Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Tam bir skandal
Talat'a yoğun ilgi
"İddialar yalan"
Dostluk çağrısı
Batı grubunda büyük çekişme
Gönyeli ile Lefke zirveye ortak
Esentepe İskele'den lider döndü: 2-3
A Takımı liderliğe devam dedi

YORUMLANANLAR
Avcı: ÖRP, kilit parti olacak [1]
Denktaş: DP, seçimden birinci parti çıkacak [2]
Bufavento'ya hayat öpücüğü [1]
Yasayı nasıl deldiler? [1]
Maaşlar yargıda! [2]
19 Nisan'da seçim var [11]
Tüp gaz krizi [5]
Erken seçime varız ! [2]
5 yılda, 1 milyon 280 bin keklik üretilecek [6]
3 milyon dolar için İpsaro'yu yok ediyorlar [2]
Tarih isyan ediyor [1]
Kim çözecek? [1]
Eroğlu, seçim startını Karpaz'dan verdi [3]
Aralık ayı hayat pahalılığı oranı yüzde -1.6 [2]
İsrail'den Mağusa Limanı'na yatırım talebi [11]
Rum yönetimi hesap vermeli [3]
Kocasoy: Yasada tadilat yapılmalı [2]
Diplomatik girişimler sonuç vermedi [1]



Sol'un "hasımsızlığı"

Mehmet RATİP

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   16 Ağustos 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Meşhur neo-Marksist düşünürler Michael Hardt ve Antonio Negri, "Çokluk" (Multitude) adlı eserlerinde, genel anlamda "Sol" mefhumuna değindikleri sırada, günümüz Solcularına bir uyarıda bulunurlar: "Bir zamanlar "Solcu insanları" oluşturan tüm cemiyetler artık yok olup gitmiştir", der Hardt ve Negri. Yirmi birinci yüzyılda varlığını sürdürmeyi ve tarihine karşı dürüst olmayı hedefleyen bir Sol politika bu gerçekle yüzleşmek zorundadır.

Dahası, bu "Solcu cemiyetlerin yok olup gitmesi" durumu, yalnızca Sovyetler Birliği'nin çöküşünden ve gerçekte varolan (ideallerde yaşatılmayan, ütopik olmayan, iktidara oynayan) sosyalizmlerin umutsuz deneylerinden kaynaklanmamaktadır. Aksine bu gibi "reel politik" faktörler, Hardt ve Negri'ye göre, olsa olsa bir pratik eksikliğe, yani Sol politika için uygulamada referans alınabilecek somut bir çerçevenin olmayışına işaret etmektedir.

Dolayısıyla, Hardt ve Negri'nin vurgulamak istedikleri başka bir mesele vardır. Evet, reel sosyalist ülkeler başarısız olmuşlardır, fakat somut tarihsel rejimlerden bağımsız olarak tartışılan, felsefesi yapılan, ve yaşatılan sosyalizmin hâlâ giderme şansına sahip olduğu bir eksikliği vardır: Hardt ve Negri'nin sözleriyle, Sol'un ne olduğuna ve ne olabileceğine dair bir "kavramsal eksiklik"...

Daha açık bir şekilde ifade etmek gerekirse, Hardt ve Negri'nin "Sol'un eksikliğine" dair temel kaygısı (ki bu kaygı "Çokluk" adlı kitabın nüanslarında hissedilmektedir) daha acı ve basit bir gerçeğe dayanmaktadır: Sol'un geleneksel ve tarihsel olarak bugüne kadar hasmını, yani düşmanını "gayet net bir şekilde" tanımlamış olduğu gerçeği... Bugüne kadar.

Bugüne kadar burjuva egemenliği ve kapitalizm, Sol'un esas düşmanları olarak düşünülmüşse de, yirminci yüzyılın başı, daha korkunç bir hasmın kendisini, benzersiz bir ısrarla, ikiyüzlü fakat etkili bir anti-kapitalist söylemle konuşlamasına ve çoğunlukla küçük burjuvaziden oluşan bir kitleyi mobilize etmesine şahit olmuştur. Faşizm adlı bu şeytani düşman, Sol'a Sol'un kendi söylevsel ve örgütsel silahlarıyla, yani anti-kapitalizm ve kitlesel mobilizasyonla saldırmış, ve böylece Sol'un gelmiş geçmiş en kötü -daha doğrusu, en iyi (?), acımasızca başarılı- hasmı oluvermiştir.

İkinci Dünya Savaşı sonunda, faşizmin yenilmesinden sonra, Soğuk Savaş'ın gölgesinde bile, Sol'un düşmanını ya ABD emperyalizminde ya da Sovyet totalitarizminde görerek, demokrasi ve özgürlük hedeflerine bağlılığını canlı tuttuğunu söyleyebiliriz. Fakat yirminci yüzyılın sonları, "hasımsızlık" şeklinde ortaya çıkan "Sol'un kavramsal krizinin" başlangıcı olmuştur.

