Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Gönyeli'nin feryadı
Pars ve Miroğlu anılıyor
Rum öğretmenler genelgeden memnun
Her taraf toz duman
Yanlış Maraş raporu gönderildi iddiası
Bolt şans tanımadı
Refüje çarpıp takla attı
Bariyerler durduramadı
Yeşilırmak'ta doğa tahribatı
Okul ve cami dışında din dersi verilmesi için çalışma yapılıyor
Biyologlar Derneği: Kanlıdere kurutuluyor
Tankerle su taşınmasına komşu öfkesi
Lavrov: Rusya'nın Kıbrıs sorunundaki tavrında değişiklik yok
Kötü kokular içinde, farelerle yaşamak istemiyoruz
Elektrik, yüzde 40 ucuzlamalı
Yamaç paraşütünde dünya klasmanındayız

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

Bir hikâye-i göçmen

Bener HAKERİ

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   5 Haziran 2008, Perşembe Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

1974'te Türkiye'nin anlaşmalardan doğan hakkını kullanarak yaptığı müdahale ardından Larnaka'daki kimi ilgililerin Larnaka'dan Lefkoşa'ya belirli bir kaynaktan gönderilen parayı kullanarak kuzeye insan geçirdikleri söylentisi olduğu halde, bütün başvurularına karşın bu kimseler onlarla hiç mi hiç ilgilenmedikleri yetmezmiş gibi; Larnakalı bir akrabanın evinde konuk göçmen olmalarına karşın göçmenlere yiyecek veren yardım dairesindeki ilgili de bu insanlar için bir okka fasulye ya da çocuklara bir kutu süt bile vermediler. Konuk kaldıkları binada, yerleşim yerlerindeki evlerinden ayrılmağa zorunlu kalanların hepsinin yaşamlarını sürdürmek için gerekli olan yiyeceği Dikelya askeri üssünde çalışan eşiyle ev sahibesi akrabalarınca karşılanmakta, böylece bundan söyleyemedikleri sıkıntı hatta içlerinde tuttukları ama dışlaştıramadıkları utanç içerisinde yaşamaktaydılar. Bu arada ev sahibesinin uğraşlarıyla iki kez ilk adı Pergama Türklerin verdiği nam-ı diğer adıyla Beyarmudu'na gitmeğe çalıştıkları halde başaramadılardı. Üslerden gönderilen Rum taksici, kaldıkları evi göstermelerini istediği kişiler art niyetlerinden bunu yapmadıkları ve taksiciyi polise ihbar edecekleri tehdidiyle korkutup her iki kerede arabayla kendileri kuzeye geçtilerdi. Üçüncüde üslere gidip gelen bir otobüsle anlaşan ev sahibesinin akıllıca uğraşıyla Larnaka'dan Beyarmudu'na geçebildilerdi.

Beyarmudu'nda tek gece kalan, aralarına ev sahibesinin tanıdıklarından bir ailenin de katıldığı kafile, Lefkaralı Derviş'in minibüsüyle Vadili'ye, hem aş hem de iş bulma umudunu taşıyarak, gittiler. Sonradan aralarına katılan aile bireyleri Lefkoşa'daki akrabalarından birisinin yanına gitmek için Vadili'de konaklamadan Lefkoşa'ya yollandılar. Diğerleri Vadili'de kaldı. O Vadili köyü ki güneyden gelen ve kuzeyde barınabilecekleri akrabaları olmayıp da başka köylere yerleşmeği ya da ilgililerce yerleştirilmeği bekleyen göçmenlerin kimileri için uğrak, kimilerineyse orada konaklayıp bir yere yerleştirincelerine dek bekleme yeriydi. Güneyin çeşitli yerleşim yerlerinden gelip buraya yerleşenler burada beklemekte ve ilgililerin verdiği yiyecekle günlerini gün etmekteydiler. Birçok ev boştu. Bunlar Vadili'yi terk eden Rumlar'ın bıraktıkları evlerdi. Güneyden gelen göçmenlerin boş buldukları herhangi bir eve yerleşmelerine izin veriliyordu. Kimi evlerde elektirik varken, kimileri cereyansızdı. Elektirik akımı kesik olan evlere yerleşenler gazyağıyla ışık veren yakıtını ilgililerin verdiği fitilli, fanuslu lambalarla yaşıyordu.

