|
Rum, Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) ile Ulusal Birlik Partisi'nin (UBP) geçtiğimiz gün yaptıkları görüşme, Kıbrıs sorununa yeni bir boyut katar mı bilinmez ama Ulusal Birlik Partisi'nin "en zayıf yanı olan" Kıbrıs sorununda marjinal davranma geleneğinden kurtulması açısından kayda değerdir.
Birçok seçim kazanan ve yıllarca hükümet yöneten Ulusal Birlik Partisi bu özelliğiyle kitle partisi olmasına karşın, Kıbrıs sorununda hem dile getirdiği görüşler hem de karşı tarafla temaslar açısından küçük, ideolojik, marjinal partiler gibi davranıyordu.
Avrupa Birliği'ne ideolojik olarak karşı çıkan, yapılan görüşmelere sürekli inançsızlık belirten, karşı tarafla en basit bir teması bile reddeden ve hatta temasta olanları "Rumculukla" suçlayan, bu açıdan da ülkedeki gerginliğin kaynağına dönüşen yapı, umarız ki DİSİ ile gerçekleştirilen görüşmeden sonra UBP'nin olması gereken pozisyona dönüşür.
Peki nedir UBP'nin olması gereken pozisyon?
***
Ülkemizde bilgi eksikliği veya hafıza sorunu olduğundan bizi de yakından ilgilendiren dünyasal gelişmelerle ilgili gerçekler pek tartışılmaz.
Örneğin Avrupa Birliği'nin sağ-muhafazakar partiler tarafından kurulduğu, Avrupa Birliği'ni bugün ayakta tutan değerlerin ve prensiplerin sağ-muhafazakar liderler tarafından şekillendirildiği, Avrupa Birliği'nin kuruluşundan sonra ortaya çıkan aksaklıklar üzerine birçok üye ülkede sol-sosyal demokrat partinin iktidar olduğunu ama son yıllarda sağ-muhafazakar partilerin yeniden yükselişe geçip Avrupa Birliği yönetiminde söz sahibi oldukları.
Bu gerçekler ışığında ülkemizin en önemli sağ-muhafazakar partisi olan Ulusal Birlik Partisi'nin de Avrupa'daki bezerleri gibi davranması gerektiği ortada dururken, UBP yönetimleri zaman zaman aşırı milliyetçi çizgiye sürüklenmişlerdir.
Benzer bir durum Türkiye için de geçerlidir.
Geçmişte UBP'nin yakın ilişkiler kurduğu Anavatan Partisi Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecini başlatan partidir.
Şimdi UBP'nin yakın ilişki kurmaya çalıştığı Adalet ve Kalkınma Partisi Türkiye'yi aday üyelikten, üye olmak için müzakere yapan ülke konumuna yükselten partidir.
UBP, başka konularda bu partilerle yakın ilişkiler kurmasına veya kurmaya çalışmasına karşın Avrupa Birliği sözkonusu olduğunda farklılaşmaktadır.
***
Kıbrıs sorununa gelince.
Ulusal Birlik Partisi'nin Kıbrıs sorunuyla ilgili düşünceleri bilinmektedir.
Bazı yöneticilerinin zaman zaman "Kıbrıs sorunu diye bir sorun yoktur" veya "çözümsüzlük çözümdür" şeklinde "garip" açıklamalar yapmalarına karşın UBP Kıbrıs sorununda hep taraf olmuştur ve bu tarafgirliği yapılanlara muhalefet şeklinde sürdürmüştür.
Geçmişte görüşmeleri sürdüren Rauf Denktaş'tı ve aslında UBP Denktaş'ın sürdürdüğü görüşmeleri onaylamıyordu, şimdi Mehmet Ali Talat'tır ve UBP aynısını yapmaktadır.
Bu davranış şekli de küçük marjinal partilere özgüdür.
Yoksa Kıbrıs sorununda farklı tezleri bulunan UBP'nin bu tezleri bir Rum partisiyle tartışmasının ne sakıncası olabilir ki?
Ya da Ledra Palace'ta düzenlenen Türk ve Rum partilerin toplantılarına katılıp görüşlerini dile getirmesinin UBP açısından mahzuru nedir?
Güney Kıbrıs'a geçip de Rum siyasi partilerini ziyaret etmesi, Rum sivil toplum örgütlerini ikna etmeye çalışması halinde UBP'nin başına ne gibi belalar gelebilir ki?
Bu soruları çoğaltmak mümkündür.
UBP'nin DİSİ ile yaptığı görüşmeyle ilgili Rum basını "anlaşamadıkları konusunda anlaştılar" başlığı kullandı.
Bu doğrudur ve bir sonuçtur.
Sonuç UBP'nin DİSİ ile anlaşamaması değildir.
Sonuç UBP'nin kabuğunu kırıp küçük marjinal parti imajından kurtulma yönünde adım atmasındadır.
Umarız UBP yönetimi bu adımlarını sıklaştırır...
|