Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Boykot + istifa= 2 trilyon
Güzel bir sahil, güzel bir deniz, büyük bir utanç
Ramazan geliyor, bizi gönderin
İçip içip uçuyordu
Hamitköy'de yabancı ordusu
DJ'ler geceleri gündüzlere taşıdı
Kat Deluna Girne'yi yakacak
Türkmenköy 3 yabancısını bekliyor
Kanu Bağcıl'da
Kaymaklı'da tempo ağırlaştı
Pekinliler böyle serinliyor
Doğan Türk Birliği çalışmalara hız verdi
Beyar "Hakemliğin yarınlarını kurtaracağız"
Kursiyerler sertifikalarını alacak
Kortlar canlanıyor
Gönyeli'de yüzme yarışı heyecanı

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

Ölümün Rüya Krallığı'nda bir köy?

Mehmet RATİP

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   28 Temmuz 2007, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

İki yazı önce "Amerika karşıtlığını Amerikalılardan daha iyi beceren olmadığı"na değinmiştim. Bu görüşüme mükemmel bir örnek teşkil eden "Ölümün Rüya Krallığı" (Death's Dream Kingdom) adında bir kitabı referans alarak yazmayı ve düşünmeyi istiyorum bu hafta.

Kitabın yazarı Amerikalı profesör Walter A. Davis, çalışmasında "neden korku modern toplumun en baskın duygusu?" sorusunu temel alıyor. Davis'in yaklaşımı, Bush yönetimi süresince ve 11 Eylül 2001 saldırıları sonrasında Amerikan toplumunun ruhundaki değişimi tanımlayan ve bu değişimin bütün dünyayı nasıl etkilediğini açıklayan radikal bir yaklaşım...

Evet, radikal, kökten... Davis'e göre radikal olmanın en iyi tanımını Karl Marx yapmış: "Radikal olmak, köke inmektir; ama kök insanın ta kendisidir". Davis, insanın köküne inmeyi, yani radikal olmayı, duygularımıza ve ruh halimize yönelik bir tavır almak olarak kabul ediyor.

Tarihimizle nasıl yüzleştiğimiz, bireysel ve toplumsal hayatlarımızı şekillendirmede belirleyici rol oynuyor. "Tarih acıtır," çünkü tarih hep "kazara" meydana gelir, diyor Davis. Burada "kazara" (contingent) kelimesini, "tesadüfen" olarak düşünmeyiniz. Aksine, kontrolümüz altında olmayan etkilere (geçmiş nesillerin yarattığı koşullara) ve günümüzde yaşadığımız toplumsal olaylara (gazete manşetlerindeki herhangi bir meseleye) karşı verdiğimiz tepkiler, başımıza gelen toplumsal kazaları önceden belirliyor. Böylece, "toplumsal olan kaza"yı şanssızlık veya haksızlık olarak addetmek, her birimizin kendi içinde gerçekleştirdiği en büyük psikolojik örtbas oluyor. Yine de tarih bir "kaza". Tesadüfen olmasa da, bizi acıtmasını engelleyemediğimiz için, büyük bir kaza.

Bu yüzden Davis'e göre kendi ülkesinde yaşanan 11 Eylül adlı toplumsal kazadan herkes ama herkes sorumlu. Hiç kimse ama hiç kimse bu "siyasi suç"tan kendini arındıramaz, arındırmamalı. Arındıranlar-Osama'yı eğiten bir küresel egemenlik anlayışının tahakkümü altında olan bir ülkenin temsilcileri olmaları bir yana-6 Ağustos 1945'te Hiroşima'ya attığı atom bombasıyla 200,000'den fazla insanın ölümünden sorumlu olan bir ülkenin temsilcileri olduklarını unutmak, örtbas etmek pahasına arındırırlar.

