|
Sevgili okurlar, farkındaysanız son birkaç haftadır köşemizde genetik dünyasının heyecan verici ve bir o kadar da ümit doğuran gelişmelerini konu alıyoruz. Aslında 'genetik'le ilgili konular günlük hayatımızın içine bizim tahmin ettiğimizden daha çok ve daha çabuk entegre olmaya başladı. Artık bilim kurgu filimlerini bırakın, televizyondaki CSI (Crime Scene İnvestigation) gibi diziler, DNA ve DNA teknolojisini heyecan verici senaryolar içine yerleştirerek bizi eğlendiriyor ve hatta yarım saat içinde bir cinayeti de çözerek ağzımızı açık bırakıyor (şüphesiz ki bu süreç gerçek hayatta biraz daha farklıdır!). Genetiğin bu entegrasyonu öyle bir seviyedeki, hatta, insanların kendi aralarında yaptığı espirilere bile bir nevi 'bilimsellik!!??!!' getiriyor. Şöyle ki geçen hafta sonu bir süpermarkette alış veriş yaparken bir arkadaşın diğerine 'Sende sabırsızlık geni fazlasıyla var herhalde!' diyerek takıldığını işittim. Demek ki insanlar, genetik konusunda çok teknik bilgilere sahip olmasalar da, en basit şekilde genlerin bizi 'programladığını' ve bizi biz yaptığını anlıyorlar. İki arkadaşın arasında geçen bu espiriye ben de içimden gülerken, birden kendi kendime düşünmeye ve sorular sormaya başladım:
'Sabırsızlık' gerçekten genlerle alakalı olabilir mi acaba?'
'Olursa, sadece bir gene bağlı olmadığı kesin herhalde?!'
'Acaba bir kişi sabırsız olmaya genetik açıdan yatkın ise çevresel faktörler (örneğin aile ortamı vb.) bunda ne kadar rol oynar!'
'Acaba bununla ilgili araştırmalar var mı?'
Arkadaşların arasındaki bu diyaloğa gülerken, bir süre sonra da aklımdan geçen bu sorulara gülmeye başladığımı farkettim. Ancak gerçek olan şu ki, insan önce birşeyi merak etmeli ki, sorduğu sorulara cevap bulmak için araştırmalara başlasın. Sanırım siz de katılırsınız, bunun sadece genetik ve bilim alanında değil her alanda gerçek olan birşey olduğuna.
Medyanın, internetin ve televizyonun bilgiyi globalleştirmedeki önemi şüphe duyulmayacak bir şekilde ortada. Bilgi yayımının eskiden olduğu gibi zor olmaması bir avantaj olsa da, yayılan her bilginin doğru olmama ihtimali de bir dezavantaj. Örneğin, bir erkek arkadaş telefonla beni arayarak internette genetikle ilgili okuduğu bir habere yorum yapmak istedi. Arkadaşımın yorumu şuydu:
'Yani! Artık erkeklere hiç ihtiyaç kalmayacak bu gidişle galiba. Bugün okudum, çiçek yetiştirir gibi insan iliğinden sperm yetiştirirler!! Nasıl yani??!'
Arkadaşım bu yorumunu, bir gazetenin internet sitesinde okuduğu bir paragraflık bir haber üstüne yapmıştı. Konuya önce onu hala erkeklere ihtiyaç olduğunu söyleyip teselli ederek başladım. Aslında kulağa komik gelen bu olay pek de komik değil, hatta ürkütücü. Evet, bilim adamları geçen aylarda ilikten henüz 'olgun' olmayan (immature) sperm hücreleri yaratıklarını açıkladılar. Ancak, bu araştırma ileride erkekleri ortadan kaldırmak için tasarlanmış bir komplo teorisinden (!) öte, gelecekte örneğin, kanser tedavisi görmüş ve bundan dolayı kısırlık problemi çeken erkeklere yardımcı olma yolunda atılmış bir ilk adımdır. Vurgulanması önemli olan, bu araştırma henüz uygulanabilecek başarılı bir tedavi yöntemi üretmemiştir ancak bu alanda araştırmaların devam etmesi için kapıları aralamıştır. Ayni araştırmacılar, fareler üzerinde yapılmış bazı araştırmalara dayanarak, ileride sperm hücrelerinin kadın hücreleri kullanılarak da 'yetiştirilebileceği' teorisini ortaya atmış olsalar da, bunun henüz bilimsel açıdan kanıtlanmış olmamasının yanı sıra bazı kesimler bu teori hakkında ayni fikirde değildirler. Bu iddianın gerçekçiliği ancak, zaman içerisinde, yapılan araştırmalar ve ortaya çıkan somut kanıtlarla ya kanıtlanacak ya da ekarte edilecektir.
Bugün vurgulamak istediğim medyanın, sadece genetik alanda değil bilimsel her alanda bilgi yayımında ne kadar büyük bir rol oynadığı ve bu nedenden dolayı da çok dikkatli olması gerektiğidir. Arkadaşımın okuduğu haber yeterli detay içermediği ve daha çok olaya sansasyonel açıdan yaklaştığı için onun gerçekten çok uzak yorumlar yapmasına neden olmuştur. Örnek verdiğim konu komik olsa da bazı insanlar, bu tür saptırılmış haberlerden ciddi şekilde zarar görebilir ve bunun yanı sıra bilgi yayımı yanlış şekilde gerçekleşebilir. Bu yüzden biz de okuyucular ve de izleyiciler olarak her zaman daha dikkatli olmalı ve yeterince kanıt olmadan hemen herşeye inanmamalıyız.
Sevgili okurlar, bir sonraki köşemizde buluşmaz üzere sevgi, huzur ve sağlık dolu günler sizlerin olsun.
|