|
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın tüm iyimser mesajlarına rağmen, karşı tarafta bir tuhaflıklar var... Talat, Kıbrıs TV'ye konuşurken, her iki tarafın da olmazsa olmazları bulunmasına karşın, Kıbrıs sorununda son gelişmelerin umut verici olduğunu ve gidişattan memnun olduğunu belirtti. Cumhurbaşkanı, "Hristofyas ile yine bir görüşmemiz olacak. Bu görüşme sonucunda olumlu sonuçlar alabilirsek, kapsamlı müzakere sürecini başlatabileceğiz" şeklinde konuştu.
Beri yandan Rum lider Dimitris Hristofyas, Rum tarafının liderler arasındaki doğrudan müzakerelerin haziran ayında başlayacağını taahhüt etmediğini söyledi. Rum Yönetimi Başkanı, "açıkça söylemek isterim ki, teknik komite ve çalışma gruplarının çalışmalarında ilerleme olmadan Kıbrıs sorununun çözümü müzakerelerinin başlamasını hiçbir şekilde taahhüt etmedik" dedi.
Hristofyas ayrıca 'zemin hazırlamak için uzmanlar arasında görüş birliği bulunabilmesi amacıyla Kıbrıs sorununa ilişkin doğrudan görüşmelerin kısa bir süreliğine ertelenmesi talebini Talat'a ileteceğini de kaydetti.
Halbuki bildiğimiz kadarıyla teknik komiteler ve çalışma gruplarında ilerleme olsun veya olmasın, ortak zemin bulunsun, ya da bulunmasın, iki lider arasında haziran ayında bir görüşmenin yapılacağı bilinmekteydi. Bu husus, Talat'ın sözcüsü Hasan Erçakıca tarafından da dile getirilmişti.
Şimdi bundan yan çizmeye çalışmak, "biz söz vermedik" demek, acaba neyin nesi oluyor?..
Yine bildiğimiz kadarıyla daha önceleri de bu işler böyle yürütülmezdi. Uzlaşma sağlansa da, sağlanmasa da iki lider bir araya gelir, teknik komitelerin ele aldığı ve üzerinde uzlaşılan veya uzlaşılamayan konuları gözden geçirir, tıkanıklıkları giderir ve ortak yaklaşım konusunda çaba harcarlardı. Yeni yaklaşımla ilgili olarak komite üyelerini bilgilendirir, çoğu zaman da uzlaşmazlığı uzlaşıya çevirirlerdi.
Çalışma grupları ve teknik komiteler her şeyi çözecek diye bir kural da yoktur. Eğer onlar her şeyi halledecek ve gerisi Talat ile Hristofyas'ın imzalarına kalacak diye bir husus da mevcut değildir.
Çalışma grupları ve teknik komiteler tam uzlaşıya varacaklar ve Talat-Hristofyas görüşmesi için uygun zemini yaratacaklar diye bir kuralın olduğunu da sanmıyoruz. Her konuda mutabakata varmak mümkün değildir. Mümkün olmadığına göre de, zor konuların Talat ve Hristofyas'a havale edilmesi gayet doğaldır. Aksi halde iki lider ne güne durur?..
Anlayacağınız bu işlerde bazı tuhaflıklar var, ama ne?.. Belki de bu noktada Hristofyas haklı olabilir. "Açıkça söylemek isterim ki, teknik komite ve çalışma gruplarının çalışmalarında ilerleme olmadan Kıbrıs sorununun çözümü müzakerelerinin başlamasını hiçbir şekilde taahhüt etmedik" deyişiyle, belki de perde gerisinde bir ilke anlaşması olduğu mesajını mı vermek istiyor?..
Yoksa; acaba bizim taraf çıtayı alçak tuttu da, ondan mı cesaret alıyor?..
Diğer yandan Rum Yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu, Kıbrıs sorununun yeni bir başarısızlığı kaldıramayacağını ifade ederek, "Herhangi bir müzakerenin bu sefer başarıya ulaşması şartlarının yaratılması amacıyla ön hazırlığın iyi yapılması gerekir" dedi. "Başkan Hristofyas, şu anda Kıbrıs sorununda yürütülmekte olan diyalogda zorluklar olduğunu değerlendiriyor" şeklinde görüş beyan eden Stefanu, teknik komite ve çalışma gruplarında, üretilmesini bekledikleri çalışmanın şu ana kadar üretilmediğinden yakındı.
Demek oluyor ki, Rum liderliğinin bir takım beklentileri vardır ve işler henüz o noktaya gelmiş değildir. Acaba Türk tarafı açısından durum nedir ve beklentilerle ilerleme sağlanabilmiş midir?..
Sonuçta aynı soruyu iki taraf açısından da sormak ve değerlendirmek gerek. 8 Temmuz Süreci ve ardından 21 Mart Mutabakatı ile çıkılan yolun 'Amerikan asfaltı' olduğu herhalde beklenmezdi. Öyle olmuş olsaydı, Kıbrıs sorunu kırk yılı aşkın bir süre içinde çözümlenmez miydi?.. Demek ki, yolda bir takım çukurlar, engeller, dikenler bulunmaktadır. Bunları aşabilmek için de yoğun bir çaba ve uğraş gerek. Dikenleri temizlerken, onların tümünü taraflardan birinin önüne yığmak doğru değildir. Aksi halde o taraf, sorunlar yumağı içinde boğulur ve ilerleme sağlanamaz.
Bu gibi hallerde asgari müşterekler son derece önemli rol oynar. Talat'ın da ifade ettiği gibi, ortada her iki tarafın da olmazsa olmazları olması, zorlukların aşılmayacağı anlamına gelmez. Yeter ki, bazı takıntılardan soyutlanılsın.
Ama, çalışma grupları ve teknik komitelerde tam mutabakat sağlanacak veya beklenen ilerlemeler gerçekleştikten sonra Talat ve Hristofyas masaya oturacak şeklinde izlenimler yaratma çabaları da şimdiki sürece katkı koyabilir mi?..
Kıbrıs sorununda vizyon takdimi veya izlenim yaratma çabaları, meselenin kökenine inme yerine tribünlere oynama anlamını taşır. Bu da, son derece olumsuzlar doğurur. Eğer Annan Planı'nın da gerisine düşecek öneriler, görüşler ve beklentiler varsa, onları bilmek bu halkın hakkıdır.
Sonuçta bekleyip göreceğiz. Ancak haziran görüşmesinin şarta şurta bağlanması da düşündürücüdür. Bu, Türk tarafından daha fazla taleplerde bulunulmasında 'baskı unsuru' anlamına da gelebilir.
Nihayet anlaşılmaz tuhaf işlere rağmen 'her şey olacağına varır' derler ya!..
|