|
21 Aralık 2012; yeni bir kış gün dönümü; yılın en uzun gecesi; en kısa gündüz vakti... Fakat o yıl 21 Aralık yalnızca Şehitler Haftası'nın başlangıcı olmayacak, aynı zamanda insanlık tarihi boyunca beklenen kıyametin başlangıcı olacak. Bu sadece bir tahmin, bahisler hâlâ açık, tutabilir de, tutmayabilir de... Meşhur Maya Takvimi'nde bir dönüm noktasına işaret eden bu tarih, dünya çapında bir dönüşümün habercisi.21 Aralık 2012... Başka hesaplara göre, en geç 23 Aralık 2012.
Bazı teorilere göre, insanlık psişik olarak daha gelişmiş bir bilişsel düzeye ulaşacak, daha yüksek bir bilince erişecek, kısacası 21/23 Aralık 2012 tarihinden itibaren bir ruhsal dönüşüm, hatta yeni bir evrim süreci, bir mutasyon başlayacak. Bazı teorilere göre ise, gezegen üzerindeki yaşamın büyük bir bölümünü yok edecek bir doğal felaketler zinciri yaşanacak.
Bu iki ihtimal, özellikle de ikincisi, belki de her neslin bugüne kadar hep yeniden ürettiği, yüzlerce hatta binlerce yıldır sürekli yazılıp çizilen, mistisizm ve bilimkurgu konularıyla ilgilenenlerin duymaktan sıkıldığı, ilk etapta masum, zararsız ve aşırı naif beklentiler olarak algılanabilir. Fakat tarihin hiçbir döneminde bu kadar somut bir kıyamet senaryosu üzerine bu kadar fazla yazılıp çizildiğini, bu kadar çeşitli spekülasyon yapıldığını zannetmiyorum.
Güneş sistemimizin gizli ve devasa kırmızı gezegeni Marduk'un, diğer gezegenlerin yörüngelerine dik açıda seyreden yolculuğunun Aralık 2012 evresinde, sistemin göbeğinden geçiş yaparak Dünya'nın dengesini altüst etmesini mi istersiniz; insanlığın var oluşu üzerinde birebir etkisi olan, hatta insanlığı tamamıyla kontrol altında tutan uzaylıların katastrofik planlarını uygulamaya koymalarını mı istersiniz... Dünya'ya çarpacak olan meteorlar, asteroidler, kuyruklu yıldızlar... Bunlar "uçuk" kabul edilen teorisyenlerin genelde eski gizemli metinlere dayanarak yazdıkları ihtimaller.
Bir de "aklı başında" olduğu söylenen ciddi bilimcilerin Güneş patlamaları tespiti var ki bu bilimciler patlamaların Dünya'nın elektromanyetik düzeninin -kelimenin tam anlamıyla- altını üstüne getireceğini (kutupların yer değişmesinden bahsediliyor), ardından da depremler, volkanik patlamalar gibi bir dizi doğal felaketlerin gerçekleşeceğini öngörüyorlar.
Dediğim gibi, hepsi sadece birer tahmin, bahisler hâlâ açık... Ama "nasıl olsa 4 yıl kalmış, günümü gün edeyim, sorumluluklarımdan kurtulup çılgınca yaşayım" diyerek kendi çapınızda bir küresel festival ilan etmeniz çok riskli ve sakıncalı olabilir. Çünkü bir de bakmışsınız, 2013'e girmişsiniz ve her şey yerli yerinde duruyor.
Kişisel tercihimi soracak olursanız, ben 2013'te her şeyin yerli yerinde durmasından yanayım. Dünya'nın gidişatından memnunum. Hem mikro hem makro düzeyde anlamlı ilişkiler kurup dost ve düşman edinebildiğim, belli görüşler doğrultusunda bazı şeylere ve insanlara tepki koyabildiğim, edebiyattan müzikten sinemadan felsefeden keyif alabildiğim, okuyup yazabildiğim, gezip muhabbet edebildiğim, ailemi ve kedimi ziyaret edebildiğim sürece mutluyum.
Dahası, 21 Aralık 2012'ye nasıl, daha doğrusu neyi dinleyerek gireceğimi de belirlemiş durumdayım. Efsanevi Amerikan rock grubu R.E.M.'in Accelerate adlı son albümünden "Sing for the Submarine" (Denizaltı için şarkı söyle) adlı şarkısıyla Dünya'nın "belki de son en uzun gecesini" selamlayacağım.
Şarkının yazarı ve R.E.M.'in vokalisti Michael Stipe, "Nuh'un gemisi" efsanesini günümüze taşıyor ve kıyamet günü için inşa ettiği kurtarıcı denizaltı için biz fânileri şarkı söylemeye davet ediyor.
"Herşeyi burada saklıyorum... Herşey denizaltının içerisinde... Artık herşey düşündüğünden daha az korkutucu... Ama bu iyi haber, güzelim... Olacak olan olacak... O yüzden denizaltı için şarkı söyle..." diyerek kıyametten korkan yoldaşını teselli ediyor Stipe. "Herşeyin nasıl başladığını, nasıl yokedildiğini ve yeniden inşa edildiğini anlatmaya çalıştım... Bana inanamadığını biliyordum..." diyor ve sanki de kıyametin geleceğine inanmak istemeyen yoldaşına sitem ediyor.
Ardından o gün, mesela 23 Aralık 2012, gelip çatıyor ve hiçbir şey olmuyor. Biz de insanlığın hayal gücüne gülüp geçerek, toplu çıldırışımızı onore ederek ve yeni rüyalar görmeyi umarak, Stipe'a memnuniyetle eşlik etmek zorunda kalıyoruz: "Şehir titreyip yıkılmadı... Yağmur hiç yağmadı... En azından itiraflarım seni güldürdü... Biliyorum, bu delilik... Ama bu rüyalar bana çok gerçekçi geliyor"...
|