|
"Sıradışı kadın" başlıklı yazımda da yazmıştım. Elde edemeyeceğimi bildiğim hiç bir şey için ne zaman, ne de emek harcamadım. Bu bence kolaycılığa kaçmak değil, boşu boşuna mutsuz olmak istemediğimdendir. Allaha şükürler olsun ki, her olaydan küçük de olsa bir mutluluk çıkarabiliyor, beterin beteri var diyebiliyorum. Bu tabii ki biraz da benim karakterimle ilgili.
Bunca yıllık yaşantımda kıskançlık nedir bilmedim. Yarışmak istersem, kendimle yarışırım. Ve hepsinden önemlisi her zaman bir hedefim vardır. Ancak o hedefe varır varmaz da, başka bir hedef belirlerim kendime. Bu bana bir tür yaşama sevinci aşısı oluyor.
"Aslında büyük insanların hedefleri değil, idealleri olur" der ilk gözağrım oğlum, Tuncay'ım. Ben büyük insan değilim. O beni kendi gözünde büyütüyor olabilir; ama, bana farklı bir rol biçilmiş bu hayatta. O rolü oynuyorum. Mutluyum. İşin ilginç bir yanı da başkalarının mutluluğundan da müthiş bir zevk alabiliyorum...
Çocuklarım için de bir anneden ziyade arkadaş, dostum. Onları uzaktan izleyip, başarılarını başarım, hatalarını da hatam olarak görebilecek kadar da mantıklı davranabiliyorum. Her düşüşlerinde koşup, kalkmalarına yardımcı olmuyorum. Ama ne zaman ihtiyaç hissederlerse, yaslanacak bir değil, iki omuz hep vardır, hep olacaktır onlar için...
Onlar kendi rollerini oynuyorlar bu hayatta. Düşe kalka bir yerlere varabileceklerine inanıyorum. Çünkü onlara hiç bir zaman boşu boşuna nasihat vermedim. Örnek olmaya çalıştım. İnşallah başarmışımdır.
* * *
Şimdilerde okuduğum kitaplar kısa öyküler içeriyor. Bahar geldi ya, pek kendimi kitaplara veremiyorum. Doğa o kadar güzel ki, etrafı seyredip temiz havayı ciğerlerime çekmek, bir tomurcuğun çatlayıp çiçeğe döüştüğünü görmek daha bir cazip geliyor bana... Ama kitap okumadan da uyuyamıyorum geceleri.
Son okuduğum kitap Üstün Dökmen'in "küçük şeyler" adlı kitabı... Prof.Dr. Üstün Dökmen kitapta temel konulara özellikle toplumun ihtiyacı olarak düşündüğü ve seminerlerinde izleyenlerin etkilendiklerini gözlediği konulara yer veriyor.
İşte Prof.Dr. Üstün Dökmen'in bu kitabından, yukarıdaki yazımla ilişkilendirdiğim bir yazısını aktarmak istedim siz okuyucularımız için...
* * *
"Çocuklara şekil vermek
Psikolojide hayvanların davranışlarına şekil vermekten söz ederiz. Hayvanların davranışlarına şekil vermede kullanılan teknikleri kullanarak insanların davranışlarına da şekil vermeye çalışmak mümkündür. Ancak bu yaklaşım doğru olmadığı kadar, işlevsel de olmaz. Öncelikle, insanları şekillendirmeye, şartlamaya hakkımız olup olmadığını düşünmek gerekiyor. (Aslında pek çok insan, buna hakkı olduğuna inanıyor, bazen açıkça, bazen örtülü biçimde insanların düşüncelerini ve davranışlarını, kendi doğruları doğrultusunda yönlendirmeye çalışıyor.) İkinci olarak, insan sadece şartlanarak eğitilebilecek bir canlı değildir. Çünkü davranışlarının arkasında karmaşık ve güçlü bir düşünce sistemi, bir bilişsel yapı vardır. İnsanın eğitilmesi, basit bir şartlamanın ürünü değil, düşünce yapılarının etkilenmesine dayanan karmaşık bir süreçtir. Bu yüzden bir psikolog, hastasının davranışlarına şekil vermek yerine onun düşüncelerini akılcı hale getirmeye çalışır. Benzeri şekilde bir öğretmen de öğrencilerinin tek tek davranışlarını değiştirmek yerine, onlara eleştirel bakış tarzı kazandırmaya çalışmalı, sistematik düşünmeyi öğretmelidir. Okullarda öğrencilere bilginin kavranması, uygulanması, analiz ve sentez edilmesi, değerlendirilmesi konusunda koçluk edilmeli, öğrencilerin spontanlıkları ve yaratıcılıkları geliştirilmelidir. Ancak burada, bunların tümünü ele almak yerine, çocukların/insanların eğitilmelerinde "iltifat" kavramından yola çıkarak küçük bir noktaya değineceğim.
Çocuklarımızın belirli davranışları kazanmalarını, örneğin odalarını toplamalarını, okulda başarılı olmalarını isteriz. Ceza vererek bunları sağlamaya çalışmak, işe yaramayan bir yoldur. Çocuk hedefe ulaştığında ona büyük bir ödül vermek de en azından her zaman işe yaramaz. Çocuğun, asıl amaca yönelik küçük davranışlarını, belirli aralarla ödüllendirmek en işlevsel yoldur. Örneğin, tamamen derli toplu olunca onu ödüllendirmek yerine, küçük bir tertipli davranışını, sözgelişi paltosunu askıya asmasını samimi bir takdirle karşılamak daha fazla işe yarayabilir. (Tabii bu arada ana babanın kendisi de derli toplu olmalı ve çocuğun modelden öğrenmesine katkıda bulunmalıdır.)
Bazı babalar, çocukları, özellikle oğulları için "Benim istediğim gibi değil. Benim istediğim gibi olsun, canımı alsın. İstediğim gibi olmadı; bana böyle evlat gerekmiyor" diyorlar. Bu tavır doğru mu?
* * *
Çocuğa rehberlik etmeden, onu istediğimiz kalıba sokmamız pek mümkün değildir.
* * *
Çocuklarının birden bire belirli bir davranış düzeyine, belirli bir kaliteye ulaşmasını bekleyen babaların durumu, acemi araştırmacılara benziyor:
Labirentteki faresi için şunları söyleyen acemi bir araştırmacı düşünelim: "Kendi kendine bulsun çıkışı. Eğer çıkışı bulursa ona çuvalla şeker vereceğim. Bulamazsa da bana böyle fare gerekmiyor."
Galiba bazılarımız, bu acemi araştırmacı gibi düşünüyoruz. Bu tavrımızla çocuklarımıza çıkış yolunu bulduramayız. Eğer yaşam labirentleri içinde kaybolmalarını istemiyorsak, onları tek başlarına bırakmamalıyız, örnek/model olmalı, onlarla iletişim kurmalıyız, küçük doğrularını ödüllendiren, onlara güzel geribildirimler veren yetişkinler olmalı, rehberlik etmeliyiz. Yerine göre ne yapacaklarını göstererek, küçük ödüller vererek, yerine göre onları doğrudan yönlendirmeden, Sokrat tarzı sorular sorarak, deneyimlerimizi paylaşarak ufuklarını açmalı, yollarını aydınlatmalıyız. Onların yanında, yüksek sesle sistematik ve eleştirel düşünmeliyiz. (Tabii bunları önce biz bilmeliyiz.)
* * *
Eğer çocuklarımızın yaşam labirentleri içinde kaybolmalarını istemiyorsak, onları tek başlarına bırakmamalı, onlara örnek/model olmalı, onlarla iletişim kurmalıyız.
* * *
Çocuklarımızı labirentlerden çıkarmak veya labirentlere hiç girmemeleri için, onların düşünme ve davranma tarzlarına şekil vermek mümkündür. Bunu yaparken kullanabileceğimiz yollardan birisi de küçük doğrularına ödül vermektir. Ancak şunu da önemle hatırlatmak gerekir: Çocukları dışarıdan gelecek ödüllere bağımlı kılmak da sağlıklı değildir. Çocuk küçükken dış kaynaklı ödüller gerekli olabilir. Ancak yaşı büyüdükçe dış kaynaklı ödüllerin yerini iç kaynaklı olanların almasında yarar vardır. Örneğin okuyup yeni bir şey öğrendiği, bir arkadaşına veya sokaktaki sakat bir hayvana yardım ettiği zaman, kendinden hoşnut olmalı, bir anlamda kendi kendine "aferin" diyebilmelidir. Vicdan gelişimi bu yolla olur."
..........................
HER ŞEY YALAN TEK O GERÇEK
İki çılgın aşık gibi
Özlemle öpüştü denizle kum
Mehtap alkış tuttu aşıklara,
Rüzgar okşadı geçti saçlarını...
Saatlerce seyrettim geceyi
Seni düşündüm
Bizi
Sevdamızı...
Yarasalar beklemede
Gece kötülüklere gebe
Oysa;
Rüzgar sessizce okşayıp geçmişti saçlarını
Mehtap alkış tutmuştu bu sevdaya...
Yüreğimde bir buruk sevda
Seni özledim
Sevdamızı...
Yağmur hiç uğramadı bu kış buralara
Bahar geldi gelecek de
Hala kararsız...
Yaşanmış güzel günler hatırına
Silip geçtim acıları...
Hiçbir şey dokunmadı da bana
Kabullenemedim
-beni sensiz bırakan- vedasız gidişini...
Ölümü düşündüm bu gece
Ölümü
Hiç yakıştıramadım sana...
Gelsen diyorum
Tutsan ellerimi yeniden
Gözlerin gözlerimle buluşsa
Hiç konuşmasak
Sarsan beni sevdalı kollarınla
Kokunu duysam
Dünyalar benim olurdu dönsen
Gelsen bir kez daha...
Yıllardır seni çağırır çaresiz yüreğim
Gözlerim yollarda kalır her gece
Uykulardan kabuslarla uyanırım sabahlara
-buysa yaşamak-
Yaşamak en büyük cezadır bana
İki çılgın aşık gibi
Özlemle öpüştü denizle kum
İnadıma
Mehtap alkış tuttu aşıklara
Rüzgar okşayıp geçti saçlarını
Saatlerce seyrettim geceyi
Seni düşündüm
Bizi
Sevdamızı...
Ölümü düşündüm bu gece
Ölümü
Hiç yakıştıramadım sana
Her şey yalan
Tek o gerçekti oysa...
...........................
Ben bu şehrin insanlarına bayılıyorum
Her gece bir başka sarhoş eder beni bu şehir
Ve tüm insanları bu şehrin
Sevgilimdir benim...
S.S.
|