Çünkü Hiroşima, Davis'e göre, "küresel terörizm"in ilk örneğidir. Bugünün ABD yönetiminin "şeytan" ilan edip, savaş açtığı küresel terörizmin ilk örneği... Bombanın atılmasından 11 Eylül'e kadar geçen sürede, "benim yaptığımı bana da yaparlar mı?" korkusuyla nükleer cephanesini artıran (geride bıraktığımızı sandığımız Soğuk Savaş'ı bu korku tanımlamaktadır), başlattığı nükleer yarışta en büyük rakibi olan Sovyetler Birliği'ne karşı saldırtılmak üzere Osama bin Ladin gibilerini eğiten, ve bugün Osama gibilerine karşı gerçekleştirdiği Irak işgalinde kullandığı uranyum artıkları içeren bombalarla bütün düşmanlarına kendisinden korunmak için "atom"a sığınmalarını öğütlercesine dünyaya "psikopat bir barış" anlayışı armağan eden, ölümün lanetlediği bir rüya krallığı kurulmuştur zihinlerde. Amerikalıların ruhlarına saldıran, psikopatolojik, ölümcül bir tarih... Ve bu tarihten kendini sorumlu hissetmek ya da hissetmemek... Davis'e göre, işte tüm mesele bu.

Tarih, bir hamaset destanı olmamalı. Tarih, geçmişin üzerimize bir kabus gibi çöktüğü hatıralardan, hatırlanırken suçluluk hissi uyandıran anlardan oluşmalı. Doğumlarımızdan önce yaşansa da, doğrudan kendi elimizle gerçekleştirdiğimiz eylemler olmasa da, toplumumuza ait bütün tarihsel olaylardan kendimize pay çıkarmalıyız. Aksi takdirde, bilincimizden söküp attığımızı sandığımız bütün trajediler, kötü bir büyü gibi daha da güçlenerek gelip bizi bulacaklardır.

Davis'e yöneltilen yaygın eleştirilerden biri, "peki ya o teröristler, fanatik mücahitler, Osama bin Ladin ve Saddam Hüseyin gibi caniler?" sorusunu temel alıyor. Davis'in yanıtı sade ama özünde sert: "Herhangi bir sorunla uğraşmaya önce evimizde başlamalıyız, çünkü evde paylaşılan yaşantılar ve deneyimler çözüme en hızlı şekilde ulaşmamızı sağlar... Birisinin başka kültürlere dair sorunlar tanımlama hakkını etik olarak elde edebilmesi için, öncelikle kendi toplumunun sorunlarını ele alacak adaba sahip olması gerekmektedir."

Davis'in bu sözleri, bu yazının sessizliğini, eksik olan tarafını, hatta edepsizliğini açığa çıkarıyor aslında. Bu yazıdaki görüşlerin bizim toplumsal psikolojimizi göz hapsine alması, belki de hepimizin ruhunu gölgeleyen bir eksikliği, sessizliği çağırıyor. Evimizde uğraşmamız gereken sorunlar neler? Kıbrıslı Türkler olarak yüzleşmemiz gereken lanetli bir tarihimiz var mı? KKTC devleti altında sahip olduğumuz egemenliğe ulaşabilmek için neleri göze aldık? Başımıza gelen veya gelebilecek toplumsal kazalar hangi tarihsel yaraların zonklaması olabilir? Elde ettiğimiz barış psikopat mı? Ölümün Rüya Krallığı'nda bir köy olabilir miyiz? Hiroşima 11 Eylül'den ne kadar uzak ve farklıysa, küresel ABD egemenliğinin karanlık yönü de bizlerden o kadar mı uzak ve farklı?

(Yukarıdaki soruların benzerlerini Afrika gazetesinin başarıyla gündeme getirdiğini düşünen okurlar için belirtmem gerekir ki, sorular benzeşse de, soruları sorma sebebim ve cevap verme niyetim, Afrika gazetesinin sahip olduğu genel görüşle örtüşmemektedir. "Birleşik Kıbrıs", "tek Kıbrıs halkı", "Kıbrıs Cumhuriyeti'ndeki ortaklık haklarımız", ve "Kuzey Kıbrıs'ta işgal altında yaşam" fantezilerinin örtbas ettiği Kıbrıslı Türk kimlik krizinin tam ortasına dalmamız ve ait olma duygumuzu tamamıyla kaybetme riskini göze almamız gerektiğini düşünüyorum.)

