|
Devletler dış politikalarını belirlerken uluslararası eğilimleri, uluslararası sistemi iyi değerlendirmek durumundadır. Uluslararası eğilimler statik değil, dinamiktir. Zamanla değişir. Maharet, bu değişiklikleri önceden hesaplayarak, dış politikada gerekli ayarlamaları, düzeltmeleri yapmak, oluşmakta olan yeni duruma uygun adımlar atmaktır. Bunun kolay olmadığı malum. Koca Sovyetler Birliği'nin çöküşünü önceden tahmin eden olmamıştı.
Şimdi uluslararası dengelerde değişimlerin olduğu bir dönemden geçiyoruz. Rusya- Gürcistan savaşı bunun göstergelerinden biriydi. Ancak en büyük gösterge, ABD ekonomisini vuran ve dalga dalga dünyaya yayılan mali krizdir. ABD'nin ekonomik süper güç olma statüsü, liderlik statüsü sorgulanıyor. Elbette ABD ekonomik ve diğer açılardan hâlâ güçlü. Ancak lider konumu, hegemonyası zayıflıyor. Bu, kısa süreli değil, uzun süreli bir süreç.
Uluslararası eğilimlerin hangi yönde olduğunu her ülke bilmek ister. Ancak, bu konuda en fazla çalışma yapan ülke doğal olarak ABD'dir. 4 Kasım'da yapılacak başkanlık seçimlerini kazanacak yeni başkanın önüne "Global Eğilimler 2025" başlıklı bir rapor konacak. Raporun hazırlık çalışmaları uzun zamandan beri devam ediyor. Amerikan istihbarat örgütleri tarafından hazırlanmakta olan bu rapor, Beyaz Saray'ın yeni sahibine, önümüzdeki 17 yıl içinde ön plana çıkacak uluslararası eğilimler, ABD'nin karşısına çıkacak riskler, diğer büyük güçlerin konumu gibi konularda en doğru bilgileri sunmayı amaçlıyor. Yeni ABD Başkanı, dış politikasını oluştururken, kuşkusuz bu raporu da göz önünde bulunduracak. Başka ülkeler de böylesi raporlar hazırlar (hazırlamalı). Ancak bunlar genellikle gizli kalır. ABD toplumu açık toplum olduğu için henüz tamamlanmamış olan "Global Eğilimler 2025" raporu konusunda bilgiler basında yer alıyor. Raporun hazırlanmasında önemli rol oynayan, üst düzey istihbarat analizcilerinden Thomas Fingar, raporla ilgili bazı ipuçları verdi.
Peki, raporda önümüzdeki 17 yılın temel eğilimleri nasıl belirleniyor? Washington Post gazetesi, konu ile ilgili haberi "ABD için azalan hakimiyet öngörülüyor" başlığı altında verdi. Fingar "ABD üstün güç olmaya devam edecek, ancak Amerikan hakimiyeti azalacak" dedi. Rapora göre ABD'nin ekonomik, siyasi, hatta kültürel alanlardaki liderliği artan hızla erozyona uğruyor. Askeri gücü devam edecek ancak bu gücün önemi azalacak.
Çin gibi diğer aktörlerin yükselmesi ile ABD'nin dünyadaki etkisi giderek azalıyor. Washington artık dünyadaki yapılanmanın nasıl olacağını dikte edecek konumda olmayacak. Diğer aktörler de bunu dikte edemeyecek. Bu, çok kutupluluğun bir göstergesi. Fingar'ın yaptığı bir diğer önemli tespit, sadece ABD'nin rolünün değil, İkinci Dünya Savaşı sonrasında, ABD liderliğinde kurulan Birleşmiş Milletler (BM), Dünya Bankası ve benzeri uluslararası kuruluşların öneminin de azalacağı şeklinde.
ABD hegemonyasının önümüzdeki dönemde zayıflayacağı değerlendirmesini Newsweek International editörü Fareed Zakaria da paylaşıyor. Zakaria, "The Post-American World" isimli yeni kitabında, ABD'nin kendisinin zayıflamasından çok, diğer güçlerin yükselmesinin bu sonucu doğuracağını yazıyor. Yükselen güçler Asya ülkeleri.
Avrupa basınında ABD'nin dünyadaki rolü ve bu rolün geleceği konusunda en zehir zemberek yazı Alman Der Spiegel dergisinde yayınlandı. "The End of Arrogance" (Kibirliliğin Sonu) başlıklı bu yazıyı İngilizce bilen herkese tavsiye ederim. Derginin web sitesinde var. Dergide çalışan 9 kişi tarafından hazırlanan bu uzun analiz Türkçe'ye çevrilip yayınlanırsa iyi olur. Almanların Bush yönetimi dış politikasına bakışını, duyduğu tepkiyi çok güzel aktarıyor.
"Global Eğilimler 2025" raporu, dünyada oluşacak yeni güçler dengesinin yanısıra, çevremizle ilgili öngörülere de yer veriyor. Önümüzdeki dönemde iklim değişikliğinin olumsuz sonuçları, kuraklık, gıda sıkıtısı, su yetersizliği artacak. Rapor, iklim değişikliği konusunda Bush yönetiminin ısrarla reddettiği görüşleri kabul ediyor. Küresel ısınma, önümüzdeki dönem için önemli bir güvenlik sorunu. İklim değişikliği nedeniyle meydana gelecek kuraklık ve sel felaketleri yığınsal göçlere neden olacak. Tüm bunlar anlaşmazlıklar, siyasi sorunlar, çatışmalar yaratacak. Avrupa ülkeleri, Japonya ve Çin'de ise, nüfusun yaşlanması önemli sorunlar doğuracak. Önümüzdeki dönemin bir diğer önemli sorunu enerji güvenliği olacak.
Global eğilimler konusunda kafa yormak, dış politikasını bu temelde oluşturmak her ülkenin görevi. Önümüzdeki dönemin zor bir dönem olacağı, buna hazırlanmak gerektiği ortada. Yeni eğilimler, dış politikada tüm yumurtaları aynı sepete koymanın hata olacağını gösteriyor.
|