|
Hükümet etmek ciddi iştir. Çünkü yönettiğiniz devlettir şirket değildir. Devlet dediğiniz kurumsal yapı adalet dağıtan ortak kasamıza sahip çıkan topluma emsal olan yerdir. O yüzden devlet herhangi bir konuda karar alacağında enine-boyuna iyi düşünmelidir. Çünkü devletin yanlış ve meşru olmayan uygulamaları toplumun dirliğini bozar, piyasaları saptırır.
Eğer hükümet herhangi bir alanda reform yaparken reform yapacağı alandaki gayri yasal davranışları sapmaları bozuklukları ya da hakları örgütlü ve baskın gruplara yenik düşerek yasal hale getirmeye kalkarsa o vakit bundan sonra değişim ve reform adına müdahale edeceği her alanda dikiş tutturamaz benzer darbeleri yemekten kurtulamaz.
Bakın eskinin yerine yenisini koymaya çalışırken çok dikkatli ve titiz davranmalıyız, doğru ve meşru olan politikaları oluşturmalıyız. Yoksa meşru olmayanı yaparsak kaos yaratarak yeni sapmalara neden oluruz.
Devlet güçsüz ve özürlü kişiler hariç kimseye iltimas geçmemelidir. İcraatlarında adalet dağıtmalıdır. Aksi halde adalet ve meşruiyet dağıtmayan bir devlet farklı kesimlerin sonu olmayan yeni talepleri karşısında çöker. Bir defadan bir şey olmaz demek devlet ciddiyetiyle bağdaşmaz.
Sağlık Reformundaki "Defo"
Bildiğiniz gibi Sağlık Bakanlığı yeni sağlık reformuyla ilgili uzun süredir çalışıyor. Artık işin şekli ortaya çıkmaya başladı. Gördüğüm kadarıyla reformun bütünü tutarlı ve olumludur (beğeniyor ve destekliyorum) ama reformda öyle can alıcı bir konu var ki bu konu reformun bütününü ve bundan sonraki reformları da mahvedecek niteliktedir.
Peşinen söyleyeyim reformun finansman tarafına biraz kuşku ile bakmama rağmen eşzamanlı devreye girecek olan yasalarla sağlık sektöründe çok kısa sürede radikal bir iyileşme yaşacağımıza yürekten inanıyorum.
Fakat reformda döner sermaye ve kamuda çalışan doktorların konumu ile ilgili vahim bir hata yapılmak üzere. Bu hata bırakın sektörde yaratacağı sapmaları hem meslektaşlar arasında hem de sektörde haksız rekabet yaratacaktır. Daha kötüsü bundan sonra yapılacak reformlara kötü örnek teşkil edecektir. Napalım doktorlar farklıdır diyemeyiz.
İnsanoğlunun genlerinde var olan dürtüleri kaale almadan eğitimi ve sağlığı salt devletçi vizyonla regüle etmeye kalkarsanız sonucu bugüne kadar bizdeki gibi mutlaka hüsran olur. Bu alanlarda uygulayacağınız politikalarda insanoğlunun(hizmeti sunan ve alan açısından) dürtülerini, motivasyonlarını, teşviklerini dikkate almazsanız o vakit her iki sektörde de ortaya sapmalar anomaliler ve bozukluklar çıkar.
Sağlık sistemi devletçi hizmeti sunanlar doğal olarak liberal dürtülere sahip olduğu için ortaya türlü sapmalar anomaliler çıkıyor. Sonuçta bırakın kaynak israfını ne hizmeti sunanlar ne de alanlar memnun olmuyor.
Bildiğiniz gibi birçok özel hastane ve kliniklerde kamuda çalışan doktorlar çalışıyor. Aynı doktorların iki tarafta farklı performans sergilemeleri ve buralardan hizmet alanların memnuniyet algılamaları arasında özel sektör lehine büyük farkların olmasının en büyük sebebi insanoğlunun(doktorların) doğasında var olan liberal genlerden yani "kar motivasyonu ve özel mülkiyet" dürtüsünden dolayıdır.
Gerçek budur. Bu durumda bütün yapmamız gereken sistemi akılcı bir şekilde liberal dürtülere çalışana göre ayarlamaktır. Nitekim yeni reformda bu yönde önemli iyileştirmeler var o yüzden hem kamuda hem de özelde sağlık sektörü çok gelişecek. Bilahare sektör önemli oranda kayıt altına da girecektir.
Fakat yeni reformda " kamuda çalışan doktorlara öğleden sonra saat 15.00'den sonra ister hastanede ister özel kliniğinde çalışma izni tercihi verilmesi " çok yanlıştır. Bu güzelim reformun "defosudur". Kamuda örgütlü ve mecliste ağırlığı olan bir grup doktorun böylesi önemli bir reformu bu hale getirmesi meşru ve doğru değildir.
Bilin ki bu defonun tahribatı da sadece sektörde yaratacağı anomaliler haksız rekabetler ve bozukluklarla kalmayacaktır; bundan sonra devlete kötü emsal olacak ve her tarafa bulaşacaktır.
Mevcut durumun yasal hale getirilmesinin ötesinde bu defo yarın diğer kamu çalışanlarına da yansıyacaktır. Diyeceksiniz ki zaten çalışıyorlar ama en azından yasa ile legalize değiller. Legalize etmek ayıptır.
Bakın doktorlara verilen bu hak yarın diğer kamu çalışanlarına verilmediği takdirde "anayasal davalar" açılacaktır. Arkası çorap söküğü gibi gelecektir. Doktorla öğretmenin yahut da kamuda çalışan bir teknisyenin devlet nezdinde birey ve anayasal açıdan ne farkı var?
Bugün kamuda çalışan doktora bu hakkı yasal hale getirirsek yarın kamuda çalışan mühendisin de dışarıda proje ve iş yapmasına kamuda çalışan öğretmenin dershane açmasına elektrik dairesinde çalışan elektrikçinin özelde ikinci işi yapmasına bir şey diyemeyeceğiz. Zaten sorunlarımızdan biri de budur.
İster doktor ister öğretmen olsun fark etmez bir kişi ya "kamudaki haklara, ücrete, güvencelere vs." bakarak devlette çalışmayı tercih etmelidir ya da riske girip özelde çalışmayı tercih etmelidir. Bunun başka bir yolu yoktur.
Devlet herhangi bir kişiden sözleşmeli hizmet satın almadığı takdirde bir kişi hem devlette hem de özelde aynı zamanda çalışmamalıdır. Bu tür davranışlar sadece emek piyasasında değil genelde ekonomide sapmalara neden olur.
Doktorlar için de öyle olmalı yani ancak emeklilik ve sair garantiler haklar olmaksızın devlet tarafından herhangi bir doktordan sözleşmeli hizmet satın alındığı takdirde esnek bir uygulama yapılmalı.
Ama hem devlet garantisi hem de devletin piyasa yaratıcı ilişkisi kullanılarak böyle bir ikili çalışma ortamı çarpıklık yaratır. Sabah devlette öğleden sonra klinikte hizmet veren bir doktorluğun etik olacağını zannetmiyorum. Etik olmayan bir uygulama zaten meşru da olamaz.
Son tahlilde kamuda çalışan doktora devletin kapasitesi ölçüsünde ve döner sermaye bağlamında doktorun performansına dayalı kesinlikle iyi bir ücret verilmelidir ama hiç bir kamu çalışanına doktor dahil şimdilerde gayri yasal olduğu gibi özelde de çalışma fırsatı yasal olarak verilmemelidir. Bu ahlaki olmadığı gibi meşru da değildir.
|