|
Çocuklara yönelik cinsel istismar vakalarının ülkemizdeki hızlı artışının kederini ve şaşkınlığını yaşarken; gazetelere yansıyan para karşılığı bedenlerini pazarlayan erkek çocuklar haberleri ile sarsıldık.
Şiddetin her türlüsüne karşı çıkarken; için için kanayan bu yaraları fark edemedik. Sosyo-ekonomik çöküntünün habercisi olan bu cinsel çözülmelere karşı hazırlıksız yakalandık.
Hazırlıksız olmaktan ziyade, belki de bizde olmaz böyle şeyler ninnisine sığındık.
Ülkedeki bu değişime ayak uydurmak veya alışmak aklı başında hiçbir vatandaşın kabul sınırları içinde olamaz. Hepimiz, el ele vererek, toplumsal kurum ve imkânlarımızla bu ayıbı temizlemeye başlamalıyız. İnsanoğlunun doğumu ile cinsel gelişimi başlar. Cinsellik, yaşamın her döneminde yeri olan bir süreç özelliği taşır. Bundan dolayı da, öncelikle aileye görev düşer. Çocuktur, anlamaz anlayışı, çocukların olan bitenden etkilenmesini engellemez. Erkek çocuğudur, öğrensin yanlışı da öyle. Aksine; hazır olmadıkları bilgileri alan ya da zamansız cinsel tecrübeler yaşayan çocukların, pek çok olumsuz etkiye maruz kaldıkları bilinen bir gerçektir.
Televizyonun etkileme gücünün hepimiz farkındayız. Bu etkinin olumlu yönde olmasında en önemli görev kuşkusuz anne babaya düşmektedir. Ana okul çağındaki çocuklar bile, ne yazık, televizyon karşısında geçirdikleri zaman içerisinde pek çok zararlı mesajın saldırısına maruz kalmaktadır. Filmler, çizgi filimler, reklâmlar cinsellikle ilgili zararlı tohumları; bu taze beyinlere ekmekte ve toplumdaki bazı çözülmeler sonucunda da, daha ergenlik çağında yanlış, zamansız cinsel gi-rişimlerin tuzağına düşmektedirler. Televizyon ve medya iletilerinde cinselliğin, eş cinselliğin satış aracı olduğu, kadının güzel olması gerektiği, erkeğin para ve güç sahibi olduğunda cinselliği satın alabileceği sıkça vurgulanmaktadır.
Okul çağının başlamasına değin geçen sürede, aile çocuğuna cinsel gelişimine uygun eğitimi vermek zorundadır. Bu eğitim içinde özellikle yer tutan ise; çocuğun kendi bedenine sahip çıkmasını, kendi bedenini korumasını ve sevmesini sağlayan anlayışı benimsetmektir. Bu uzun soluklu bir eğitimdir ve erken çocukluk yaşlarından itibaren verilmelidir. Çocuğun sorduğu sorulara, doğru cevaplar verilmelidir. Cinsel bölgelere yönelik soruları, vücudun diğer bölgelerini algıladıkları doğallıkta cevaplandırmalıdırlar. Mümkün olduğunca bilimsel sözcükleri kullanarak, argo sözcük ve açıklamalardan kaçınılmalıdır. Çocuğun kendini keşfetme sürecinde, cinselliğinin farkındalığını kazanmasına fırsat verilmelidir. Ayıptır, günahtır yorumlarından kaçınılmalı ve benim bedenim algısının yerleşmesine imkân verilmelidir. Bu, aynı zamanda başkalarının bedeninin başkalarına ait olduğunu kavramasına da yardımcı olacaktır. Cinsler arasındaki farkları öğrenmesinde çocuğa bir ayrıcalık yaratacak olan bu yaklaşım; onu istismar ve tacize karşı koruyacak etkili bir yöntemdir.
Bedenine sahip çıkmayı öğrenen çocuk, ondan istenilenlere hayır diyebilecek ve bunu yakınlarına anlatabilecek bir çocuktur. Bu da yaşayabileceği her türlü istismara karşı; bilinçlenmesiyle, eğitilmesiyle mümkün olur.
|