatının yürürlükte olduğu yer ise sadece Güney kısmıdır. Kıbrıs Cumhuriyeti olarak isimlendirilen Rum ağırlıklı hükümet Avrupa Birliği kurallarına harfiyen uymakta, uymadığı zaman da cezaya çarptırılmaktadır.
Adanın tümünün Avrupa Birliği'ne dahil olması, Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında Rum tarafının tam üye bulunması, Kıbrıs sorununa taraf olan Türkiye'nin tam üyelik için müzakereler sürdürmesi ve diğer taraflar Yunanistan ile İngiltere'nin de tam üye olması nedeniyle Avrupa Birliği Kıbrıs sorununun tam içindedir.
İstese de bu sorundan kaçamaz.
Bu ilişkiler nedeniyle de söz sahibidir.
Gerektiğinde de sözünü söylemektedir.
***
Tüm bunları niye mi hatırlattık?
Unutmamakta fayda vardır.
Çünkü ortada ne 1970'lerin, 1980'lerin Türkiye'si vardır ne de o zamanların Kıbrıs sorunu.
Avrupa Birliği bölgemizi düzenleyen büyük bir güç olmuştur.
Günü iyi yorumlayamayanlar sürdürülen mücadeleyi kaybetmeye mahkumdurlar.
Hatırlatalım dedik...
|