|
Saatli maarif
Yalnızlık ve yeşeren düşünceler...
“Yalnızlık; ne sakat bir ruh hali, ne de insalık kuralları dışı bir hissediştir.
Yalnızlık; bir ruh asaletidir.
Yalnızlık; öyle bir kristal yuvarlaktır ki, zaman zaman her insan bu yuvarlağın içine girmiş, kendi kendini yine kendi süzgeci içinden geçirmiştir.
İnsanlar, tüm hayatları boyunca sayısız defalar, toplumun içine, hatta olayların kahramanı oldukları zaman bile, kendi kendilerini yalnız hissetmişlerdir.
Büyük insanları büyük yapan yalnızlıktır.
Peygamberler de zaman zaman yalnızlıklara dönüp, orada Tanrılarını bvulmuş, insanları daha iyiye, daha güzele ve daha büyük gaye ve faziletlere yöneltmişlerdir.
Yalnızlığın sonsuz aydınlığından korkmayın.
Yalnızlığınızda ruhunuzu arıtın, düşünce ve hedeflerinizi, yalnızlığın berrak sularında yıkayın.”
Yukarıdaki yazıyı yıllar önce hep severek okuduğum, olmazsa olmazlarım arasında evimde bulundurduğum çocukluk alışkanlıklarımdan “Saatli Maarif Takvimi”nin 18 Ocak, 1998 tarihli yaprağından almış ve not defterime kaydetmiştim. O yıllarda kendimi çok çok yalnız hissederken, işte bu yazı bana yaşama gücü vermiş ve yalnızlıktan yakınmayı bırakmıştım.
Yazıda da belirtildiği gibi yalnızlık, gerçekten bir ruh asaletidir bence de...
Yalnız kalan insan, kendi kendiyle daha bir samimi, daha bir dürüstçe hesaplaşabilir.
Kendinizi dupduru bir su gibi hissedersiniz yalnız kalınca...
Sizi üzecek, sizi yerecek, hatta sizi sevecek birisi yoktur yanınızda. Tüm bu duyguları teke tek yaşatmak size kalmıştır. Seçim sizindir...
Ben anıların kadınıyım anılarla yaşayan
Öyle güzel, öyle renkli ki onlar,
Yaşarım ancak, anlatamam...
Rüzgar eser, konuşurum onunla
Yağmur sonrası toprak kokusu
Ağlatır beni coşkumdan...
Ben anıların kadınıyım,
Nankör değilim, yaşadıklarımı unutmam...
Gözlerim bakar, dalar da bazen,
Geçmişi görür, bu günü tanımaz...
Denizler, çakıl taşları,
Şıkır şıkır şarkı söyler düne dair
Sıcak kumların koynunda...
Ben anıların kadınıyım, gülmeyin bana
Alafrangadan anlamam.
Öylesine dopdolu ki yüreğim dünle,
Öyle sıcak sevgiler yaşadım ki,
Bir ömür yetecek bana...
Ben anıların kadınıyım
Yalnızlığım yoldaştır bana...
****************
Pandora Mitoloji...
Pandora (ümit)...
Bir zamanlar sadece erkeklerden oluşan insanlar varmış. Zamanla kendilerini Tanrılar kadar mutlu, kuvvetli ve zeki görmeye başlamışlar. Buna kızan Tanrılar Tanrısı Zeus, Hephaistos’a bir kadın yaratmasını emredince, Hephaistos Pandora’yı yaratmış.
Tanrı ve Tanrıçalar, onu süslemek için armağanlar sunmuşlar. Zeus ise asla açmamasını öğütleyerek, kapalı bir kutu armağan etmiş ve onu Ephimetheus’a göndermiş. Prometheus, tüm uyarılarına rağmen, kardeşi Ephimetheus’un bu hediyeyi kabul etmesini engelleyememiş.
Zaman geçmiş; Zeus’un emrini unutan Pandora kutuyu açınca, içinden hastalık, keder, ıstırap, yalan, şehvet gibi kötülükler, her yere dağılmış. Pandora korkuyla kutuyu kapatınca, “ümit” kutunun içinde kalmış.
İşte bu sayede insanlar, bugün de kötülüklere karşı koymak cesaretini, gücünü, ümidini buluyorlar içlerinde.
*************
Akşam
Akşam rüyası
Her akşam
Tatlı sesin gelir kulaklarıma,
Çıldırtan kokun...
Gözlerim gözlerinde,
Ellerim ellerinde
Gönlüm gönlüne tutsak
Öylece kalakalırım...
s.s.
|