Bu krizin yaşandığı esnada, anlaşılabilir bir şekilde, Sol'un eski bir Nazi Partisi üyesi olan ve siyasal olanın "dost ve düşman arasındaki ayrımı yapabilme" yetisinden ibaret olduğu kuramını geliştiren Alman düşünür Carl Schmitt'in çalışmalarına ilgisi aniden artmıştır. Sol, "düşman edinme sanatını" hatırlamak için, Nazi iktidarının baş-hukukçusu, anti-sosyalist Schmitt'ten, kısacası "düşmanından" medet ummaktadır.

Hardt ve Negri'den hareketle özetlediğimiz bu tarihsel-kavramsal süreç, Kıbrıslı Türk Sol'un da hangi çıkmaz sokaklarda volta attığını aydınlatmaktadır. Düşmanını tanımlamayan Sol, "barış" ve "çözüm" gibi dostane kavramlara sığınmakta ve bu kavramların suya sabuna dokunmayan, rahatlatıcı etkileri sayesinde tamamen "kapitalizm yanlısı" olabilmektedir. Sahiden, eğer hâlâ öyle bir politik özne varsa, günümüz Kıbrıslı Türk Sol'u neye, kime, neden karşıttır, düşmandır?

Gerek çözüm, gerekse çözümsüzlük ortamlarında, anti-kapitalizme dayalı bir Sol'un, en azından Kuzey Kıbrıs özelinde, ortaya çıkmayacağı aşikârdır. Halbuki kapitalizmin gelişmesini savunan bir Sol pozisyon da Solcu gelenek içerisinde hep olagelmiştir. Bu bilgiye rağmen, Kıbrıslı Türk Sol'u "kapitalizmin gelişmesinin" ekonomik-politik etkilerine dair hiçbir şey söylememekte, "sağdan soldan dost edinme" telaşı içerisinde eleştirel ve tutarlı hiçbir pozisyon sunmamaktadır. Hasımsızlık güzelce hazmediliyorsa şayet, Sol'un güler yüzlü, hınzır sermayedarlar ve somurtkan, mutsuz kitleler yaratmaktan başka bir işlevi kalmadığı düşüncesi, kendisine "Solcu" diyebilen herkesi üzmeli ve yeniden düşündürmelidir.

   1019 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
03 Ocak 2009, Cumartesi   Raif Denktaş’ın anısına bir sav: Kuzey Kıbrıs’ın ‘militarist kapitalizm’ ilkesi
27 Aralık 2008, Cumartesi   Evrensel aklın habercisi: Muntazar El Zeydi potinlerini niçin savurdu?
23 Aralık 2008, Salı   Alexandros Grigoropoulos’un yokluğunun dünyaya armağanı: Anarşi
13 Aralık 2008, Cumartesi   Kara kedinin lütfu: Lanetlilerin politik birlikteliği için çağrı
06 Aralık 2008, Cumartesi   60. yılında Evrensel İnsan Hakları: Niçin? Hangi insan için?
29 Kasım 2008, Cumartesi   Görünmez sınıf ve silik öğreti: Bir ‘gözlemleyip adlandırma’ yarışması için çağrı
22 Kasım 2008, Cumartesi   Paul Virilio: Savaşın şehir plancısı ve kaza müzecisi
15 Kasım 2008, Cumartesi   Hannah Arendt’le düşünmek: Rüzgar gelecek delikleri açmak
08 Kasım 2008, Cumartesi   Jean-Luc Nancy: Savaşa ve ekotekniğe karşı ‘tekil-çoğul-olmak’
01 Kasım 2008, Cumartesi   Machiavelli’nin icadı: Kafir egemenlik



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5107 1.5214
1 STERLİN 2.2554 2.2722
1 EURO 2.0571 2.0715



YAZARLAR : .

Reşat Akar

İnanılır gibi değil

Ali Baturay

Gazze'deki dram

Akay Cemal

Mecburiyetten...

Hasan Hastürer

19 Nisan'da Cumhurbaşkanlığı seçimi de...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(53)...

Ahmet Tolgay

GAZZE CAYIR CAYIR...

Bilbay Eminoğlu

Kıb-Tek'e gittim ve "indirimleri&#...

Omaç BAŞAT

Haklıyız, gelecekten umutluyuz

Dilek ÇETEREİSİ

Meclisten Notlar (25/11/08)

Aysu Basri

ACI HER DİLDE HER DİNDE AYNI ACITIYORİ SEV...

Emin AKKOR

Kriz kıskacında 3 tehlike

Uzm. Mine Çağlar

Sağlık dolu bir yaşama yolculuk

Dr. İsmail KEMAL

Seçim aracı olarak savaş

Oğuz Metiner

"El kârda, gönül yarda"

Psikolog Ayla Kahraman

Bir şans daha

Türem Delikurt

"Aile; anne-baba ve çocuklardan oluşan...

Harid Fedai

Yerli Haberler





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital