Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
"Hatalar sadece Gönyeli'nin lehine"
Sentetikte şok iddia!
Liseler futbolda finalin adı: NKL-Kurtuluş
Boğaz, gelecekten umutlu
Seçim yasakları öncesinde yasa gücünde 5 kararname
Dünyadan kopartıldık
Bütçeden 140 milyon TL
Hamitköy'e içilebilir su

YORUMLANANLAR
Bufavento'ya hayat öpücüğü [1]
Yasayı nasıl deldiler? [1]
Maaşlar yargıda! [2]
Denktaş: DP, seçimden birinci parti çıkacak [2]
3 milyon dolar için İpsaro'yu yok ediyorlar [2]
Tarih isyan ediyor [1]
Kim çözecek? [1]
Eroğlu, seçim startını Karpaz'dan verdi [3]
Aralık ayı hayat pahalılığı oranı yüzde -1.6 [2]
19 Nisan'da seçim var [11]
Tüp gaz krizi [5]
Erken seçime varız ! [2]
5 yılda, 1 milyon 280 bin keklik üretilecek [5]
Kocasoy: Yasada tadilat yapılmalı [2]
Diplomatik girişimler sonuç vermedi [1]
19 milyon kez geçiş [4]
Çözüm olursa yüzlerce genç adaya dönecek [17]
İsrail'den Mağusa Limanı'na yatırım talebi [10]



Robert Walser'i okumamanın ızdırabı

Mehmet RATİP

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   6 Eylül 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Henüz okuyamadığım ama eserlerini, zihninin işleyişini çok merak ettiğim bir yazar var. Robert Walser. Bir yazar, özellikle eleştirmen, edebiyat üzerine yazacağında, genellikle okuduğu, hatta derinlemesine okuduğu, karakterlerini ve temasını en ince detaylarına kadar incelediği yazarlar ve eserler üzerine yazmayı tercih eder. Ben bu hafta tercihimi farklı bir yönde kullanıp, hiç okumadığım, dolayısıyla hiç analiz etme fırsatını bulamadığım "tuhaf" bir yazara olan ilgimi sizlerle paylaşacağım.

Bu tür bir "bilgisizliğe rağmen ilgi"nin temelinde ilginç bir duygu yatıyor aslında. Ankara'da birkaç yıl boyunca her sabah günlük gazetemi dükkânından aldığım bakkal Mehmet Emin ağabeyim bugüne kadar duyduğum en iyi tanımlamasını yapmıştı bu duygunun. "Dünyanın en güzel ızdırabı, okuyamama ızdırabıdır," demişti. Gece gündüz çalışmaktan o çok sevdiği, uzun saatler boyunca okumak istediği kitaplarının kapaklarını dahi açmaya fırsat bulamıyor ve buna rağmen yazılı, basılı herşeye dair olan sevgisi hiçbir şekilde körelmiyordu.

Bir gün ona Edward Said'in bir kitabını hediye etmiştim (Mehmet Emin ağabeyimin biraz fazla "yerelci" olan milliyetçi damarı, ilk etapta, Türk olmayan bu büyük yazara biraz burun kıvırmasına neden olmuştu, ama Said'in Filistinli olduğunu söylediğimde, o karmaşık "politik-dinsel kardeşlik" duygusunu tetiklediğimde "ideolojik kalkanlarını" biraz olsun indirmeye karar vermesini sağlayabilmiştim). Hediyesini alır almaz, bir türlü kitap okuma fırsatı bulamadığından, işten ötürü çok yorulduğundan bahsetmişti. İşte bunu belirttikten hemen sonra "okuyamama ızdırabı" teorisini ayaküstü geliştirmişti.

Aşağı yukarı şöyle örneklemişti bu ızdırabı: "Bedeninin ve zihninin tüm yorgunluğuna rağmen, kanepeye birkaç satır okumak için uzandığında, kitap kucağında uyuyakalmanın ızdırabı yok mu? Muhteşem bir ızdıraptır o." Gerçekten de öyledir. Okumak istiyorsun, ama gözlerin açılmıyor. Hikayelere, bilgiye, duygulara açsın, ama kafanın içi düğümleniyor, algıların karman çorman. Ve uyuyorsun, okuyamıyorsun. Gözlerin kepenkleri indiriyor, sen daha siftah edememişken. Hiçbir kazancın yok, bir şeyi çok yapmak isteyip de yapamamaktan başka. İstediğinle kalıyorsun, yetiniyorsun. Arzulayabilme yeteneğini henüz yitirmediğini anladığın için mutlusun, müteşekkirsin. Neye? Kime? Yazarlara ve onların emeklerine, yaratıcılıklarına. Günahıyla sevabıyla harekete geçirdikleri paylaşma dürtülerine.

