|
Türkiye'de nüfus politikası konusunda polemik yaşanıyor. Bu polemik, Başbakan Erdoğan'ın, "en az üç çocuk yapın" çağrısı ile başladı. Başbakan bu çağrıyı ilk olarak 8 Mart'ta yaptı. Sonra birkaç kez tekrarladı. Doğrusu Başbakan Erdoğan'ın nüfus politikası konusundaki açıklamalarının bu yönde oluşmuş bir hükümet politikası mı, nabız yoklama mı, yoksa gündem saptırma mı olduğu açıklık kazanmadı. Nüfus konusu çok önemli bir konu. Türkiye'nin nüfus politikası tartışılacaksa, bunun bilimsel temelde yapılması gerekir.
Her devletin nüfus politikası vardır (olmalıdır). Nüfus, ülkelerin gücünün önemli öğelerinden biri. İç ve dış politika açısından nüfusun önemi tartışma götürmez.
Elbette nüfusun sadece niceliği değil, niteliği de önemlidir. Tek başına büyük nüfus güç anlamına gelmeyebilir. Güçsüzlük kaynağı da olabilir. Halkına iş, aş, eğitim, sağlık hizmetleri sağlayamayan büyük nüfuslu ülkelerin durumu bu. Nicelikle nitelik biraraya gelince güç oluşur.
Nüfus politikası her ülkenin gerçeklerine, ihtiyaçlarına göre belirlenir. Nüfusu artırma veya azaltma politikası izlenebilir. Çin hükümetinin nüfus politikası "bir çocuk" politikasıdır. Çin, nüfusunu azaltmak istiyor. Hızlı nüfus artışının ülkenin çıkarına olmadığına inanıyor. Nüfusu azalmakta ve yaşlanmakta olan ülkeler ise nüfuslarını artırma politikası izliyorlar. Batı Avrupa ülkeleri bu durumda. Nüfusun hızla azalmakta olduğu Rusya'da hükümet nüfus artışını teşvik etmeye çalışıyor. Kıbrıslı Rumlar da nüfus artışını teşvik edenler arasında. Sadece "çok çocuk yapın" demekle sonuç alınamayacağına göre maddi teşvikler uygulanıyor. Nüfus artışına doğurganlığı teşvik etmenin yanısıra dıştan gelen (veya getirilen) insanlar da katkıda bulunabilir. ABD ve İsrail nüfusunun artmasında dıştan gelen göçmenlerin payı büyük. Devletler dıştan nüfus aktarma politikası izleyebilir. Savaş, çatışma, ekonomik sorunlar ve diğer bazı nedenler de bu sonucu doğurabilir.
Başbakan Erdoğan, "en az üç çocuk yapın" çağrısı ile Türkiye'nin nüfusunu artırması gereken ülkeler grubunda yer aldığını savunuyor. Ancak bu yaklaşımın gerekçelerini detaylı olarak ortaya koymadı. Başbakan'ın izahatı şöyle: "Başbakan üç çocuk dedi. Evet dedim. Yine diyorum? Niye? Türkiye'nin gücünü, Türk milletinin devamını isteyen, buna karşı çıkamaz. En az üç diyorum. Bu benim bir başbakan olarak talebim....Şu anda sakın ha doğum yapmayın diyenler ülkenin yararını, geleceğini düşünmüyor. Şu anki nüfus artışı oranıyla devam edersek, 2037 yılında Türkiye'nin nüfusu yaşlı hale gelecek. Hesapla, bilimle konuşuyorum. Nüfusumuz genç kalsın. Bak Avrupa anlıyor, biz yanlış yaptık diyor. Şimdi nüfusumuzun yüzde 65'i altmış yaşın üzerinde diyor. Bizi de birileri bu oyuna kurban etmek istiyor. Almanya şimdi üstüne para veriyor, daha çok çocuk yapın diyor."
Bu kadar önemli bir konuda Başbakan'ın argümanları sadece bundan ibaret. Bu görüşler doğru olamaz mı? Olabilir. Ancak, bunun çok daha detaylı olarak, bir politika belgesi (policy paper) şeklinde hazırlanıp önce hükümet tarafından ele alınması, sonra da halka sunulması gerekir. Politika belgesi, demografi uzmanı bilim insanlarının katkısıyla hazırlanmalı. Bunlar yapıldı mı? Başbakan'ın söyledikleri arasında en önemli nokta şimdiki nüfus artışı oranıyla nüfusun 2037'de yaşlanacağı noktasıdır. Bunun bilimsel izahının daha detaylı olarak yapılması, varsa konuya ilişkin bilimsel verilerin, araştırma sonuçlarının açıklanması gerekir.
Türkiye nüfusu gerçekten 2037'de yaşlı hale gelecekse, sorun sadece Başbakan'ın halka çağrı yapması ile çözümlenemez. Başbakan, Almanya'nın daha fazla çocuk için para ödemesine atıfta bulundu. Nüfusunu artırma politikası izleyen tüm ülkeler para dahil çeşitli teşvikler uyguluyor. Türkiye'de demografik eğilimler gerçekten Başbakan Erdoğan'ın çizdiği tabloya uygunsa, Türkiye hükümetinin de maddi teşvikleri düşünmesi gerekir. Bu konuda hükümetin kapsamlı bir politika oluşturup uygulaması gerekir. Bu iş sadece çağrı yapmakla olmaz.
9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, "Bugün içinde bulunduğumuz sıkıntıların en önemli kısmı nüfus artışındandır. Önümüzdeki tercih şu: işsizlere, yoksullara ve eğitimsiz insanlara yenilerini mi ekleyeceğiz? Yoksa daha sağlıklı, daha zengin, daha eğitimli, işi olan bir toplum mu elde etmek istiyoruz. O zaman herkes bakabileceği kadar çocuk yetiştirsin" dedi. Bu yaklaşım mantıklı. Türkiye genç bir nüfusa sahip. Bu gençlerin eğitim ve iş bulma sorunu var. Sn. İlter Türkmen'in Hürriyet gazetesi'nde yazdığı gibi "GSMH yeterli ölçüde artmazsa, eğitim seviyesi yükselmezse, çevrenin yozlaşması, su ve enerji darboğazları gibi sorunlar çözümlenmezse, gelir dağılımı daha dengeli hale gelmezse, hızlı nüfus artışı ancak siyasi, ekonomik ve toplumsal istikrarsızlıkla sonuçlanır."
|