|
Kıbrıs'la, Türkiye'nin 'yol bağlantısı' ta eskilere, eski yıllara, hatta yüzyıllara dayanır.
1974'ten sonra ise bu yollar 'çok şeritli' olarak daha bir trafik yoğunluğu kazandı.
Ve de tüm alanlarda... Bizim bu köşemizdeki konumuz, kültür ve sanatla ilgili.
1974 'köprüsü' ya da 'yolu' açıldıktan sonra, Türkiye ile Kıbrıs arasında her alanda olduğu gibi, sanat ve kültür alanlarında da görülen beraberlik, işte o eski yılların özlemli duyarlılığından ve yeniden cilalanmasından başka bir şey değildir.
Yılda belki de bir kez Türkiye'den Kıbrıs'a gelen sanatçıların konserlerinin, sanat ve müzik tutkusu yanında, ulusalın da ötesinde, adeta bir kutsallık taşıdığını ben o yıllarda henüz küçük bir çocuktum ama çok iyi hatırlıyorum.

Merhum Barış Manço'nun ilk Kıbrıs konserinde, Türk kesimine deve üstünde geldiği akşam, Ledra Palace yolu ile Saray Otel arasındaki cadde ve sokakları hıncahınç dolduran Kıbrıs Türkü'nün sergilediği heyecanlı kalabalık, dünyada belki de hiçbir cumhurbaşkanının göremeyeceği bir tabloydu.
1974'ten sonraki yıllarda ise, hemen hemen her hafta Türkiye'nin en ünlü sanatçılarını ülkemizde görmek mümkün.
*** *** ***
Türkiye'den bu aşırı sanatçı akımı karşısında yerli sanatçılar, haklı olarak kendilerini mağdur durumda hissediyorlar.
Türkiye'nin sayısız kanallarındaki müzik yayınları, boyalı basının 'muhteşem' reklamları, paparazzi ve dedikodu programlarının halkın 'iliklerine işlemesi', Kıbrıs'ta sadece değişen nüfus rengi değil, ezelden beri var olan Türkiye tutkusu ve her zaman Türkiye paralelinde giden sanat ve müzik aşkı, bu mağduriyetin tarihsel ve doğal nedenleri arasında.
Ancak bundan dolayı herhangi bir komplekse kapılmamak gerekir.
Yüzyıllardan beri kendi toplumsal yapımız içerisinde yaşatmaya çalıştığımız geleneklerin ana kaynağının Türkiye olduğu, her şeyi ondan miras aldığımız da bir gerçektir.
Ve 70 milyonluk koskoca bir dünyadan eşsiz ve örnek sanatçıların çıkması da gerçeğin bir başka doğal yönüdür.
Bunu Kıbrıs gibi küçük bir adadaki gerçeklerle ölçmek herhalde kolay değildir.
*** *** ***
Ancak gelişen teknolojik, bilimsel ve eğitimsel çağda, bir yerin küçüklüğüne ya da kapasitesine bakılmadan bazı doğru yargılara da varabiliriz.
Bunu somut örneklerle de kanıtlayabiliriz.
Örneğin müzik, sanat ve kültür alanındaki gelişmeler bu tezimizi doğrulayabilir.
Hatta folklor ve spor alanında.
Halk oyunları ekiplerimizin gerek Türkiye'de, gerekse dünyanın birçok ülkelerinde elde
ettiği başarıları hepimiz biliyoruz.
Okullarımızın ve spor kuruluşlarımızın da Türkiye'de spor alanlarında kazandığı
dereceleri, hatta birincilikleri ve şampiyonlukları da gururla takip etmekteyiz.
Müzik ve diğer sanat dallarında da böyle.
Piyanoda bir Rüya Taner, sadece Türkiye'de değil, dünyanın her yerinde bir virtüoz
olarak karşılanmaktadır.
Ersen Sururi ve Okan Ersan'ın evrensel yetenekleri tartışılmazdır.
Türkiye'de televizyon dizileri, sinema dünyası ve sahne oyunlarında her zaman aranan bir
Hüseyin Köroğlu'muz vardır.
Zeki Alasya zaten klasikleşmiştir.
Uzun yıllar İstanbul'da ve diğer büyük kentlerde, tanınmış orkestralarla birlikte en ünlü
sanatçılara eşlik eden üfleme çalgıları ustası Tarık Arsal'ı unutmak mümkün mü?
Nil Burak'la başlayan ve bugün Ziynet Sali ve Eylem gibi sanatçılarımızla sürdürülen
Türkiye çıkarması da, bu gerçeklerin bir başka kanıtıdır.
Ferdi Özbeğen, Haluk Levent hatta Muazzez Abacı gibi sanatçıların Kamuran Aziz, Ekrem
Yeşilada, Türkay Altay, Hasan Pala, Ayhan Başkal, Sıla 4 ve Aşka Özlem Topluluğu'nun bestelerini Yorumlaması da karşılıklı kültür alışverişinin güzel örnekleri arasındadır.
Dillirga'nın genelleşmesi de bir başka örnektir.
*** *** ***
Bu alışverişin son örneği udi ve besteci sanatçımız Ulus Yeşilada'nın İzmir'deki solo
konseri oluyor.
Gerek İstanbul'daki müzik eğitimi sırasında ve sonrasında birçok müzik etkinliklerinde
başarılı çalışmalarıyla kendini kanıtlamış olan Ulus Yeşilada'nın, 25 Nisan'da İzmir'deki
Karacan Kültür Merkezi'nde, usta müzisyenler eşliğinde vereceği konsere, gerek İzmir'deki
müzik çeveleri, gerekse Kıbrıs'taki ve Türkiye'deki KKTC yetkilileri büyük önem veriyorlar.
Konserin ve davetin İzmir'deki İzmir Dil Kültür Sanat Derneği ve Türk Dünyası Kadınları
Dayanışma Derneği tarafından yapılması bu önemin derecesini göstermektedir.
Olayın bir başka önemli yanı ise, Ulus Yeşilada'nın bu konserinin, tamamen kendinin ve
diğer Kıbrıslı bestecilerin eserlerini içeren bir repertuardan oluşması...
Bu tür etkinlik ve temasların, zamanla Kıbrıs'la Türkiye arasında, orantılı da olsa bir denge
unsuru olacağına ve sanatçıların daha da kaynaşıp bütünleşeceğine inanıyoruz.
O zaman kimsenin pabucu dama atılmayacaktır.
|