|
Siyah gözlerindeki keder derin bir hal almıştı...
Oysa iki hafta öncesine kadar böyle değildi...
Biraz insafsız, biraz vahşi ve biraz intikamcı gibiydi...
Karpuz çalan iki kardeşi döverken, büyük bir keyif alıyordu...
Beni yanına çağırıp, bir akademisyeni fiiliyatta yetiştirmek istemesi bundandı...
Kendi düşüncesine göre teori ile pratik farklıydı...
Oysaki beni yetiştiren erdemli kişiler, bana her şeyi pratikte öğretmişti...
Bana çok değer vermesi hoştu, ancak ben farklıydım...
Bu belki de erken erişkinliğime bağlı bir nedendi...
***
Şiddet kapıya dayanmış, her yirmi saniyede bir havan mermisi kafamıza yağıyordu...
Aylardan temmuzdu ve güneşin tüm acımasızlığı ensemizdeydi...
Kavun tarlalarındaki kelekler bile temmuzun acımasızlığında, zehir zemberek bir tattaydı...
Bir günlük susuzluğumu gidermek için kestiğim küçük kelek, zehir zıkkımdı sanki...
Boşuna değildi devamlı bir şey yemek isteyenlere "zıkkımın kökünü ye" denmesi...
***
Siyah gözlerindeki umutsuzluk derin bir hal almıştı...
Gözlerindeki keder, kirpiklerini gölgeleyen gözlerine rağmen açıkça okunuyordu...
"Nereye gidelim ?" diye sormuştu...
"Gidilecek yer yok" dediğimi hatırlıyorum sadece, kara dumanlara bakıp...
Cehennemi bir gürültü kulakları sağır edercesine devam ediyordu...
Dört taraftan kuşatılmış bir kıraç kasabada gidilecek yer ne olabilirdi diye düşündüm...
Kaçabileceğin her yerde arkadan vurulmak tehlikesi vardı...
Ve aylardan temmuzdu...
***
Önce mermiler geliyordu, arkasından sesleri...
Bu inanılmaz bir olaydı...
"Oğlun nerede" diye sordum...
"Ön cephede vuruşuyor" dedi...
Gözlerindeki gurur ifadesi bu satırları aşar...
On dakika sonra, o kıraç topraklar üzerinde takla atarak birinin yanımıza geldiğini gördüm...
Bu sorduğum oğluydu...
"Baba" demişti; "Tükendik..."
Adam tekrar gözlerime baktı...
Bir kez daha sordu, umutsuz ve yorgun bir sesle...
"Nereye kaçalım, bu köye asker gelmez..."
Gelir demek geldi içimden, ama yaşadığımız an için bir hayaldi...
Geldiği vakit ise, geç kalınmışlığın sinyalleri acı çığlıklara dönüşüyordu...
Köye asker gelmişti gelmesine...
Belli ki, mutlu yıllara varmak daha çok zaman alacaktı...
Tıpkı bahara geç kavuşan dağlar gibi...
|