|
Bu sefer yaklaşık 2 hafta geçti son yazının üzerinden.
Biraz bahardan, biraz gündemin usanmışlığından, ama, en fazla da bir son sürecin zorluğundan yaşandı, ayrılık bu kez.
Yaklaşık 6 ay önce, bu köşeden, çok da hoş olmayan bir deneyim paylaşmıştım sizlerle.
Ve sizin desteğinizle de bu zorlu 6 aylık süreç daha kolay geçti.
Şimdi o sürecin sonu işte!
23 Nisan'da verilen son kemoterapiyle, tedavi tamamlandı.
Bu zaman içinde en fazla uçaktan ilk adımı atıp, havayı kokladığımda iyileştim.
Bir keresinde, Sayın Başbakan, "döndüğünde özlediğini hissediyorsun değil mi bu ülkeyi" diye sormuştu.
Her gidişte özleyip, her dönüşte hasret kalacak kadar çok sevdim buraları, 6 ay boyunca.
Bu ülke öyle birşey ki, insan çok kolay ırkçı olabilir.
Çok kolay unutabilir dünyanın geri kalanını, buralarda baharın kokusunu duyduğu anda.
Ve kışın yağmur düştüğünde herşeyi bağışlayabilir.
Yazın kendini unutabilir denize sarhoş zamanlara dalıp giderek.
Dün, son ilave ilacımı da aldım ve uzun bir süre olmasını ümit ettiğim bir zaman, veda ettim, iğnelerle ilaçlara.
Sevgili Cenk, "biz hep yanında olacağız ve batan her iğnenin acısını paylaşacağız" gibi bir cümle kurmuştu, bu sürecin başında, köşesinde.
Gerçekten de batan her iğnenin acısının bir şekilde paylaşıldığını hissedecek kadar şanslıydım, ne mutlu ki.
Ama sadece 6 ay içinde, kaç kişinin, şanslarını farketmeye fırsat bulamayacak kısa bir savaşta yenik düştüğünü görecek kadar da şanssız!
Sadece 6 ay içinde, şimdiki ve geçmiş deneyimlerini paylaşan o kadar çok insan tanıdım ki, adını telafuz etmekten korktuğumuz kanserin, grip kadar yaygın bir deneyim olduğunu bir kez daha yaşayarak gördüm.
Ve bizim ülke olarak yapmamız gereken daha ne çok şey olduğunu bir kez daha hatırladım.
Şimdi, 2 hafta sonra bitecek olan görüşme yasağı ile tekrar sosyalleşme özgürlüğüne kavuşuyorum.
Televizyona dönmek için birkaç aya daha itiyacım var, ama, arkadaşlar o kadar yakınımdaydı ki, ayrılmış gibi hissetmedim hiç kendimi.
Tekrar normal hayatın akışına kaptırmak, biliyorum ki, güzel olacak.
Hayat bazen öğrenemeyeceklerinizi kendi öğretebiliyor.
Şanslıysanız, öğreniyorsunuz.
Çünkü her yaşanmışlık ayrı bir öğreti.
Ve yaşanmışlıkları öğrenerek biriktirmek de en zor iş.
Önemli olan, herşeyiyle, hayatın içinde çoğalabilmek.
Yaşanmışlıkların tüketmesine inat, çoğalıp çoğaltabilmek.
Yoksa, o kadar çok şey tüketiyoruz ki, hayatın içinde.
Tükenen zaman, işin küçük ayrınıtsı.
Tükettiğimiz onca dostluk, mutluluk, sevgi, heyecan ve aşk varken.
Bütün bunlar arasında kendimizi tüketirken, hiç çoğalıp çoğaltamazken, geçen zaman küçük bir ayrıntı olarak kalıyor, oyunda.
Sonsuzluğa odaklanmak değil, bazen kısacık anların tadına varabilmek oysa, önemli olan.
Yoksa insanoğlu sonsuza kadar yaşamak ister, elinde sihirli bir değneği olsa.
Her aşık, aşkı sonsuza dek yaşasın, hiç bitmesin.
Her sevgili, sonsuza kadar birlikte olsun ister de geçirdiği zamanı yaşamayı unutur, çokluğuna takılıp kalırken.
Genç görünmek için önemli bir pazar yaratacak kadar önemser yaşamın içinde geçirilecek zamanın uzunluğunu.
Her geçen gün, devasa rakamlara ulaşan Pazar da genç görünmenin formüllerini sunarken, hayatın içinde genç durabilmenin formülünü satamıyor.
Kimse yeni doğmuş kalamıyor hayatın içinde.
Oysa herkes kendi Tanrısı, kendinin ve hayatının.
Önemli olan Tanrılığını da hatırlayabilmek.
Ve var kalabilmek için savaşırken, kendini yaratabilmek.
|