İki bacanak ilk gördükleri, beğendikleri hanaylı bir ev seçtiler. Çocuklu olanı hanaya yerleşirken nişanlı olan ve evlenme hazırlıklarını tamamlayamayıp göçmen durumuna düşen çift, alt kata yerleştiler. Nişanlı çiftten erkek geldiği köyün öğretmeniydi ama üniversite mezunu olduğu halde ilkokula atanması hem eksik maaşla yapılmış hem de atanırken tatilde ödenmeyeceği koşulu olduğundan şimdi işsiz birisiydi.

İlgililerden izin kağıdı alınmadan köyden çıkıp başka yere gidilemeyeceği kuralı uygulanmaktaydı. Bu kurala uyarak Lefkoşa'ya gitmek için izin kağıdını aldı.

- "Yarın" dedi, "Maarif'e uğrayıp yeniden tayin edilmem için başvuracağım."

Ertesi gün Lefkoşa'ya giderek durumu anlattığı, tanıdık da olan Maarif'teki ilgili kişi önündeki defteri tersten çevirip son sayfasına adıyla adresini yazdı.

- "Münhal ilan edilince" dedi, "başvurursun."

İşsiz olduğunu, gazete alarak izleyemeyeceğini deyip adresine bildirmelerini rica ettiyse de ha duvara söyledi ha karşısındakine! Ol kişi ne evet dedi ne de hayır.

Oradan çıkıp, sorarak öğrendiği; Leymosun'dan gelen göçmenleri yerleştirmek için Sarayönü Camisi'nin bitişiğindeki binanın alt katında sokağa bakan bir odasında kayıt yapılan yere gitti. Bir zamanlar Leymosun'daki Türk belediyesinde belediye reisi de olan kişi:

- "Sen" dedi ona, "tayinin çıktığında oraya yerleşeceksin."

Bu deyişinin aylar önce belediye reisi bulunduğu sıralarda Halkın Sesi gazetesinde yayımlanan Ayandon Mahallesi'ndeki kasaphaneyle fotoğraflı, daha fazla olumsuzlukları belirten eleştiri dolu yazısından ötürü olup olmadığını düşündüyse de bu davranışı üzerine hiçbir söz söylemedi. Oysa dediği yetmezmiş gibi bir yerlere adını olsun yazmadı, göçmenler için doldurulan bir formayı doldurmağı gereksiz saydı.

Her iki tavır alışa öfkelendiği halde oradakilere hiçbir şey demediğinin şaşkınlığı içerisinde Vadili'ye otobüsle geri dönüyorken, bir ara, özgürlüğe kavuştuklarının bedelini bu gibi insanlardan daha çok çekeceklerini düşündü. Tıpkı bundan önceki yıllarda böylelerinin toplumun kimi bireylerine birçok haksızlık yaptıklarınca yine kafaları değişmediğinden bu kişilerin borusu ötecek, haksızlıklar sürüp gidecek miydi? Daha fazla düşünmek istemedi ve Vadili'ye varıncaya dek zamanı yalınızca dışarısını, ağaçları, ovayı, manzarayı seyir ederek geçirdi.

Sonraki günlerde köyde boş durmamak için göçmenlere yiyecek dağıtan heyete, yardım etmek istediğini söyleyince kabullendiler. Dağıtımda her göçmen ailesine birer kağıt vererek aldıklarını bunlara yazmak yöntemini getirdi. Böylece kimin ne aldığı belli oluyordu. Kimileri dağıtılan bazı maddeleri, örneğin zeytini, istemiyorsa onların bu istemedikleri paylarını çocuklu ailelerin paylarına ekleyip veriyorlardı.