Şüphesiz her yazar tetiklemiyor bu okuyamama ızdırabını. Yaratıcı olmayan, dahası, emeklerinin hiçbir değeri olmayan, insanlığı ateşleyen duyguların gerisinde kalan, toplumlarının içinde bulunduğu psikolojik gelgitlerden bihaber olan yazarlarla dolu ortalık. Ama okumayı seven birçok insan bir şekilde art niyetli ve açık fikirli, kötü ve iyi yazarları birbirlerinden ayırt edebiliyor muhakkak. Henüz tanışamadığım Robert Walser'e de benzer bir duyarlılıkla yakınlık duyuyorum. Onun modern insanın ruh haline geniş bir perspektiften bakabildiğini hissediyorum. Onun hakkında sahip olduğum birkaç yüzeysel bilginin beslediği bir his bu. Hiçbir akademik geçerliliği olmayan, okuyup da onu tanıdığımı anlayana kadar, okuyamama ızdırabını dindirene kadar peşimi bırakmayacak bir his.

Robert Walser, 1878 yılında, Almanca ve Fransızca arasında bir sınır oluşturan İsviçre'nin Biel şehrinde doğdu, böylece iki lisanı da öğrenerek büyüdü. Tiyatroya hayrandı, aktör olmayı denedi, beceremedi. Farklı yerlerde, düzensiz aralıklarla memurluk yaptı ve tecrübeleri sayesinde edebiyat dünyasına maaşlı çalışanın hayatını aktaran ilk Alman yazarlardan biri oldu. Uzun yürüyüşlere çıkmayı, kafasına göre dolaşmayı seven bir adamdı ve üslubunda hiç bilmediği mahallelerde gezinen bu "serbest seyahat halinin" oyunbaz izlerini görmek mümkündü. Eserlerinin çoğu kolay kolay kategorize edilemeyen edebi taslaklardan, kısa hikayelerden oluşuyordu.

"Mikrogramlar", yani çok küçük harflerle yazılmış el yazmaları üretmeye başlayıp tarzını daha soyut, daha radikal ve zor deşifre edilen bir hale soktuktan bir süre sonra gördüğü halisünasyonlar ve yenemediği endişelerinden dolayı, kız kardeşinin ısrarı üzerine, kendi rızasıyla akıl hastanesine kapandı. 1929'dan 1956'ya kadar akıl hastanesinden ayrılmadı. Uzun ve yalnız yürüyüşler yapmaya devam etti ve, "Geschwister Tanner" adlı ilk romanında tasvir ettiğine benzer bir şekilde, 1956 yılının Aralık ayında karlarla kaplı bir tarlanın ortasında kalp krizi geçirerek öldü. Okunmayı bekliyor.

   969 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
03 Ocak 2009, Cumartesi   Raif Denktaş’ın anısına bir sav: Kuzey Kıbrıs’ın ‘militarist kapitalizm’ ilkesi
27 Aralık 2008, Cumartesi   Evrensel aklın habercisi: Muntazar El Zeydi potinlerini niçin savurdu?
23 Aralık 2008, Salı   Alexandros Grigoropoulos’un yokluğunun dünyaya armağanı: Anarşi
13 Aralık 2008, Cumartesi   Kara kedinin lütfu: Lanetlilerin politik birlikteliği için çağrı
06 Aralık 2008, Cumartesi   60. yılında Evrensel İnsan Hakları: Niçin? Hangi insan için?
29 Kasım 2008, Cumartesi   Görünmez sınıf ve silik öğreti: Bir ‘gözlemleyip adlandırma’ yarışması için çağrı
22 Kasım 2008, Cumartesi   Paul Virilio: Savaşın şehir plancısı ve kaza müzecisi
15 Kasım 2008, Cumartesi   Hannah Arendt’le düşünmek: Rüzgar gelecek delikleri açmak
08 Kasım 2008, Cumartesi   Jean-Luc Nancy: Savaşa ve ekotekniğe karşı ‘tekil-çoğul-olmak’
01 Kasım 2008, Cumartesi   Machiavelli’nin icadı: Kafir egemenlik



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5145 1.5252
1 STERLİN 2.2171 2.2336
1 EURO 2.0281 2.0424



YAZARLAR : .

Reşat Akar

İnanılır gibi değil

Ali Baturay

Gazze'deki dram

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(53)...

Akay Cemal

Mecburiyetten...

Hasan Hastürer

19 Nisan'da Cumhurbaşkanlığı seçimi de...

Bilbay Eminoğlu

Kıb-Tek'e gittim ve "indirimleri&#...

Omaç BAŞAT

Haklıyız, gelecekten umutluyuz

Ahmet Tolgay

GAZZE CAYIR CAYIR...

Dilek ÇETEREİSİ

Meclisten Notlar (25/11/08)

Aysu Basri

TARİH KİMİN ESERLERİNİ KORUYACAK!

Emin AKKOR

Kriz kıskacında 3 tehlike

Uzm. Mine Çağlar

Sağlık dolu bir yaşama yolculuk

Dr. İsmail KEMAL

Trajik bilanço

Oğuz Metiner

"El kârda, gönül yarda"

Psikolog Ayla Kahraman

Bir şans daha

Türem Delikurt

"Aile; anne-baba ve çocuklardan oluşan...

Harid Fedai

Yerli Haberler





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital