|
Zaman zaman yayın organlarında yılın yağışsız geçtiği, yıllardan beri Kıbrıs'ta böylesi kuraklığın görülmediği yazılmakta, söylenmektedir ya burada geçmiş yıllarda adamızda olan bazı kurak yılların kimi yazarlarca bugünlere aktarmalarına yer vermek istiyorum. Hoş sayfamı sürekli izleyenler zaman zaman böylesi yazıları okumuş olacaklardır. Nedir bilmeyenler, okumayanlar için o yazılardan kısa notlar vermek yerinde olacaktır.
İmparator Konstantin zamanı
İmparator Konstantin'in (hük. 324-337) başa geçtiği ilk yılda Kıbrıs'ta o zamana dek hiç görülmeyen bir kuraklık başladı. Kıtlık ve genel açlık yalnız Kıbrıs'ta değil komşu ülkelerde de görüldü. İmparator, Kıbrıs'taki yerli halka ürün dağıttığı halde halkın önemli bölümü ölüm derecesinde açlık getiren kıtlığın önüne geçmek için göçe zorlandı.
XIV. yüzyılda
Doualili bir ipek tüccarı olan Jacques le Saige 19 Mart 1318 yılgününde Kudüs'e hac ziyaretine başladı ve aynı yılın aralık sonlarında evine döndü. Arada Kıbrıs'a da gelen Jacques le Saige, yağmurun "All Saints'ten Candelmas'a (1 Kasım'dan 2 Şubat'a) kadar" yağdığını ve "yılın geri kalan kısımı o kadar sıcaktır ki, insanlar tarlaya gece git"tiklerini " ve sabahları çok yoğun bir çiğ oluş"tuğunu yazmaktadır. Onun gözlemlerinden bir diğeri insanların sıcaklardan dolayı tarlalarına gece gitmeleri yanı sıra hayvanların da yemek için dışarı gece çıkarılmaları oldu.
John Maundeville, seyahatlerini 1322'de gerçekleştirdi. Anılarıyla gördüklerini Voiage and Travaile adlı yapıtında 1356'da Liege'de yazdı. John Maundeville'in ilginç saptamaları arasında "Kıbrıs'taki lordlarla diğer insanların yemeklerini yerde yemek gibi alışkanlıkları" olması vardır. "Genelde hepsi evin holünde, içi döşeli, diz boyu derinlikte hendek açarlar. Yemek yiyecekleri zaman oraya giderler ve otururlar. Nedeniyse Kıbrıs'ın çok sıcak olması ve hendekte oturmanın belki de daha serinletici olmasındandır.".
J. Maundeville, önemli bayramlarda ve "yabancılar" geldiğinde, onların, yazarın ülkesi Liege'de olduğu gibi, masayla sandalye koyduklarını ama hendekte oturmağı her zaman yeğlediklerini söylemekten kendini alamamaktadır.
Kıbrıs'ı 1335 yılında ziyaret eden ve IV. Hugues'le de Lusignan huzurunda vaaz veren Augustine keşişi Jacobus de Verona, Kıbrıs'ın sıcak havasından söz edenlerden birisidir. Bu konuda şunları yazmaktadır:
"Bir de bu adada hava sıcaklığı o derecededir ki, yazın, insanlar güçlükle yaşamaktadırlar. Hiç kimse evinden dışarıya gece olmadan çıkamamakta, sabah, gün ışıdıktan sonraki üçüncü saate kadar ya da gece duasından sonra çıkabilmektedirler. Ben neredeyse o sıcaktan öldüm."
XV. yüzyılda
1418'de De Caumont "Bilinmelidir ki burası çok sıcak bir ülkedir ve halkı, yakıcı güneşten dolayı gece haricinde, gündüzün yola çıkmazlar ve yabancılar da nadiren, uzun bir müddet sağlıklı kalırlar." diye yazmaktadır.
Ermeni Kilisesi arşivinde bulunduğu yazılan Başrahip Gırikor (Levoun'un oğulu Gregor ya da Kirkor)'un yaklaşık 1547'deki elyazmalarında 1467 yılında adayı susuzluktan kırıp geçiren kuraklığa son vermek için Rumlar'la Frenkler'in (Ortodoklar'la Katolikler) dua ederek birkaç kez Lefkoşa dışına çıktıklarını ama yaptıkları yağmur dualarına karşı hiç yağmur yağmadığını yazmaktadır. Onların bu yağmur dualarından sonra Ermeniler, dışarı çıkıp yağmur duası etmeleri için Fırenkler'den izin istediler ve gruplar halinde, piskoposları, din adamları, yaşlı ve genç, erkeklerle kadınlar Lefkoşa kentinde bulunan "Ermeniler'in mucizevi kutsal haçıyla birlikte bir tören alayı oluşturdular." Yazar duadan sonra yağmur yağdığını ve bu olayın ardından tüm Hıristiyanlar'ın, "Ermeniler'in gerçek Hıristiyan ve Ortodoks olduklarını idrak ettiklerini" yazmaktadır.
XVI. yüzyılda
Jacobus de Verona'dan 28 yıl sonra yani 1563'te Kıbrıs'ta bulunduğunu bildiğimiz Pesarolu Elias, adada yağan yağmur miktarının çok az olduğunu (Buna karşılık 28 Ekim 1738'de Leymosun'a gelen ve yine Leymosun'dan 25 Aralık 1738 yılgününde ayrılan Richard Pococke'un kış boyunca yüksek tepelerin karla kaplı ve sık sık günler boyu yağmur yağdığını ve ona söylediklerine göre bazı zamanlar yağmurun 40 gün sürdüğünü; yazdığını okurun bilmesini istiyorum. Gene aynı yazar şunları da yazmaktaydı: "Ve tarihçiler, otuz altı yıl boyunca yağmur yağmadığı için Constantine zamanında adanın su eksikliği yüzünden terk edildiğini anlatmaktadırlar.") belirtmekte, sıcaklığın tüm Türk eyaletlerinkinden daha fazla olduğunu dedikten sonra "Yazın hiç kimse, sabah bir saat ve akşam üstü bir saatin dışında evinden çıkmamaktadır. Bir yerden diğerine gitmek için, at sırtında geceleyin seyahat edilmektedir. Bu sağlıklarını korumak isteyen insanların geleneğidir."
Sonraki yıllarda
Sonraki yüzyıllarda da kimi yıllarda da Kıbrıs'ta aşırı sıcaklar yanı sıra kuraklık olduğu bilinmelidir. Nedir Kıbrıs'ta yaşayanları buna bu kuraklıkla geçen yıllara karşın kuraklığa karşı gerekli ve etkin savaşımı yaptıklarını söylemek olası değildir.
Bundan sonraki yıllarda nelerin yapılacağınıysa yaşayanlar görecektir.
|