Bu sorulara yanıt vermeyeceğim. Henüz değil. Bu yanıtları verebilecek kalibrede bir kaleme henüz sahip değilim. Yanıt veremediğim için de kendimi suçlu hissedeceğim. Bugün yanıt verdiklerini zannedenlerin kendilerini suçluluk hissinden arındırma gayretlerinin aksine, bir gün yanıt versem bile, üzerimdeki yük azalmayacak, trajedi yok olmayacak, yalnızca toplumumu ve dolayısıyla da kendimi daha iyi tanımış olacağım. Ta ki bir sonraki "kaza" gelip beni, bizi bulana kadar.

KKTC'nin "gerçekten" tanınması, ancak ve ancak örtbas ettiğimiz tarihimizi tanımamızla, toplumsal trajedimizle tanışmamızla gerçekleşebilir. Bu tanınma-tanıma-tanışma eylemi, kendi "güven dolu tedirginliğiyle" ve "trajik gülümsemesiyle" dünyaya açılmayı arzulayan her Kıbrıslı Türkün ilk görevidir.

   1442 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
16 Ağustos 2008, Cumartesi   Sol'un "hasımsızlığı"
09 Ağustos 2008, Cumartesi   Ölüm, sorumluluk, sır
02 Ağustos 2008, Cumartesi   Kara Şövalye ve siyasetin trajedisi
26 Temmuz 2008, Cumartesi   Sendikal lakayıtlık: Ya kapitalizm gidecek, ya da biz...
19 Temmuz 2008, Cumartesi   Olağanüstü hallerimiz
12 Temmuz 2008, Cumartesi   Kılavuzu Kissinger olanın...
05 Temmuz 2008, Cumartesi   Tahtası eksik bir ülke ve "su tahtası" eksik bir adam
28 Haziran 2008, Cumartesi   Carlin vs. Ölüm
21 Haziran 2008, Cumartesi   Auctoritas, non veritas...
14 Haziran 2008, Cumartesi   Egemenlik ve dalalet/küfür



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.1836 1.1919
1 STERLİN 2.1994 2.2157
1 EURO 1.7360 1.7482



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

BECERİKSİZLİĞİN CEREMESİ

Ali Baturay

HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYU...

Hasan Hastürer

Panayırcılıktan festivale...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar (34)

Akay Cemal

Peşin taleplerle masaya dinamit mi konuluy...

Ahmet Tolgay

ASAYİŞ BERKEMAL DEĞİL...

Bilbay Eminoğlu

Zam ve zulüm Hikayeyi bilirsiniz ...

Necdet Ergün

YENİ "ENERJİ POLİTİKASINA" İHTİYAC...

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. Umut Altunç

Lap Top Bilgisayarlar Kısırlık Yapar Mı?

Aysu Basri

ÇÖZÜM OLACAĞINA İNANMAYANLAR NASIL ÇÖZÜM Y...

Sevilay SADIKOĞLU

İstanbul ve Karaköy Güllüoğlu baklavaları....

Mustafa BESİM

EKONOMİDE HAYAL DÜNYASI

Türem Delikurt

Doğa'nın gizemi...

Dr. İsmail KEMAL

Kafkasya istikrar paktı gerçekçi mi?

Emin AKKOR

Elektrik çarptı

Oğuz Metiner

Berat geceniz mübarek olsun

Ali Özçil

Denizlerin siyah incisi havyar

Bedia BALSES

Elinde Camdan Ebem Kuşakları Dilinde Krist...

Beste SAKALLI

AŞK, ALIŞMAK VE YAŞAMAK...

Psikolog Ayla Kahraman

"DİYABETİK ÇOCUKLAR"

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Dillendirilen bir konu daha var:POZİTİF OL...

Osman Ertuğ

"Ayrılıkçı Devlet" kimdir

Bener HAKERİ

Yozlaşmağa karşı manifesto (bildiri)

Ata ATUN

OSETYA- RUSYA, KKTC-TÜRKİYE BENZEŞMESİ

Mehmet RATİP

Sol'un "hasımsızlığı"

Dr. Orhan Aydeniz

Tarımsal Üretim Planlaması

Harid Fedai

(Çörçhil'in Kabulleri)

Cumhur DELİCEIRMAK

ÇOCUKLARIN SAATİ YA DA TABULA RASA





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital