|
Ciddi, yaptığı işin hakkını korumak isteyen bir işadamı kalitesiz bir konutu asla teslim etmemeli.
Rast gele dün kalitesizliği sırıtan bir konut gördüm. Şok oldum.
Yol sokak bilmeyen yabancıların bu tür tablolar karşısında neler hissettiğini düşünmek bile istemem.
Bir an evvel parayı cebe indirmek isteyenlerin "eserleri" toplumsal imajımıza hançerdir.
Böyle kalitesiz evler yapıp satanlar aldıkları paranın ne kadar "helal" olduğunu sorgular mı acaba?
Sizce sorgularlar mı?
1995'teki orman yangını yurt sevgisi olan herkesi derinden yaralamıştı. Yanan Girne dağlarındaki ormanlar değil, canımızdı.
Ağaçlandırma çalışmaları, artı doğanın kendi kendini yenilemesiyle elli belki yüz yıl sonra Girne Dağlarının yeniden eski halini alacağını düşünüp kendi kendimizi teselli ettik.
Bu tesellinin ömrü çok uzun sürmedi...
Yaklaşık dört yıl önce yaşanan inşaat patlaması, ekonomiye getirisinden kat kat fazla zararı doğaya verdi.
Uçak yolculuğunu gündüz yapanlar Girne Dağlarının kuzey yamaçlarının inşaat çöplüğüyle nasıl perişan edildiğini görür.
2004 yılına kadar Kuzey Kıbrıs'ta kayıtlı müteahhit sayısı yüzün altındaydı. Şimdi Müteahhitler Birliği'ne kayıtlı müteahhit sayısı dört yüzün üzerinde beş yüze yakındır.
Yabancıların yoğun talebinin olduğu günlerde yetiştiren müteahhit oldu.
Yazdıklarımız arşivlerde durur. Konunun uzmanı olmamamıza karşılık uyardık. Uyarmasına uyardık ama duyması gerekenlerin işine duymak gelmedi.
Dere yataklarına, başkalarının arazilerine gerekli izinler alınmadan villalar yapıldı.
Hatırlarım hazır beton işi yapan bir işadamı dökülen betonun sulanarak bakımı yapılmadığı için ömrünün çok kısa olacağını söylemişti.
O inşaat furyası içinde hayatında bir karış sıva yapmayan Hatay kökenli işçilere sıvalar yaptırıldı.
İnşaat kalitesinin rezaletliğini denetleme konusunda kimsi harekete geçmedi.
KTMMOB vize bölümü parayı aldı, dosyayı inceledi vizeyi verdi.
Ama talep olmadığı sürece yapılanı denetlemeyi kurumlaştırma yönünde adım atılmadı.
***
Her konutun yapım kalitesi ne olursa olsun en az elli yıl ömrü var.
Yapılan, kullanılmayan eşya deposu ya da garaj bile olsa bir yapım kalitesi olması gerekir.
Dün bir tanıdığın satın alıp, parasının neredeyse tümünü ödediği evi görmeye gittik.
Girne Dağlarının eteklerinde bir ev.
Ana yoldan sola saptık asfalt alt yapısı tamamlanmamış kilometrelerce taş-toprak yolun etrafında bir sürü villa.
Belli ki yıllardır o evlerde oturuluyor, yıllardır o yol kullanılıyor ama asfaltın a'sı yok.
Alınan ev toplu projenin bir parçası.
İnşaat kalitesinin ne kadar kötü olduğunu anlamak için uzman olmaya hiç gerek yok.
O sıvaları yapanlar herhalde ilk iş olarak orada çalıştı.
Düz duvar bile doğru dürüst sıvanmamış.
Pencerelerin çerçeve sıvalarının üstü ile altı birbirinde 3-4 cm farklı.
Gördüğüm inşaat çirkinliklerini sıralamaya kalksam en az elli çirkinlik yazarım.
Çok merak ediyorum, bu konutları satmak için yapan ya da yaptıran insanlar bu çirkinlikleri görmedi mi? Görmemesi mümkün değil.
Peki görüp de hiç bir şey yapmamalarının anlamı nedir?
İşte bu sorunun yanıtı çok açılımlıdır.
Satılan, kullanıp atılacak bir şey değil.
Konut insanların en uzun kullandıkları sıralamasında belki de ilk sıradadır. Bu nedenle de hem proje, hem malzeme hem de işçilik olması gereken kalitede olmalı.
Kalitelerin birleşimi kaliteli, sorunsuz yaşanabilir konutları ortaya çıkarır.
Ciddi, yaptığı işin hakkını korumak isteyen bir işadamı kalitesiz bir konutu asla teslim etmemeli.
Rast gele dün kalitesizliği sırıtan bir konut gördüm. Şok oldum.
Yol sokak bilmeyen yabancıların bu tür tablolar karşısında neler hissettiğini düşünmek bile istemem.
Bir an evvel parayı cebe indirmek isteyenlerin "eserleri" toplumsal imajımıza hançerdir.
Böyle kalitesiz evler yapıp satanlar aldıkları paranın ne kadar "helal" olduğunu sorgular mı acaba?
Sizce sorgularlar mı?
Günün sözü:
Suça göz yumanlar suçun ortağıdır
|