|
Fizik-kozmik zaman aynı zamandır. Geçmiş, şimdi, gelecek zaman deyişimiz; dün, bugün, yarın diye söz edişimiz yalnızca anlaşmak içindir. Bütün bunlar soyut olan zamanın elbette umurunda olamaz. Bizse kalkıyoruz insanlardan yakınacağımızda "zaman değişti" diyerek onun günahını alıyoruz.
Bütün bunların usuma nereden takılıverdiğini ne kadar düşünseniz bulamazsınız. Bunu bana felsefeci oluşum değil kiralık ev/daire arayan Mehmet Garipoğlu'nun bölük pörçük öyküsü anımsatıverdi. İkide bir aynı konuda dediğini "Dün dündür, bugün bugündür." Düşünüş biçimiyle değiştiren herhangi bir politikacının söylediklerini dinleyeceğinize bu öyküyü okursanız kiralık ev arayanlardan birisinin, Mehmet Garipoğlu'nun başından geçenleri anlattığım için onu azıcık da olsa memnun edeceğinizi sanıyorum. Uzun süreden beri kiralık ev ya da dairesi olanların çoğu bu mülklerini kiralarken kirayı isterlin olarak istiyorlar. Mehmet Garipoğlu şimdi olduğunca bundan çok önce kiralık ev arıyordu. O zaman, "emlak alıp satan" kimse olmasına karşın burada "ev kiralayan kişi" de olan bir emlakçiyi aradı. Telefonu ilk çevirmede alabildi. "Günaydın"ların ardından:
- "Kiralık eviniz var mı?" diye sordu.
- "Var." dedi emlakçi.
- "Hangi semtlerde ve kiraları ne kadardır?"
Semtleri birce birce söylerken aylık kiraları isterlin (*)olarak söylemeğe başladı. Arada peşinat meşinattan söz etmeği unutmuyordu. Para tutarını, İngiltere'de yaşıyormuş gibi, isterlin olarak söylüyordu. Konuşmasını
telefon ücretini Garipoğlu ödeyeceğinden daha çok uzatmayıp sözünü kesti:
- "İsterlin yerine peseta versem olmaz mı?" diye sordu.
Almaçtan, kısa süren sessizlikten, telefonun öteki ucundaki adamın bugüne dek hiç duymadığı bu soru karşısında durakladığını anladı. Emlakçi şaşırdığını belirten sesle:
- "Anlamadım." dedi, "O da ne?"
İçinden "Bu nasıl emlakçi?" diye geçirdi, "Pesetanın ne olduğunu bilmiyor?"
- "Ben," dedi ona, "İspanya Elçiliği'nde çalışıyorum. Bana İspanyol parası ödüyorlar. Ev ya da daire sahibine kirayı bundan ötürü İspanya'nın kullandığı, bana verilen parayla ödemek istiyorum. Peseta da döviz değil mi? Ne dersiniz, olmaz mı?"
Telefonun öteki ucundaki sesten öfkeli olduğunu açık seçik anladığı emlakçi:
- "Benimle" dedi, "alay mı ediyorsunuz?"
- "Yok bayım!" dedi Garipoğlu, "Asıl siz benimle alay etmektesiniz. Tüm kamu görevlileri Türk parası ödenirken onlardan kira tutarı olarak isterlin ya da dolar istemeniz niye?"
Bunu deyip "İyi günler!"i de ekledi; kimi kurumlarda aylıkların dolar bazında ödendiği, üniversitelerin kayıt ücretlerini okul harçlarıyla ve her türlü hizmetin karşılığını dolarla aldığını söylemesine fırsat vermemek, sabahın erken saatlerinde emlakçiden sövme işitmemek için telefonu kapatıverdi.
Bu çok öncelerdeydi. Şimdi ortaya bir de Avrupa Birliği çıktı. İspanya, Avrupa Birliği ülkelerinden olduğuna göre, belki de peseta yerine 'euro' kullanmaktadır. Yoksa Karmenlerin, matadorların ülkesi; İngiliz gibi inatçılığı tutarak İngiltere'nin isterlini kullanmaktan vazgeçmediğince, kendi parasını kullanmağa devam mı ediyor? Doğrusu bilmiyorum. Siz bunu bilmeyişimi, bilisizliğime, çoğunuzun anlayacağı dille cahilliğime, bağışlayınız.
