|
Araya başka konular ve tatil girdiği için son yayınlanan 3. çeyrek rapor ile ilgili pek konuşamadık. Fakat, Merkez'in 3. çeyrek raporunu merakla bekliyordum, çünkü Merkez Bankası'nın 2007 Mart başında aşamalı olarak devreye koyduğu yeni disponibilite tebliğinin bankacılık sektörü(daha doğrusu topladığı parayı yurt dışına götürenler) üzerinde yarattığı etkilerin, ilk sonuçlarını görme fırsatımız olacaktı.
Elbette, esas sonuçları son çeyrek raporda göreceğiz. Bildiğiniz gibi, Merkez Bankası, her ne kadar piyasa tarafından by pass yöntemleri olsa da, bankaları topladıkları parayı yurt içinde krediye döndürmeleri bakımından, disponibilite tebliği ile ilgili rasyonel bir düzenleme yapmıştı.
Ki, disponibilite tebliğini desteklemekle birlikte, piyasa da istenilen sonucu yaratması bakımından, hem Merkez hem de Maliye tarafından eşzamanlı başka kararların da alınması gerektiğini savunuyordum.
Tebliğe göre, bankaların yurt dışında bulundurdukları paralar, sermayelerinin beş katını geçtiği takdirde (paranın maliyetini artıran bir düzenleme) aşamalı olarak % 25'e çıkacak bir disponibiliteye tabi olacaklardı. Ve temmuz itibarı ile de bu oran % 20'ye çıkmıştı. Oran şimdi 1 Ekim 2007'den itibaren % 25.
Bilhassa büyük mevduat sahibi TC şube bankalarının, kredi piyasamıza katkı koymadığı, aksine topladıkları yerel kaynakları yurt dışına taşıdıkları için alınan bu tedbirin ilk yansımalarına baktığımızda (3. çeyrek raporu), ilk bakışta olumlu bir netice olduğunu düşünebiliriz.
Çünkü, hemen hemen 3. çeyrekte toplam (TC-özel-kamu) kredi miktarı 2. çeyrek kadar iken; TC şube bankalarının 3. çeyrekte kredilerini 2. çeyreğe göre % 48 artırdığını görüyoruz. Toplam verdikleri kredi 223 milyon YTL'den 332 milyon YTL'ye çıkmış. Demek ki, tebliğ olumlu etkilemiş!
Normal şartlarda, hukuk-yargı, tapu vs nedenlerden dolayı madem bugüne kadar TC şube bankaları yurt içinde kredi kullandırmaktan kaçınmıştı; demek ki tebliğ uygulandığında da, şartlar ayni kaldığına göre, çok da fazla kredi artışı yaşanacağını doğrusu beklemiyorduk.
Gerçi rakamlar banka bazında değil toplamdadır. Bu yüzden tam olarak rakamlara bakarak kimin ne yaptığını göremiyoruz ya. Ama Merkez görüyordur sanırım!
Neticede, elbette, tebliğden ötürü (de) bir miktar tüketici kredisi artışı yaşanmasını bekliyorduk, nitekim 3. çeyrekteki artışın bir kısmı da bundan kaynaklanıyor. Gerçi, bizim için daha önemlisi TC şube bankalarının "işletme ve yatırım" kredisi niteliğinde de kredi vermeleridir.
Neyse, gelelim rakamlarda çıplak gözle göremediğimiz cambazlıklara!. . .
Normal şartlarda, disponibilite tebliği karşısında TC şube bankalarının, ya sermaye artışı yapmaları, ya kredi vermeleri, ya bazı mevduatlardan vazgeçmeleri (bu şekilde bir kısmı içerdekilere gidebilir), ya mevduat sahiplerinin paralarını TC'deki merkeze havale etmeleri (yani bilançolarının içini boşaltmaları), ya da bilançolarındaki mevduat miktarlarını çok fazla değiştirmeden (Merkez'in tepkisine neden olmadan) fiktif ve bypass işlemler yapmaları beklenirdi.