İlgililer köyden yeni yerleşim yerlerine gideceklere yalınızca gereksinimleri olacak en gerekli eşyayı almalarına izin vermekteydi. Buna karşın kimi gecelerde başka yerlere yerleşenlerden bir araba sağlayanlar, ya da arabası olanlar yakalanabileceklerine hiç mi hiç aldırmadan, yükte hafif pahada ağır ya da değerli kimi eşyayı ganimetleyip götürmekteydi. Böylelerine halk; esas ganimetçileri henüz görmediği, ganimet konusunda olup bitenleri kavrayamadığı için "ganimetçi" adını taktıydı. Kimi ganimetçiler ganimetlediklerini esas ederlerinin aşağısında sattıklarından kolayca alıcı bulmakta, bu satışlardan iyi para kazanmaktaydılar. Bu türden çok sayıda ganimetçi olmasına karşın nedense birisinin yakalandığı olmuyor ya da yakalananlar varsa da bunlar duyulmuyordu. Ganimet, gereksinmeleri için yapılıyorsa böylesi hırsızlığa hiç mi hiç gerek yoktu. Çünkü dört bir yanda, hakça dağıtım yapıldığı takdirde, güneyden gelen göçmenlerin her türlü gereksinmelerini karşılayacak eşya vardı. Vadili'de de kocaman bir salonda çeşit marka Kıbrıs Türkçesiyle buzlukların yani buzdolaplarının olduğunu biliyordu. Bu buzluklarının boyutları, markalarının kayıtlarının yapılmasını İnönü nam-ı diğer Sinde'de kalan, o yörenin en üst orunundaki kişi, birisine emredince ona yardım etmeği istemiş, isteği kabul edilmişti. Televizyon, radyo var mıydı, bunu bilmiyordu işte! Olmamasıysa olanaksızdı. Vadili'den ayrılacak göçmenlere televizyon, buzluk ya da radyo verilmiyor; yalınızca karyola, yatak, yorgan gibi eşyanın köyden çıkışına izin veriliyordu. Kitap alınmasına hatta kitapların yakılmasına da karışılmıyordu. Türkçe kitaplara bile gerekli ilgiyi göstermeyen bir toplumun bireyleri İngilizce ya da Rumca kitapları alıp da neyleyecekti? Onları yakmak ya da oldukları yerde ne olacaklarını hiç düşünmeden bırakmak bu insanlara göre daha akıllıca davranış değil miydi?

Bu minval üzere günler geçiveriyordu. Nihayet bir gün işsiz öğretmenin lise öğretmenlerine verilen aylıktan az bir aylıkla, istedikleri zaman durdurma ve tatilde ödenmeme koşuluyla atanması, güneyden gelen Larnakalıların bir kısımının yerleştiği Tırikomo'daki liseye, güneyden gelen aynı okulun felsefe öğretmeni orayı istemediğinden, tayini çıktı. Bu atanması da, Vadili'deki yaşamıyla oraya gitmesiyle yerleşmesi iki ayrı öykünün, hatta ne öykü, yazılırsa iki romanın konusu olmalıdır.

Şimdi ey okur, 1974'ten sonraki birçok olanağa karşın, bu ve buna benzer zorluklar çeken ya da karşı karşıya bırakılan bireyler o yıllarda göçmen olanların yerlerine dönmelerini isteyen ve bunu savunanlara karşı ne demelidirler? Yanıtını, göçmen olmayanlardansanız, siz değil de; bir kere, iki kere, hatta üç kere göçmen olanlar vermelidir. Hele o günleri göçmen olarak yaşayanlar bir de güneydeki evleri yıkılan, yerle bir edilenlerdense;

bunları başlarını sokabilecekleri evi kim ya da kimler sağlayacaktır? Evi olmayanlara birer konut yapılması için gerekli olanı parayı hangi kurum/lar, hangi devlet/ler ve hangi koşullarda verecektir. Kıredi verildiğinde, verilecekse eğer bu borca bugüne dek bir ev sahibi olmayanlar ya da kendilerine verilen evlerde yaşayanlar bu kırediyi ödeyecek denli kazançları var mıdır? Ya bugünlerde biriken borçlarına yıl sonunda kalan faizin eklenerek anapara yapıldığını, bundan dolayı borcunu gelirlerinin yetersizliğinden dolayı bir türlü kapatamayanların bu borçları ne olacaktır? İki borç nasıl ödenecektir? Bana sorarsanız, hoş şu televizyon oturumlarına moturumlarına hiç mi hiç çağrılmadığıma göre sorulmayacağını bildiğim halde yine bir yanıt olarak "Bu yeniden göçmen olmaktır." demeliyim. Yeniden göçmen olmak istemeyenler parmak kaldırsın; isteyenlere gelince var olacak kaosu biliyorlar, uslarına getiriyorlar, getirebiliyorlarsa ve yine evet diyorlarsa akıllarıyla bin yaşasınlar.