Aradan beş, altı, yoksa yedi yıl mı geçti; Garipoğlu anımsamadığına göre ben de bilemiyorum. Hani olumsuz ya da olumlu olgularda "zaman değişti" diyorlar ya! Yok yahu! Zamanın değiştiği olsa olsa hikâye mingavli. Zaman değişseydi eğer; ülkemizde kullanılan para da değişirdi. Hükümet edenler ev kiralarının isterlin üzerinden istenmesi, alınmasının önüne geçiverir ya da isterlinin habire yükselişine karşı köklü bir çare bulurlardı.
Şimdi, bunları okuyan okurlarımdan birisinin şöyle dediğini duyar gibiyim:
- "A beyim! Bu Garipoğlu, dairelerle evlerin isterlin üzerinden satıldığını bilmiyor; gazetelerde çarşaf çarşaf reklamları görmüyor mu? Önde şu kadar isterlin, aylık olarak da şu miktarda ödeyecek ve bilmem kaç ay sonra daireyi teslim alacak, ardından habire kira öder gibi aylarca bilmem ne kadar isterlin vereceksiniz. Yahu önde verdiğiniz parayla daireye yerleşeceğiniz güne dek ödediklerinizle daireyi satan sizden parasını belki de fazlasıyla almaktadır. Garipoğlu; bunlar yanında birçok dükkânda satılan eşyanın dolar üzerinden satılışına ne diyor?"
Ben ne diyebilirim a okurum! Bunu bana değil Mehmet Garipoğlu'na söylediğinize göre yanıtını benden değil ondan beklesenize! Hükümetin ilgili birimleri evlerini, dairelerini isterlinle kiralayanlarla satanlardan vergiyi isterlinle alıyor ya! Dolarla satışı yapılan malların katma değer vergileri isterlin, dolar üzerinden alınmıyor mu? Yurttaş isterlin ya da dolarla satın aldığı tüketim maddelerinden payına düşen KDV'yi geri almak için formayı isterlin/dolar olarak doldurup KDV'yi döviz olarak almıyor mu? Dahası kimi üniversitelerle kurumlarda aylıklarını dolar üzerinden alanlar gelir vergilerini dolar olarak ödediklerine göre ne diye böyle şikâyet edercesine mırıldanıp duruyorum.
Şaka bir yana Mehmet Garipoğlu'nun şimdilerde yine kiralık ev aradığını biliyorum. Dar gelirli, ortadirekten olan adamcağız nereye baksa, kime sorsa karşısına şu ya da bu kadar isterlin kira isteyen çıkıyor. Geçenlerde kiralık ev aradığını söylediği birisi bir ad söyleyip onun kiralık evleri olduğunu dedi. Oysa "Evi" değil "evleri" demesine, şaştı. Son zamanlarda insanlarımız ne de çok şaşırıyor hatta şaşırtıyor. Sakın "çok şaşırmak"la "çok şaşırtmak" ruhsal hastalık, bozukluk olmasın? Bendeniz her ne kadar pısikoloji öğrenimi gördüysem de böyle bir hastalığın olduğunu anımsamıyor, bilmiyorum. Lisedeyken öğrencim olan Mehmet Yağlı'ya telefon edip sorsanız a! Yoksa telefon edip sormamı mı beklemektesiniz? Bunca işi arasında Mehmet Yağlı'yı rahatsız edemem. Çok istiyorsanız siz telefon ediniz. Hatta Mehmet Yağlı'ya bunu, çıktığı herhangi bir televizyon izlencesinde arayıp sorabilirsiniz. Bu izlencelerde soru saçma da olsa sormak nasılsa moda oldu. Hatta soruyu sormadan veya sorduktan sonra en yakınlarınıza selamlarınızı gönderebilirsiniz? Yine paşa gönlünüz bilir.
Sözü niye uzatıyorum allahaşkına? Evleri olan ol kişinin dediğine dönelim. Daire sahibesi:
- "Garipoğlu" demiş, "bu daireyi kiralayamaz."
Kira tutarını söylememiş mübarek! Niye söylesin? Yüzde yüz değil yüzde beş yüz usuna estiğince saptadığı kira asgari yani Türkçesiyle en az ücretin hayli üzerindeydi.
Gazetelerdeki kiralık ev ya da daire duyurularına bakıldığında kimisinde aileye, kimisindeyse öğrenciye kiralanmak istendiği görülmektedir; evlerini öğrencilere kiralamak isteyenler onları çok sevdiklerinden değil aileye kiraladıklarından daha fazla para alacaklarındandır. Bir evi/daireyi aileye verdiklerinde 200/300 isterlin alacakları yerde oraya 6 öğrenci koysalar her birinden yüzer isterlin alsalar toplam 6 yüz isterlin etmez mi? Al sana asgari ücretin çok üzerinde bir gelir. Daire sahibi/sahibesi bu parayla başka daire satın alamaz mı? Aldığı aylığın yarısını daire peşinatı ödemek için bankadan aldığı paraya, diğer yarısınıysa dairenin taksitine verse bir süre sonra parası ödenmiş, koçanı teslim alınmış dairesi olacaktır.
Siz de olsanız herhalde aynı şekilde davranırdınız? İki, üç, misli aylık almak varken evinizi ya da dairenizi asgari ücretten, tanıdığınız da olsa, ona az paraya kiralar mıydınız? Ne olur içinizden birisi:
- "Evet kiralardım." desin, desin de her şeyin çıkara dayanmadığını anlayıvererek, bu bozuk düzende yaşamağa mahkum dar gelirlilerle birlikte züğürt tesellisi kabilinden hem Mehmet Garipoğlu hem de şimdilerde onunla ama onun haberi olmadan kiralık ev/daire arayan diğer vatandaşlar rahatlayıversin.
(*) Redhouse Yeni Türkçe İngilizce Sözlük ve İbrahim Alaettin Gövsa'nın Yeni Talebe Lügati'nde sözcük "sterlin" değil "isterlin" olarak yazılmaktadır.
Kıbrıs'ta Aasurlular
İ. Ö. VIII. yüzyılda Kıbrıs, dıştan gelen kavimler tarafından sömürgeleştirilirken Asur, Aramkaraim (Mezopotamya)'de üstünlük kurup Babil'i aldı; dahası gücünü Akdeniz'de de göstermeğe başladı. Savaşçı bir ulus olan Asurluların askeri alanda demirden yararlanan bir toplum olduğu bilinmektedir. Kask, zırh, kalkanların yapımında daha dayanıklı olan tuncu; bir kişinin sürücülük yaptığı, iki yanında bir savaşçıyla okçunun bulunduğu, atlar tarafında çekilen savaş arabaları kullanmaktaydılar. Asur ordusunda 'hafif', 'ağır' olmak üzere iki tür piyadeye ek olarak İ.Ö. 800 yıllarına doğru süvariler ön plana geçti. Bu orduyla zaptettikleri ülkelerden zenginlikle güç kazanan Asur'da İ.Ö. 722'de tahta geçen II. Sargon ("Sargon adı, sözü geçen ıralın asıl adı değildi; bu gayri meşru kralın II. Sargon adını alması, mağlup Babillilere 2000 yıl önce Akad İmparatorluğu'nu kurmuş olan I. Sargon'u hatırlatarak onların gururunu okşamak içindi."(H. G. Wells, Kısa Dünya Tarihi). Samaria'yı da alarak on İsrail kabilesini tutsak etti, Kıbrıs'ın yedi kralının bağlılık önerilerini benimsedi; böylece Kıbrıs, II. Sargon'a bağlandı. Asur belgelerinde Kıbrıs'tan Yatnana ya da yalnızca Ya diye söz edilmektedir. Kitium bölgesinde bulunan kuneiform yazılı II. Sargon'a ait bir istel Kıbrıs'ın Asur'a bağlanmasını belgelemektedir. Bu istelde bir antlaşmanın yapıldığı belirtilmektedir.