Bir piyasa adamı ve sadece rakamlara bakarak yaşamayan biri olarak, bazı TC şube bankalarının 3. çeyrekte disponibilite tebliğine karşı, kredilerini artırmanın yanında, önemli miktarlarda "fiktif işlemler" yaparak, tebliğin etkisini bypass yaptıkları yönünde şüphelerim ve tahminlerim var.
TC şube bankaları 2. çeyrekteki(disponibilite etkisi yokken) 1,623 milyar YTL'lik mevduat toplamını, 3. çeyrekte 1,652 Milyon YTL'ye çıkardı. Yani, azalma değil, ufak bir artış bile yaşadılar. Demek ki, tebliğ, onlara mevduat göçü yaşatmamış. Hayret!
İlk bakışta az bir mevduat artışının yaşandığı bir dönemde, bir de verdikleri kredilerde % 48'lik bir artışın yaşanması büyük bir başarı gibi görülebilir. Rakamlara baktığınızda da bunun aksini söyleyemezsiniz.
Ama iş sadece rakamlara bakmakla olmuyor, umarım Merkez Bankası da sadece rakamlara bakarak bu işi takip etmiyor. Çünkü, bazı TC şube bankalarının tebliğe karşı, bazı müşterileriyle "mevduat ve kredi üzerinden eşzamanlı fiktif işlemler yaptığı" yönünde tahminim var. Duyumlarım da işin cabası tabii!
Bazı TC bankaları, bazı şahısların mevduatlarını TC'deki merkeze havale ederken (bilançoyu boşaltırken), kurnaz bir şekilde paralarını merkeze gönderdikleri şahıslara, KKTC şube bünyesinde " fiktif mevduat ve karşılığında blokeli kredi" hesapları açtığını duydum. Bu şekilde, bir taşta iki kuş birden vurmuş oluyorlar!
Ve bu fiktif işlemler karşılığında da, disponibilite tebliğinin kendi bilançolarındaki maliyetine göre, bu şahıslara komisyon olarak "faiz farkı" veriyorlar. Alan da, veren de razı yani! Ama paralar burada değil! Uyutuluyoruz yani!
Rakamlarla cambazlığı anlatalım. . . Tebliğ öncesi adamın 1 milyon YTL'si olduğunu farz edelim. Ve bu para, KKTC şubesindeki bilançoda ama TC'deki merkezde duruyor. Tebliğ sonrası, para KKTC şube bilançosundan çıkıyor ve TC'deki bankada şahıs adına mevduat oluyor. Hokus-pokus!
Bu durumda, aslında para sahibi başka bir bankacılık mevzuatında mevduat yapmış oluyor. Eskiden TC'deki para şubenindi; şimdi şahsın mevduatı oluyor yani.
Şube bankası da, şahsa Kıbrıs'taki şubesinde belki tamamı, belki bir kısmı karşılığında(bilanço pozisyonuna bağlı) 1 milyon YTL'lik fiktif mevduat açıyor; karşılığında ayni miktarlarda kredi veriyor ve mevduatı kredi hesabına bloke yapıyor.
Mesela fiktif mevduata 15 faiz veriyor, fiktif kredisine de 20 veriyor, arada masraflar sair düştükten sonra şahısa da 3-5 puanlık komisyon veriyor. Bunun yasal mevzuat içinde entrikaları çok. Hatta, bazıları bunu yaparken TC'de başka şubeye taşıdığı paraya verdiği mevduat faizini de, fiktif işlem yaparken dikkate alıyor.
. . . Hatırlıyorum da, bir konferansta konuşmacı olan eski başkan Erdoğan Bey'e, tebliğ karşısında bu tür fiktif işlemler veya direkt paraları TC'ye gönderip, bilançolar boşaltılarsa ne yapaacaksınız diye sormuştum. Mesela, bankacılık lisanslarını iptal edecek misiniz gibi?
Çünkü, bu tür cambazlıkların olacağına bir piyasa iktisatçısı olarak emindim. Eskisi, giderken bu bankaları sıkı şekilde takip edeceklerini ve bu tür işlemlere asla izin vermeyeceklerini, gerekirse lisans iptali dahil her tür yaptırımı uygulayacaklarını söylemişti. Bakalım, şimdi "yenisi" ne diyecek?. . .
|