|
Malumunuz piyasalar yine allak bullak. 2007 Temmuz ayında ABD'de patlak veren konut kredilendirme krizi ne yazık ki derinleşerek devam ediyor. Bırakın krizin patlak verdiği ilk günleri, bugün bile hala krizin derinliği, dalgalanmanın nerede duracağı kestirilemiyor.
İşin kötü yanı, bankacılık ve finans sektöründe yaşanan parasal olarak tanımlayabileceğimiz bu sorun, sırf para veya likidite sorunu olmaktan çıkmış reel ekonomik sorun haline dönüşmüştür. Bir başka deyişle artık sorun üretim, işsizlik ve toplamda ekonomik büyüme sorunu olmuştur.
İşte beni de en fazla tedirgin eden budur. ABD imalat sanayi endeksinin düşük çıkması ve tarım dışı işsizliğin çiftelenerek aylık 150 binleri aşması, piyasalara çok olumsuz sinyaller vermiş oldu. ABD merkez bankasının resesyon riskinin artması öngörüsü, ABD bankaları bilançolarındaki problemli varlıkları ayıklamak için hazırlanan 700 milyarlık kurtarma paketinin bile fazla etkili olmamasına neden oldu. Bu sorun ne yazık ki küreselleşerek, ülkelerin büyüme ile ilgili beklentilerini aşağıya doğru revize etmelerine neden olmuştur. Türkiye de büyüme rakamını aşağıya doğru çekmiştir.
Ekonomide, parasal sorun veya bankacılık sektöründeki arızalar her zaman daha kolay halledilebilir. Fakat üretimin gerilemesi, issizliğin artması ve toplamda büyümenin durağan veya negatif olması, sorunun çözümünün çok daha zahmetli olmasına ve zaman almasına neden olmaktadır. Hele gelişmekte olan piyasalarda resesyonun bankacılık krizi ile birlikte yaşanması çok tehlikeli ve kısa sürede atlatılması kolay olmayacak bir süreçtir.
Küreselleşme sürecine uyum sağlama ve bu sürece dahil olmanın faydaları olduğu gibi zaman zaman zararları da olacaktır. Bu kaçınılmazdır. Bugün dünyada yaşanan da budur. Bu bağlamda hiç kuşkusuz uluslar arası sermayeden faydalanan ve dış dünyaya mal ve hizmet satan Türkiye ekonomisi de bu global sorundan nasibini alacaktır.
Yalnız, Türkiye'nin 2000'li yıllarda yaşadığı bankacılık krizi sonrasında gerçekleştirdiği reformlar ve zayıf bankaların piyasadan ayıklanması, piyasa için önemli bir avantajdır. Aslında Temmuzdan beri küreselleşen finansal krizden TC bankacılık sektörünün etkilenmemesi bizlere bu sektörün güçlü olduğunu göstermektedir. Artık YTL çok daha az kırılgan bir para haline gelmiştir. TC merkez bankası kredi piyasasında oluşacak sorunlara müdahale etmek için hazır beklemekte; hatta dün (Perşembe) piyasalarda döviz akışkanlığını kolaylaştırmak için aracılık faaliyetlerine bile başlamıştır. Rezervler 80 milyar dolar. Kısacası, TC bankacılık ve finans sektöründe küresel kriz fazla derinleşmediği takdirde sorun çıkması beklenmemektedir.
Beni daha fazla tedirgin eden mesele üretim meselesidir. Global finansal kriz, Türkiye'nin üretimini vurdu. Ağustos ayında sanayi üretimi bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 4 düştü. Yapılan açıklamaya göre üretimde son 31 ayın en kötü performansı yaşandı. Bu gelişme işsizliğin artması ve hane halkının özellikle 2000'li yıllardan sonra artan tüketim harcamaları için yüklendiği borçları daha zor ödeyebileceği, kredi kartlarının ay sonu ödenememesi anlamına gelir. Türkiye'de zaten durağan olan ekonomik büyüme, mal ve hizmet sattığı ülkelerdeki bu olumsuz gelişmeler ile büyümenin aşağıya doğru olma riskini fazlasıyla artırmıştır.
Bu küresel krizi kısaca KKTC açısından da değerlendirecek olursak, en büyük ticari partneri durumunda olan başta Türkiye'nin ve sonrasında AB'nin ekonomik durumunun kötüye gitmesi hiç kuşkusuz bizleri de olumsuz etkileyecektir. Zaten 2006 yılı sonlarından beridir durağanlaşan KKTC ekonomisi, özellikle Türkiye'nin hane halkının gelirlerinin azalması ve KKTC'ye olan talebinin azalmasıyla olumsuz etkilenecektir. Bunun da özellikle turizm ve diğer sattığımız hizmetlerde hissedilmesi beklenmektedir.
Bankalarımızın aktiflerinin küresel sermayeden direk olarak yararlanmamasından dolayı KKTC bankacılık sektörü için bir avantajlı durum söz konusudur. Yalnız piyasada yaşanmakta olan nakit sıkıntısı iç veya dış talepte kısa vadede bir genişleme beklenmediği için derinleşerek devam edecek gibi görünüyor. Azalan yabancı sermaye akımı daha da azalacak. Bunun yanında özellikle borçlanarak gerek gündelik gerekse yatırımlarını gerçekleştiren işletmelerin finansman maliyetleri artacaktır. Bu arada yatırım yapmayı planlayan işletmeler, durum değerlendirmesi yapabilmek için yatırımlarını erteleyebilecektir.
Kısacası durağan olan ve belli iç ve dış dinamiklerle büyümeye geçmeyi bekleyen KKTC ekonomisi, yaşanan bu olumsuz dış gelişmelerle kısa vadede şansını yitirmiş gibi görünmektedir. Bu aşamada bizler dış gelişmelere müdahale edemeyeceğimize göre, iç dinamiklere yoğunlaşıp politikalar geliştirmeye bakmamız gerekir. En azından kendi yağımızla kendi etimizi nasıl kavurabiliriz buna bakmalıyız. Bunları da gelecek yazımda sizlerle paylaşmaya çalışacağım.
|