Kıbrıs, bu antlaşmayla İ.Ö. 709 yılında Asur'a vergi vermeğe başladı.
II. Sargon'dan sonraki dönemlerdeki Asur kaynaklarında yine Kıbrıs'a ait kayıtlar bulunmaktadır.
Asur Kıralı Asarhaddon, İ.Ö. 671'de Mısır'a saldırarak Delta bölgesini, Menfis'i ele geçirdi, Yukarı Mısır'ı vergiye bağladı. Mısır işgalinden sonra yazıldığı anlaşılan Asarhaddon'un bir fermanında şunlar yazılıdır:
"Ben Hitit ülkesinin ve Nehir ötesi topraklarının kırallarını ... Ekistura, Edi'al kıralı, Damassus, Pilagura, Kitrusi kralı Kisu, Sillua kralı İtuander, Pappa kıralı Eresu, Kuri kralı Amesu, Tamesu kıralı Damusi, Kartihadestil kralı Unasagasu, Lidir kralı Basusu, Nure kralı ... denizin ortasındaki Yatnana ülkesinin on ıralını celbettim, onlara buyruklar verdim."
Tabletteki Edi'al'in İdalium; Kitrusi'nin Kythrea; Sillua'nın Salamis; Pappa'nın Pafos (Baf); Sillu'nun Soli; Kuri'nun Kurium; Tamesu'nun Tamassos olduğu genelde kabul edilmekte Kardihasti'nin Kitium; Lidir'in Lidra (eski Lefkoşa yöresi); Nure'ninse Amathus olduğu sanılmaktadır.
Belgeden anlaşıldığına göre Kıbrıs'taki kent kralları Asurlular'ın Mısır seferine katıldılardı. Mısır, Lidya Kıralı Giges'in gönderdiği orduyla bağımsızlığına kavuştu. İ.Ö. 612'de Babilliler'le Medler, Asur'a saldırarak başkentleri Ninova'yı ele geçirip imparatorluğu aralarında paylaştılar.
Kimi tarihler Kıbrıs'ta Asur egemenliğinin bu yıla yani İ.Ö. 612'ye dek sürdüğünü yazarken kimi tarihlere göreyse bu egemenlik İ.Ö. 669'da sonlandı. Nedir İ.Ö. 668'de Asurbanibal'in zamanında en yüksek düzeye ulaşan Asur Devleti'nin Kıbrıs'ı bu yılda elden çıkarması usa yakın olamaz.
Kıbrıs'ı Asur egemenliğinde İ.Ö. 709-669 yıllarında gösterenlere göre Kıbrıs İ.Ö. 669-588 yıllarında da Bağımsız Krallık yönetimindeydi. Buna karşın bu dönem üstüne yararlandığım kaynaklarda açık seçik bilgi yoktur.
Barnabas İncili'ni öğreten keşişler
Nicole Huen, 1487'de baskısı yapılan Peregrinato (Uzun Seyahat) adlı yapıtında Baffa (Eski Baf, Baf ilçesinde bugünkü Kukla'nın bulunduğu yer) kentindeki kiliselerin çok mükemmel olduğunu ve kilisenin altında mükemmel bir hapishanenin bulunduğunu dediği (Friars Minor: Aciz-Önemsiz keşişler) Aciz Keşişlerden söz etmektedir. Bu keşişler Aziz Paul ve Aziz Barnabas İncili'ni öğretmekteydiler. Hıristiyanlığı yaydıkları için özgürlükleri kısıtlandığından bir müddet hapsedildiler.
Aciz Keşişler tarikatının Paul İncili yanında Barnabas İncili'ni de öğretmiş olmalarını Pont Audemes'in Karmelit tarikatından olan Nicole Huen'in 1487'de yayımlanan Peregrinato adlı kitabından öğrenmekteyiz. İznik'te kabul edilen 4 İncil arasında olmayan Barnabas İncili'nin okutulması ya da öğretilmesi ilginçtir.
|