Oktay Akbal'la Sait Faik

Bir gün Oktay Akbal'la Sait Faik, Boğaz'da gezintidedirler. Gemi, Anadolu kıyılarındadır. Hemen önde, denize bakan bir kıyı kahvesi var.

Sait Faik genç arkadaşına dönerek:

- "Bak Oktay" dedi, şu kahvenin öyküsünü yazmak istesen, nereden, nasıl başlarsın?"

Oktay Akbal, kahvenin geniş camlarının verdiği olanakla içeriye doğru baktı. İlk ilgisini çeken duvarda asılı iki büyük fotoğraf.

- "Şu iki fotoğraftan başlar, öyle geliştiririm öykümü." Diye yanıt verdi.

Sait Faik gülümsedi ve hatta - belli ki takılmaca bir sert tonda - genç arkadaşına, kahvenin hemen önünde kıyıda bir sıraya çökmüş, eli çenesinde (belki de bastonuna yaslanmış), bütün varlığıyla fdalıp gitmiş bir yaşlı adamı göstererek:

- "Bana göre öykü, şu ihtiyardan başlamalıdır." dedi.

NOTLAR

Öykü nasıl olmalı

Celal Özcan'nın Türk Dili Dergisi'nin Mayıs-Haziran 3008 tarihli 126'ncı sayısında "Okuma, Yazma ve Yaratıcı Yazarlık Üzerine Değinmeler" adlı yazısının bir yerinde şöyle diyor:

"Deneyimli öğretmenler ve yazarlar, ozanlar iyi bilirler ki, yazıdaki yaratıcılıktır, özgünlüktür önemli olan, konuyu dağıtmadan sağlanacak bütünselliktir; sağlam dokudur. Bir Çehov'da, bir Sait Faik'te ve günümün öykücülüğünde 'klasik tasar' anlayışı bırakılmıştır artık. Bu durum, okullarda, yazılı anlatım çalışmalarında neden geçerli olmasın?"

Celal Özcan'ın düşüncesinde olduğumu, öykülerimi okuyanlar, arada bir de olsa öykü içerisine sıkıştırdığım tümcelerde bunu görmektedirler.

Nedir ortadereceli okullarımızda, hatta üniversitelerimizde bu konuda nasıl bir öğretim verilmektedir; doğruya doğru bilmiyorum. Bilmek de istemiyorum. Üniversitelerimizde ders veren, konferans çeken kimileri kariyer sahibidirler ya, onlar bu görüşte değillerse onlara bunu anlatmak, biliyorum ki "Deveye hendek atlatmak"tan daha zordur.

Yazımda basit kurallar

Yazımda öyle basit kurallar vardır ki bunları eli kalem tutanlarımız kimisi uymamaktadır. Bilmiyorlarsa bir Yazım Kılavuz'unu açıp kurallara bakıvermek bu denli zor mudur?

Örneğin "sayı adlarından, sıra sayıları türeten ek olan "-ncı/nci, -ncu/ncü" kullanırken şu yanlışları yapıyorlar:

(6'ıncı, 7'inci) diye yazıyorlar. "Altı'ıncı, yedi'inci" olmayacağını bunun "6'ncı, 7'nci" olması gerektiğini azıcık düşünseler doğru olarak yazacaklardır.

Sayı sesliyle sonlanıyorsa ekin ilk sesli düşmektedir. Sessiz harfle sonlanan rakamda ek ses uyumuna ugun olarak yazılmaktadır: 30'uncu, 80'inci vb.

Kurumlarda/kuruluşlarda yabancı sözcükler/adlar

Nedense son yıllarda kurumlara/kuruluşlara İngilizce/ Fransızca Türkçe'nin dışında bilmem nece adlar vermek "moda" mı oldu ne? Kurumlar yanı sıra yayımlanan kimi dergi adlarında da bu tutumu görmekteyiz. Televizyon izlencelerinde bile görülmektedir bu tutum.

Türkiye'de ve kimi Batı ülkelerinde belediyeler yabancı ad koymağı isteyen bir kuruma/kuruluşa izin vermemektedir.

Bizde de bu uygulanamaz mı dersiniz?

Batı Doğu'dan Başlar kitabında İran'dan Bir Not ve düşündürdükleri

Radikal Kitap'ın 30 Mayıs 2008 yılgünkü 376'ncı sayısında Semih Gümüş'ün Mebuse Tekay'ın Batı Doğu'dan Başlar adlı kitabı üstüne bir eleştiri/tanıtımı vardır ki burada yazıdan şu satırları aktarmak geliverdi içimden:

"İran'da hemen hemen bütün kentlerde şair mezarlıkları varmış. Tebrizlilerin sekiz yüz yıldır şairlerini gömdüğü mezarlık ziyaretinden söz ediyor Mebuse Tekay. Şairlerin fotoğrafını Humeyni'ninkinden büyük tutan kültür, mezarlığı da anıta dönüştürmüş. İran'ın 'zengin bir dili, edebiyatı, bilge mutasavvıfları, hatırı sayılır bir sineması, özgün, görkemli bir mimarisi var.' Hemen soralım: Kitap okuma oranı bizdekinin kaç katı? Yanıtını vermeyelim isterseniz..."

Bizde, Kıbrıs'ta, böyle bir mezarlık yapılmağa kalkınsa; bugün Milli Eğitim Bakanlığı'nın her yıl düzenlediği Şiir Gecesi'nin bile "Filan şairdir, falan değildir." kafa yapısından ötürü yapılmamasını var edenler kimin bu mezarlığa şair olarak gömülüp gömülmeyeceği üstüne de fetva vermeğe kalkarlarsa, mezarlık "aynı politik-görüşe sahip olanlar"ın ya da "aynı hizipten bulunanlar"ın mezarlığı olacaktır ki bu mezarlık kolayı kolayına dolmayacaktır.

Aman bizde böyle mezarlıklar yapılmasın ya da mezarlıklarda şairler, sanatçılar için ayrı bölümler ayrılmasın. Belirli kişilerin yaşıyorken tanımadıklarını hiç olmazsa ölümlerinde sonra rahat bırakmış oluruz.

   1367 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
07 Eylül 2008, Pazar   Sergideki melez kız
23 Ağustos 2008, Cumartesi   Sere serpe
17 Ağustos 2008, Pazar   Yozlaşmağa karşı manifesto (bildiri)
10 Ağustos 2008, Pazar   Sadrazam Mehmet Emin Paşa’nın teftişi
08 Ağustos 2008, Cuma   Telefon nerede?
19 Temmuz 2008, Cumartesi   NOTLAR Unutulanlar mı, bilinmeyenler mi?
05 Temmuz 2008, Cumartesi   Şairler, ah bu şairler!
27 Mayıs 2008, Salı   Tahmini namümkün şey
21 Mayıs 2008, Çarşamba   Kara çelenk
12 Mayıs 2008, Pazartesi   Sanatta devamlılık yok



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.2122 1.2207
1 STERLİN 2.1588 2.1749
1 EURO 1.7582 1.7706



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

FARKLILIK YARATABİLME ADINA...

Ali Baturay

HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYU...

Hasan Hastürer

Tiyatromuza yaşam verenleri hep ayakta alk...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(39)...

Akay Cemal

Hristofyas'ın tavsiyelerine bu halkın ...

Ahmet Tolgay

Okunması gereken "Kıbrıslı" bir ki...

Bilbay Eminoğlu

Eski insanlarımız

Hüseyin EKMEKÇİ

Doktorun değeri...

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Aysu Basri

DİN DERSLERİ

Dr. Umut Altunç

Normal doğum mu? Sezeryan mı?

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Türem Delikurt

Tüp Bebek Yöntemi: 30 yıllık bir geçmiş ve...

Dr. İsmail KEMAL

Futbol diplomasisi

Emin AKKOR

Zayıf halka bulunup, çekiliyor

Oğuz Metiner

Ramazan'a girerken

Psikolog Ayla Kahraman

OKUL

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Veee Renkler...

Mehmet RATİP

Robert Walser'i okumamanın ızdırabı

Dr. Orhan Aydeniz

Dünya Barış Günü

Harid Fedai

(Geçen haftanın devamı)





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital