|
Egemenlik, yani kısıtlanmaz, denetlenmez bir hakimiyetle, bağımsız bir şekilde kendini yönetebilme yetisi. Mustafa Kemal'in millete ait olduğunu söylediği "şey".
Egemenlik, yani ölüm ve hayat, kural ve istisna arasında karar verebilen siyasi güç. Bu da İtalyan düşünür Giorgio Agamben'in tanımı.
Tanımları yan yana koyduğumuzda, imkansız bir tarihle yüzleşiriz. Örneğin, kimin ölebileceği kararının verilmesini sağlayan bir istisna hali olarak 1960 Türkiye darbesini bir milletin (matematiksel mantık çerçevesinde, milleti temsil eden bir meclisin) kararlaştırdığını, ve dolayısıyla milleti temsil ettiği sanılan devlet adamlarının (Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan) bir milli iradeye cevaben asıldığını anlatan imkansız bir tarih.
Tanımları yan yana koyduğumuzda, "millet" dediğimiz şey ölüm ve hayat, kural ve istisna arasında karar verebilen siyasi güç müdür? Darbeler yapan, savaşlar ilan eden, düşmanlarını öldürebilen egemen, millet midir? Coğrafik sınırlarla belirlenmiş bir ülke içerisinde yaşayan bütün siyaseten reşit ve kimlik kartı sahibi insanlara "millet" diyeceksek (henüz ilk etapta, çocukları ve "sindirilmemiş" göçmenleri "gayrı milli" saymak zorunda kalarak), birilerine idam cezası verirken veya hükümetler devirirken o insanlardan birer birer onay almak mümkün müdür? Değildir. O zaman, "egemen millet" bir oxymoron, yani yan yana geldiğinde çelişki yaratan ve anlamsızlaşan iki kelimenin oluşturduğu bir terim olmaya mahkumdur.
Dolayısıyla, "Kıbrıslı Türk milleti" diye bir topluluğun varlığını sorgulamamak "kaydıyla" ve coğrafik sınırlarımızla ne kadar "barışık", KKTC kimliklerimizle ne kadar "tanınmış" olduğumuzu bir kenara bırakamamak "şartıyla", egemenliğin kayıtsız şartsız bizim millette olmadığı kesin.
O halde Mustafa Kemal yalan mı söyledi? Kesinlikle hayır. O, kelimenin tam anlamıyla, bembeyaz bir sayfaya yeni bir tarih yazmak istedi. Yalan konuşanlar, Mustafa Kemal'in yazdığı tarihin "bilinçsiz tüketicileri"... Bugün "millet", hem sosyolojik kavram hem toplumsal olgu olarak, hem teoride hem pratikte, çatır çatır parçalanmaktadır. Türk milleti de, onun kırık bir aynadaki tekinsiz yansıması olan Kıbrıslı Türk milleti de, bu coğrafyayı paylaşan insanlar için son sürat anlamsızlaşmaktadır.
Neden? Giorgio Agamben'in aklıselim olduğunu varsayarsanız; ölüm ve hayat, kural ve istisna arasındaki kararı veren egemenleri sorgulamadığımız, onları unutmayı ve umursamamayı seçtiğimiz için... Bir millet olabilmemiz niye baştan beri imkansızdı, buna yanıt veremediğimiz için... Millet parçalanıyor, anlamsızlaşıyor.
Çünkü millet hiçbir zaman yoktu, fakat millet adına egemen olabilen uyanıklar vardı. Ve millet hiçbir zaman olmayacak. Fakat tarihi yeniden yazma sorumluluğuyla kalemi elimize almadığımız takdirde, uyanık egemenlerin kara listeye eklediği bir tarihin karanlığında uyutulduğumuz sırada, tekrar tekrar gördüğümüz sıkıntılı bir rüya olacak millet.
Modern Kıbrıs tarihinde, yasanın çiğnendiğine karar verip yasayı askıya alabilenler, kuralın işlemediğini, istisnai/olağanüstü halin (state of exception/emergency) başladığını hükmedenler kimler olmuştur? Kolonyalizm sonrası "bağımsızlaşan" Kıbrıs adasının tarihi, günümüze taşınmış hukuksal gedikleri ve yasa dışı devletleriyle ("tanınmış" Kıbrıs Cumhuriyeti devleti ve yasaları da dahil olmak üzere) kronik bir olağanüstü halden, kalıcı bir darbeden ibaret değil midir?
Kimin öleceğine, kimin yaşayacağına karar veren "kara listeci" egemenlerimiz kimlerdir? Makarios Trusiotis, 2005'te Galeri Kültür Yayınları tarafından Türkçesi yayınlanan "Karanlık Yön: EOKA" adlı kitabıyla Kıbrıslı Rum egemenlerin fotoğrafını çekmiş bulunmakta. Peki ya bizler? Fotoğraf mı çekiyoruz, hafızaları mı karartıyoruz? Bugün, Ayhan Hikmet, Muzaffer Gürkan, Selim Mustafa gibi ölümleriyle Kıbrıslı Türk siyasi egemenliğini yaşatan isimler, beyaz bir sayfaya yazıldıklarında egemenliğimiz hakkında neleri aydınlatabilirler? "Egemenliğimizi tanımıyorlar" diyerek boşuna üzüldüğümüzü mü? Egemenliğimizi kendimizin bile tanımadığını mı? Hiçbir zaman egemen olamayacağımızı mı?
"Siyasi hayatımız" tabirini hemen her konuya ilişkin olarak dilimize doladığımız bir dönemde yaşadığımıza göre ve egemenlik kayıtsız şartsız öldürebilenin ise, bu farkındalığın gölgesinde "egemen olup siyaseten yaşayabilenlere" ve Karpaz'da kimleri "siyaseten yaşatacağına" muhtemelen kapalı kapılar ardında karar vermek zorunda kalan egemenlerimize "helal olsun" diyelim. Yasallığı askıya alıp, kendi istisna hallerini yaratıp, ölüm ve hayat arasında cambazlık yapabildikleri için... Hadi canım sen de, eşekler ve kaplumbağalar öldürülecek de birileri egemen olacak ha, daha neler...
|