|
Sevilay Sadıkoğlu'nun kaleminden...

Geçenlerde Yakın Doğu Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi öğretim elemanı arkadaşlarla, öğrencilerin başarılarının çalışma şartlarının rahatlığından kaynaklandığından söz ediyorduk.
Ben de gözlemledim. Doğrusu o fakültede öğrenci olmayı çok isterdim. Hocalarla öğrenciler öylesine güzel bir iletişim kurmuşlar ki, takdir etmemek, onlara gıpta etmemek insanın elinde değil...
Söz dönüp dolaşıp "marifet iltifata tabidir" sözüne geldi. Bu söz konuştuğumuz konuyla bire bir örtüşüyordu.
Akşam Prof. Dr. Üstün Dökmen'in "Küçük Şeyler" adlı kitabını okurken karşıma "Marifet İltifata Tabidir" başlıklı bir yazı çıkmaz mı?
Yazıyı aynen size de aktarıyorum.
Dilimizde, dünden gelen birtakım atasözleri var. Bugün bunlardan bazılarını hâlâ beğeniyoruz, bugünkü bilgilerimize uygun buluyoruz, bazılarını ise beğenmiyoruz. Örneğin "Kızını dövmeyen dizini döver" sözü, eğitim psikolojisi kapsamındaki günümüz bilgileriyle bağdaşmıyor, tedavülden kalkmış gözüküyor. Ancak bazı atasözleri hâlâ geçerli. Bunlardan birisi şu; "Marifet iltifata tabidir."
"Marifet iltifata tabidir" sözü, bir insanda bir beceri geliştirmek istediğimizde, o insana iltifat etmek gerektiğini belirtiyor. Bu söz, psikolojideki edimsel şartlama yaklaşımını adeta özetlemektedir.
Edimsel şartlama kısaca şu: Bir insan veya hayvan, belirli bir uyarıcı karşısında bir davranış sergilediğinde, eğer bir pekiştireç elde ederse-örneğin bir yiyecek veya aferin alırsa-gelecekte aynı davranışı sergileme ihtimali artar. Köpeğiniz, adını söylediğinizde yanınıza gelme ihtimali yükselir. Ya da diyelim ki bir çocuk eline bir kitap aldı ve resimlerine bakmaya başladı; siz ona "aferin" derseniz, gelecekte çocuğun aynı davranışı tekrarlama ihtimali artar.
Kısacası siz, hayvanlara veya insanlara, bir şekilde iltifat ederseniz, onların kendilerine özgü marifetler-beceriler edinmelerine katkıda bulunmuş olursunuz.
(Bu noktada şunu belirtmekte yarar var: Edimsel şartlamada, dış kaynaklı-güdümlü bir öğrenme, daha doğrusu bir "öğretme" söz konusudur. Çocuğun yaşı büyüdükçe, dışarıdan verilen geribildirimlerin-pekiştireçlerin yerini iç kaynaklı aferinler almalıdır. Örneğin bir genç, birileri ona "aferin" dediği için değil, başarmaktan haz duyduğu için çalışmalıdır. Ancak çocuklar büyüdüklerinde, dışarıdan verilen aferinler, azalarak da olsa devam etmelidir. Yetişkinlerin de, ara ara da olsa aferine ihtiyaçları vardır.)
Marifet iltifata tabidir sözü, geleneksel kültürümüzün sezgi gücünü sergiliyor. Gerçi somut-soyut (yani yiyecek vererek veya överek) iltifat etmek, beceri geliştirmede tek yol değildir. İnsanlar hatta hayvanlar, model alma veya keşfetme yoluyla da öğrenirler. Ancak pekiştireç verme-iltifat etme de öğretmede önemli bir yoldur.
Okulda aferin, evlilikte iltifatın her türlüsü, işyerinde para-övgü, sokakta teşekkür, insanların gelişmelerine, mutlu olmalarına yol açar.
Benim ülkem ne zaman ki
Resim, müzik, beden eğitimi öğretmenlerinin
Kapısında kuyruk olacak,
Biz o zaman resimde, müzikte, sporda ve
Bunların etkisiyle bilimde daha başarılı olacağız.
Bilime, sanata, spora iltifat
Kişiler iltifat yoluyla gelişebilirler; aynı zamanda çevrelerine iltifat ederek veya etmeyerek çevrelerini şekillendirirler. İbn-i Sina "Bilim ve sanat iltifat görmediği ülkeyi terk eder" demiş.
Eğer bilime, sanata iltifat ederseniz bunları geliştirirsiniz. Doğaya iltifat ederseniz, doğal yaşamı korursunuz. Ava iltifat ederseniz, doğal yaşamı zedeleyebilirsiniz.
Spora iltifat ederseniz sporu geliştirirsiniz. Gördüğüm kadarıyla toplum olarak spora yeni yeni iltifat etmeye başladık. Ben ilkokuldayken, resim, müzik, beden eğitimi derslerinde çoğunlukla matematik yapardık. Günümüzde artık böyle değil, resim dersinde resim yapılıyor. Ancak yine de toplumca, futbol dışındaki sporlara yeterince ilgi göstermediğimizi düşünüyorum. Halen okullarımızda veli-öğretmen görüşmelerinde fizik, matematik öğretmenlerinin kapısında kuyruklar oluşuyor da, ne hikmetse resim, müzik öğretmenlerinin kapılarında kuyruklar oluşmuyor...
********************
"WEISMAN VE KIZILYUZ"

Yakın Doğu Üniversitesi Sahne Sanatları Fakültesi Tiyatro Kulübü, bu eğitim yılının ilk oyununu sahneliyor. G.Tabori'nin yazdığı "Weisman ve Kızılyüz" adlı oyun 12 Nisan Perşembe akşamı saat 20:30'da Yakın Doğu Üniversitesi AKKM'de sahnelenecek.
Issız bir dağ başında yolunu kaybeden bir Yahudi ile Westerin filmlerinden figüran rollerine çıkan bir "Kızılderili" arasındaki çatışmayı "Ahlaki bir maç"a dönüştürerek ele alan oyun; kara mizah ile trajik olanı, yer yer acıtan bir gerçeklik ile, yer yer de grotesk bir biçimde ele almaktadır.
Tarih boyunca evrimleşen ırkçılığın ve soykırımın dramını, kara komedinin çarpıcı etkisi ile yansıtmaya çalışan deneysel bir çalışma.
Yönetmenliğini İbrahim Altıok (Sahne Sanatları Fakültesi Öğr. Gör.)'un
Sanat danışmanlığını Yrd.doç.Zerrin Akdenizli (Sahne Sanatları Fakültesi Öğr. Gör.)'nin yaptığı;
Yönetmen yardımcılıklarını Özlem Özkaram (K T Devlet Tiyatroları) ve Nergül Tuncay (K T D T);
Reji Asistanlıklarını ise Feride Sarıdaş (Sahne Sanatları Dramatik Yazarlık ikinci sınıf)
Akile Kıvanç Rıza (Sahne Sanatları Dramatik Yazarlık ikinci sınıf) yaptılar.
Oyuncular:
Alkım Seven (Tiyatro Kulübü)
Orkun Avcı (Tiyatro Kulübü)
Dilek Yıldızbaş (Tiyatro Kulübü)
Murat Ölmez (Tiyatro Kulübü)
Hayriye Gerçiler (Tiyatro Kulübü)
**************
Sevdalar siparişle gelmiyor
Bir vitrin camından da seçilmiyor
Gelip bir yerlerden
Yerleşiveriyor yüreklere
Bir daha gitmiyor
S.S.
|