|
Yeni yetişen bir ressam ustasına sorar: 'Resmime ne zaman bitmiş gözüyle bakmalıyım?' Ustanın yanıtı şöyledir: 'Karşısına geçip de, şaşkınlıkla: 'Bunu ben mi yaptım!' dediğin zaman...'
BEN DE AŞKIN YALANCISIYIM
Artık şarkılar adamayacağım kuşlara
Adamakıllı yağmur kokmayacağım
Boydan boya kırlara uzanıp
Bedenimi saklayacak kadar büyüyen yeşilliklerin arasında
Bir çiçeği kıskandırmaya çalışmayacağım
Bana küsme bahar
Ben de aşkın yalancısıyım
Büyümüş de küçülmüş bir çocuk gibi
Boyumdan büyük laflar etmeyeceğim
Hissettiğimden daha vurgulu cümlelerle öpüşüp koklaşmayacağım
Akşam vakti kapıyı çıkıp
karanlıkta volta atmaya cüret etmeyeceğim dizelerin arasında
yazmayacağım işte
bana küsme şiir
ben de aşkın yalancısıyım
duymamazlıktan gelmek yok artık vapur düdüklerini
kalkan otobüslere başkası gibi bakmak
vapurların yabancısı olmak yok
kompartımandaki en kaçak yolcu benim muhakkak
kim vurduya gitti yine burada kalmak
kalamayacağım yine
sabahlarını kapılarda karşılamayacağım
ılıkça bir meltemin yüzüme dokunmasını kaldıramayacağım
kendimi yalnızlıkla kandıracağım
bana küsme şehir gidersem,
ben de aşkın yalancısıyım
Beste SAKALLI
*************
YALNIZLIĞIN İPTALİ YASASI
Yalnızlığın yasası çıksa
Bilmem kaçıncı maddenin kaçıncı fıkrasına göre
Yasaklansa yalnızlık
Bir gülün begonyanın yanına ekilmesi yasası çıksa mesela
Bir çamın dutun dibine ekilmesi tartışılsa mecliste
Diyorum ki yasaklansa yalnızlık
Deniz martılar olmadan dalgalanamasa
Martılar başka bir martıyı koluna takmadıktan sonra uçamasa
Birileri birilerinin gözlerine bakmadan şarkılar çağıramasa
Gözler ve şarkılar buluşmadıktan sonra ikisi de konuşamasa
Yasası çıksa yalnızlığın diyorum
Bir ömrün aşksız geçmesi yasaklansa
Sevgiliyi öpmeden geçen her gün cezalandırılsa
Bir adam yalnız gezemese
Bir kadın yalnız uyuyamasa
Hayata damsız girilmese
Yasaklansa yalnızlık
Bu ömre yasaklansa
Beste SAKALLI
*********************
DOĞU AKDENİZ KOLEJİ- ŞİİR DİNLETİSİ
Şiirin konuşulduğu her geceyi seviyorum ben. Yaşamın tortularını üzerimizden bir yorgan gibi çekip alan ve bizi çırılçıplak bırak şiir gecelerini...Seslerinden aşk, seslerinden sevda, seslerinden heyecan dokunan gençleri izlemek, büyülü elleriyle konuşturdukları müzikleri dinlemek, ruhlarıyla sahneye çizdikleri danslarını seyretmenin mutluluğunu bana hiçbir şey veremez..
Hulusi Yahi, Serpil Sarı, Şerife Erüreten, Derya Özmillet ve Sinem Tumburi'nin sorumluluğunda yine şiiri konuşturdu gençler. Yine içimizi konuşturdular geçen Cuma akşamı. Benim, Orhan Veli'nin Nazım Hikmet'in, Murathan Mungan'ın Arif Nihat Asya'nın, Aziz Nesin'nin, İlhan Berk'in şiirlerini seslendirdiler. Nasıl çarptı yüreğim dinlerken! Nasıl coştu!
Artsın okullarda ne olur böyle faaliyetler, çocuklarımızı şiirler okurken görelim, gençlerimizin ellerinde bembeyaz kağıtlar olsun sigara paketleri yerine, dillerinde Türkçe'nin en zarif sözcükleri... Aşkın güzelliğini, dostluğun anlamını, barışın ne demek olduğunu en güzel konuşandan dinlesinler, şiirden....Çünkü onlar da çok yakında büyüyecekler.Onlar da bir sonraki nesilden beklemesinler bizler gibi.
Hep konuşulur ve yazılır okuyucu ve yazar arasındaki ilişki. Hep tartışılır.Bir eserin öznelliğinin üzerinde durulur sıkça, yazan kişinin yaşamını yansıtışı merak konusudur genelde. Halbuki hiçbiri değildir sonuçta. Sanatın her alanında, okuyucusuz, seyircisiz hiçbir eser tamamlanamaz.Ve hangi duygularla hangi hislerle yazılmış olursa olsun,okuyucusunun ve seyircisinin yaşamıyla ve gözüyle tanımlanır ve algılanır günün sonunda.Yazar kendi hikayesini yazmışsa bile, eser okuyanının ya da seyircisinin verdiği şekille son halini alır.Bu yüzden her okunan her yazının, şiirin, bakılan resmin herkeste farklı bir parmak izi olur.Başka bir kimliği, adının çok ötesinde bir ismi olur.Jean-Paul Sartre'nin 'Edebiyat Nedir' adlı kitabında bunu şöyle tanımlar: Sözcükler, duyduklarımızı kışkırtmak ve sonra onları bize doğru yansıtmak üzere kurulmuş birer tuzak gibidir oradadırlar, her sözcük bir aşkınlık yoludur, duygulanımlarımızı alevlendirir, adlandırır,düşsel bir kişiye yükler,bu kişi de onları bizim yerimize yaşar. Sözcük bu tutkulara birer amaç, birer görünge, bir ufuk kazandırır. Böylece okuyucu için her şey yapılmayı beklemektedir. Yapıt ancak onun yetenekleri ölçüsünde vardır.
|